Görüp pür-hûn dili bezm-i şarâb-ı nâbdan geçtim
Redifi “geçtim” olan bir vazgeçiş listesi. Yedi beyit boyunca şair sırayla şaraptan, uykudan, edepten, dostlardan ve güneşten geçtiğini sayar; her feragat bir yoksunluk değil, bir rütbe iddiası olarak kurulur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Görüp dili bezm-i şarâb-ı nâbdan geçtim
O -i devrânım ki hûrd ü hâbdan geçtim
1Gönlü baştan başa kan içinde görünce saf şarap meclisinden geçtim;
2ben çağın o müstağnisiyim ki yemekten de uykudan da geçtim.
- 2
Ben ol şeydâ-yı aşkım mest-i küstâh-ı elestim kim
Elimde câm-ı sahbâ meclis-i âdâbdan geçtim
1Ben aşkın o çılgınıyım, elest sarhoşluğunun küstahıyım ki
2elimde şarap kadehiyle edep meclisinden geçtim.
Sarhoşluğun tarihi elest gününe, ruhlara “ben sizin Rabbiniz değil miyim” diye sorulan âna çekiliyor: âşık dünkü içkiyle değil ezelî bir yeminle sarhoştur. “Küstah” ile “âdâb” karşı karşıya duruyor; kadeh elde geçilen meclis edepliliği geride bırakıyor.
- 3
-i vasf-ı âbru-yı bütân-ı kâ’be-i aşkım
Hilâl-i meh gibi sîmîn bir mîzâbdan geçtim
1Aşk kâbesindeki putların yüz suyunu anlatan o tatlı suyum;
2ay hilâli gibi gümüşten bir oluktan geçtim.
Konuşan kendini aşk Kâbesindeki güzellerin yüz suyunu anlatan tatlı su sayar. Hilal gibi gümüş bir oluktan geçtiğini söyler; su, gümüş ve ay görüntüsü aynı cümlede birleşir, şiirin söylemediği mimari ayrıntılar eklenmez.
- 4
Rehâ yok çâr-ı mevc-i derd-i hicrinden dile gerçi
Yem-i endûhta sad halka-i girdâbdan geçtim
1Gerçi gönlün, ayrılık derdinin dört bir yandan gelen dalgasından kurtuluşu yok;
2yine de keder denizinde yüz girdap halkasından geçtim.
Beyit önce kurtuluşun imkânsızlığını kabul edip sonra yüz girdabın geçildiğini söyleyerek redifi bir inatla dolduruyor: kurtulmak başka, geçmek başkadır. “Halka” kelimesi girdabı sevgilinin zülüf halkasına bağlıyor; âşık boğulduğu yerin saç olduğunu bilerek batıyor.
- 5
Dâhî dûr etmedin âgyârı sen bezm-i visâlinden
Seninçün ey büt-i bîgâne ben ahbâbdan geçtim
1Sen hâlâ rakipleri kavuşma meclisinden uzaklaştırmadın;
2oysa ben senin için, ey yabancı put, dostlardan geçtim.
Gazelin tek sitem beyti ve sitem bir hesap biçiminde kurulmuş: iki taraf da bir şeyden vazgeçecekti, âşık payına düşeni ödedi, sevgili ödemedi. “Büt-i bîgâne” tamlaması suçlamayı tanımın içine yerleştiriyor — put zaten yabancıdır, kendisine tapanı tanımaz.
- 6
Ben ol bir kem-ter şerâr-ı külhan-ı aşkım
Ki bî-pervâ dil-i hûrşîd-i âlem-tâbdan geçtim
1Ben aşk külhanının seçkin ama en değersiz bir kıvılcımıyım ki
2pervasızca, âlemi aydınlatan güneşin gönlünden geçtim.
‘Berceste’ ile ‘kem-ter’ seçkinlik ve değersizliği aynı kıvılcımda toplar. Aşk külhanından çıkan bu küçük kıvılcım, pervasızca âlemi aydınlatan güneşin gönlünden geçtiğini söyler; yorum bunu şiir tekniğine ilişkin dış bir terimle açıklamaz.
- 7
O şûhun cevher-i pür-şu'leyim tîg-ı nigâhında
Dil-i uşşâkta Ekrem nice hûn-âbdan geçtim
1O şuhun bakış kılıcındaki alev alev cevherim ben;
2Ekrem, âşıkların gönlünde nice kanlı sudan geçtim.
Konuşan kendini sevgilinin bakış kılıcındaki alevli cevher sayar. Âşıkların gönlünde nice kanlı sudan geçtiğini belirten son dize, kılıç ile kanlı gözyaşını aynı görüntüde birleştirir; kaynakta bulunmayan yapım tekniği eklenmez.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142890 numaralı sürüm esas alındı; Nağme-i Seher'in Kafiye-i Mim bölümünün dokuzuncu gazeli. Sayfa başındaki “İbtidâ-yı Gazeliyyât” bölüm başlığı şiirin dizesi olmadığı için alınmadı, mahlasın iki yanındaki yıldızlar atıldı. Ölçü bu dizgide düzenli olarak ikinci dizelerde aksıyor: yedi beytin yedisinde de kafiyeyi taşıyan dize hezec kalıbını bir ya da iki hece eksik kapatıyor, matlaın ilk dizesi de bir hece kısa. Hiçbirine ekleme yapılmadı. Dördüncü beyitteki “çâr-ı mevc” tamlamasında izafet keskisi fazla görünüyor (“çâr-mevc”, yani dört dalga beklenir); düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Redif ilk beyitte iki yönlü kuruluyor: “geçtim” hem terk etmek hem aşıp geride bırakmak demek. Vazgeçmenin gerekçesi de burada — gönül zaten kan dolu olduğuna göre kırmızı şaraba gerek kalmamıştır. İkinci dize yoksunluğu istiğnaya, ihtiyaçsızlığa çeviriyor.