Gün togdı şâh-ı ‘âlem uyanmaz mı hvâbdan (Kanûnî Mersiyesi, V. bend)
Kanûnî’nin ölümünü uyanmayan bir uykuya benzeten, güneşe ve buluta yas tutturan ve son beyitte kalemi yaka yırtan bir insana çeviren sekiz beyitlik terkibibent bendi.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gün togdı şâh-ı ‘âlem uyanmaz mı hvâbdan
Kılmaz mı cilve hayme-i gerdûn-cenâbdan
1Gün doğdu; dünyanın padişahı uykusundan uyanmaz mı?
2Gök kadar yüksek çadırından çıkıp görünmez mi?
- 2
Yollarda kaldı gözlerümüz gelmedi haber
Hâk-i cenâb-ı südde-i devlet-me’âbdan
1Gözlerimiz yollarda kaldı, bir haber gelmedi.
2Devletin sığınağı olan o yüce kapının toprağından ses yok.
Bâkî beklemeyi bir yer tarifiyle anlatıyor: göz yolda, haber sarayın eşiğinde. Beklemenin bedeli, hükümdarın adının artık ancak bir kapı toprağıyla anılması.
- 3
Reng-i ‘izârı gitdi yatur kendü
Şol gül gibi ki ayru düşüpdür gül-âbdan
1Yüzünün rengi gitti, dudağı kurumuş hâlde yatıyor.
2Gülsuyundan ayrı düşmüş bir gül gibi.
Gül ile gülsuyu aynı şeyden gelir; biri gidince öteki de anlamını yitirir. Şair padişahın cesedini tarif etmek yerine, kokusundan ayrılmış bir çiçeği gösteriyor.
- 4
Gâhî hicâb-ı ebre girür husrevâ felek
Yâd eyledükçe lutfuñı terler hicâbdan
1Ey padişah, gök zaman zaman bulut perdesinin arkasına girer.
2Senin cömertliğini hatırladıkça utançtan terler.
Bulut bir perde, yağmur da utanç teri; hava olayı doğrudan bir duyguya bağlanıyor. Göğün utanması, cömertliğin ölçüsünü sayı veya sıfat yerine bir beden tepkisiyle veriyor.
- 5
Tıfl-ı sirişki yirlere girsün du’âm odur
Her kim gamuñdan aglamaya şeyh u şâbdan
1Gözyaşı çocuğu yerlere girsin; duam budur.
2Genç ya da yaşlı, kim senin derdine ağlamazsa.
Gözyaşı damlası burada yürümeye başlamış bir çocuk; şair ağlamayan kişi için o çocuğun yere gömülmesini diliyor. Yas kişisel duygu olmaktan çıkıp herkese yüklenen bir borç oluyor.
- 6
Yansun yakılsun âteş-i hecrüñle âfitâb
Derdüñle kara çullara girsün sehâbdan
1Güneş senin ayrılığının ateşiyle yansın yakılsın.
2Buluttan biçilmiş kara çullara bürünüp yas tutsun.
Güneş yakan değil yakılan tarafa geçiyor, bulut da matem elbisesi oluyor. Yas o kadar büyük tutuluyor ki gökyüzü kendi ışığını cezalandırmak zorunda kalıyor.
- 7
Yâd eylesün hünerlerüñi kanlar aglasun
Tîguñ boyınca karaya batsun kırâbdan
1Kılıcın senin hünerlerini hatırlayıp kanlı gözyaşı döksün.
2Kınından çıkıp boyunca karalara batsın.
Bâkî kılıcı yas tutan bir kişiye çeviriyor; kınından çıkması artık savaşmak için değil. Kanla ağlayan silah, hükümdarın yaptığı işleri sahibinden sonra taşımak zorunda kalıyor.
- 8
Derd ü gamuñla idüp kalem
Pîrâhenini pârelesün gussadan ‘alem
1Kalem senin derdinle yakasını yırtsın.
2Sancak da kederden gömleğini parçalasın.
Bendin sonu yası yazıyla bayrağa bırakıyor: biri yakasını yırtıyor, öteki gömleğini. Devletin iki aleti yas tutan iki insana dönüşünce, ağıtı sürdürecek kimse kalmıyor.
Metnin kaynağı
Sabahattin Küçük neşrindeki Mersiye-i Sultân Süleymân Hân’ın beşinci bendi (PDF s. 58) esas alındı ve bend sınırı bozulmadan sekiz beytin tamamı alındı; metin ayrıca aynı sayfanın taranmış görüntüsüyle karşılaştırıldı. Vezin, mersiyenin başında (PDF s. 56) verilen kalıptır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Ölüm sözcüğü hiç geçmiyor; bend ölümü, sabah olduğu hâlde kalkmayan bir hükümdarın çadırıyla anlatıyor. Sorunun cevabını bekleyen ordu, cevabı zaten bilen okurla yer değiştiriyor.