Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Sevgilinin güzelliğini haddeden geçmiş nezaket, damıtılmış gül kokusu ve tek bir bende toplanmış Frengistan gibi işlenmiş hayallerle kurup sonunda o güzeli şehirde bulamayan sekiz beyitlik gazel.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Haddeden geçmiş nezâket olmuş sana
Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana
1Nezaket haddeden geçirilmiş de senin boyun bosun olmuş.
2Şarap şişeden süzülmüş de al yanağın olmuş.
- 2
Bûy-ı gül olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hûy birisi olmuş sana
1Gül kokusu damıtılmış, nazının ucu işlenmiş.
2Biri senin terin, öteki mendilin olmuş.
Damıtılan gül normalde gül suyu verir; burada tere ve mendile dönüşüyor. Nedîm mazmunu bahçeden alıp çeyiz sandığına taşıyor, sevgiliyi eşyalarıyla birlikte görünür kılıyor.
- 3
Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem
Zülfü Hârut’un demek mümkin ki nâl olmuş sana
1Ey kalem, içine büyü ve efsun dolmuş.
2Hârût’un saçı sana kamış olmuş, denebilir.
Şair övgüyü kendinden değil kaleminden biliyor: içi büyüyle dolu bir alet. Babil’de sihir öğreten Hârût’un saçının kamışa dönüşmesi, güzelliği yazının uydurduğunu itiraf ediyor.
- 4
Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana
1Bütün Frengistan böyle toparlanıp bir yere birikmiş.
2Sonra gelip kaşının kenarında ben olmuş.
Koca bir kıta yuvarlanıp kaşın ucundaki siyah noktaya sığıyor. Abartı burada süs değil ölçü aracı; benin küçüklüğü, ancak dünyanın büyüklüğüyle tartılınca anlaşılıyor.
- 5
Ol sana mey nûş eder misin demiş
El-amân ey dil ne müşkil-ter suâl olmuş sana
1O Hristiyan güzeli sana şarap içer misin demiş.
2Aman ey gönül, sana ne çetin bir soru sorulmuş.
Şarabı teklif eden kilise güzeli, teklifi alan Müslüman âşık. ‘Müşkil-ter suâl’ sözü hazzın önündeki inanç engelini tek kelimeyle görünür kılıyor; cevap verilmiyor, soru askıda kalıyor.
- 6
Sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın
Kendin aldırdın gönül n’oldun ne hal olmuş sana
1Sen hangi kadehin sarhoşusun, kimin hayranısın acaba?
2Kendini kaptırdın gönül; n’oldun, ne hâle geldin?
Şair sevgiliyi bırakıp kendi gönlünü sorguya çekiyor; hangi kadeh, kimin hayranlığı, belli değil. Sarhoşluğun kaynağını bilememek, aşkın insanı önce kendine yabancılaştırdığını gösteriyor.
- 7
Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden
Lâ’lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana
1Öpücüğün diş izinden dudakların yaralanıyor.
2Bu durumda dudağını öptürmek sana imkânsız olmuş.
Öpücük burada soyut bir haz değil, dişin bıraktığı somut bir iz. Hazzın kendisi yara ürettiği için ikincisi imkânsızlaşıyor; arzu kendi tekrarını engelliyor.
- 8
Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm
Bir görünmüş bir hayâl olmuş sana
1Nedîm, senin anlattığın güzel bu şehirde yok.
2Sana bir peri yüzü görünmüş, bir hayal olmuş.
Gazel yedi beyit boyunca kurduğu güzeli son beyitte iptal ediyor. Şair kendi şiirine ‘hayal’ damgasını vururken övgünün nesnesini değil, üretildiği yeri işaret ediyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak’taki 162854 numaralı kalıcı sürüm esas alındı; sayfadaki vezin kaydı (fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün) korundu, yazıma dokunulmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Hadde, madeni ince tele çeken bir demirci aletidir; Nedîm nezaketi o tezgâhtan geçirip sevgilinin boyuna çeviriyor. Güzellik doğuştan gelen bir hâl değil, işlenmiş bir ürün olarak görünüyor.