Hatırımdan çıkar mı?
Bir seher manzarasında uzanmış güzelin portresi; şair onu hem güneş hem ay sayar. Gerçek güneş doğunca güzel kalkıp gider, geriye beyaz bir gömlek ve bir soru kalır. Altı dizelik bentleri ikişer dizelik bağlama beyitleri birbirine ekliyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
çehreli bir -i zîbâ
Tahayyürle temâşâ eyliyordu
Hurûş-ı gam-fezâ-yı cûybârı
Bedîât-ı safâ-yı nev-bahârı
Yapılmış mâhdan bir gonca gûya
Seherden cân temennâ eyliyordu
1Cennet yüzlü, güzel bir güneş
2şaşkınlıkla seyrediyordu:
3derenin gam artıran çağıltısını,
4ilkbaharın safa veren güzelliklerini.
5Sanki aydan yapılmış bir gonca,
6seherden can diliyordu.
- 2
Seher gûyâ teressüm eylemişti
Şafak sanki tecessüm eylemişti.
1Seher sanki resme dönüşmüştü,
2şafak sanki cisim bulmuştu.
İlk bağlama beyti. İki dize aynı yapıyı iki kez kuruyor ve kafiye tek harfle ayrılıyor: teressüm resim olmak, tecessüm cisim olmak. Resimden gövdeye geçen bu bir harflik yol Cenab'ın Tâmât boyunca tekrarladığı hamledir; “Yatıyor!”da da kudret tecessüm etmişti.
- 3
Uzanmıştı tabîat-perverâne
-ı nâzenîni bir çemendi
Yed-i nâzik-teri bâlin-i nâzı
Dagılmış gîsûvân-ı mevce-sâzı
Tebessüm ârız olmuştu dehâna
Şafaktan bir yapılmış yâsemendi
1Tabiatı sever gibi uzanmıştı;
2nazlı yatağı bir çimenlikti.
3En nazik eli nazının yastığı,
4dalga dalga saçları dağılmış.
5Ağzına bir gülümseme gelmişti;
6şafaktan yapılmış bir yasemindi.
Duruş “Yatıyor!”unkiyle aynı: uzanmış beden, yastık, dağılmış saç, dudakta gülümseme. Fark yerde: yatak odası çimenliğe çıkmış, yastığın yerini kendi eli almış. Son dize bedeni bir malzemeye bağlıyor — şafaktan yapılma bir yasemin.
- 4
Terâküm eylemişti nûr-ı mehtâb
Tecessüm eylemişti sûr-ı mehtâb
1Ay ışığının nuru birikmişti,
2ay ışığının şenliği cisim bulmuştu.
İkinci bağlama beyti öncekinin kalıbını sürdürüyor, iki dizeyi de aynı kelimeyle bitiriyor: mehtâb. Değişen tek şey nûr ile sûr arasındaki bir harf; ışık şenliğe dönüşüyor. Beyit kendisi de bir terâküm örneği, aynı yapı birikerek anlam üretiyor.
- 5
Tecessüm eylemiş hüsn ü tarâvet
Televvün eylemiş envâr derdi
Çemen rûh-ı safâ-âlûd u dilber
Hevâ fezâ vü rûh-perver
Vürûd-ı nehre ikbâl ü saâdet
Güzâr-ı cûya da derdi
1Cisim bulmuş güzellik ve tazelik,
2renkten renge girmiş nurlar derdi;
3çimen: safaya bulanmış bir ruh, bir dilber;
4hava: düzen, feza: ruh besleyici;
5nehrin gelişi: ikbal ve saadet,
6derenin geçip gitmesi de idbar derdi.
Bendi ayakta tutan fiil iki kez geçen “derdi”: sevgili baktığı her şeye ad koyuyor, bent bir adlandırma listesine dönüşüyor. Son iki dize suyun iki yönünü talihin iki yüzüne bağlıyor: gelen su ikbal, giden su idbar. Kaynakta ikinci dizede karşılıksız bir dipnot işareti var.
- 6
Teessürle bakardı âsmâna
Tenezzülle bakar mıydı cihâna
1Göğe üzüntüyle bakardı;
2dünyaya tenezzülle bakar mıydı hiç?
Üçüncü bağlama beyti tasvirden tavra geçiyor. İki dize bakmak fiilini iki yöne çeviriyor: yukarı üzüntüyle, aşağı hiç. Cümle soru biçiminde ama cevabı içinde; sevgili dünyaya ait sayılmıyor. Bu ayrım bir sonraki bentteki çekilip gidişi önceden haber veriyor.
- 7
Edince arz-ı tal 'at -i tâbân
Meh-i handâna döndü ârızeyni
Kıyâm etti safâ-bahşâne dilber
Çekildi gitti -i nâz-perver
Şaşırdı bu cemâlullahına cân
Beyaz bir pîrehendi zîb ü zeyni
1Parlayan güneş yüzünü gösterince
2iki yanağı gülen aya döndü.
3Dilber safa saçarak ayağa kalktı,
4o naz besleyen güneş çekilip gitti.
5Can, bu Allah güzelliğine şaşırdı;
6süsü püsü beyaz bir gömlekti.
Şiirin dönüm noktası, üstelik bir kelime oyunuyla: gökteki güneş de sevgili de “mihr”. Biri doğunca öteki kalkıp gidiyor; aynı gökte iki güneş durmuyor. Terkip yığınının ardından son dize dümdüz Türkçe konuşup bütün süsü beyaz bir gömleğe indiriyor.
- 8
Çıkar mı hâtırımdan yâ bu dilber
Bu mâh-ı mübtesim, -i safâ-ver
1Bu dilber hatırımdan çıkar mı hiç,
2bu gülümseyen ay, bu safa veren güneş?
Şiirin adı bu kapanış beytinden geliyor ve otuz iki dize boyunca susan birinci tekil ilk kez burada konuşuyor. Son dize metnin iki büyük benzetmesini yan yana koyup veda envanteri gibi sayıyor: ay ve güneş. Soru cevapsız bırakılıyor, çünkü cevap şiirin kendisi.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 153102 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Otuz iki dize, dörder kez altı dizelik bent (abccab) ve iki dizelik bağlama beyti olarak bölündü; bölme kafiyeden çıkarıldı. On sekizinci dizenin sonundaki “[*]” dipnot işareti metne alınmadı: kaynak sürümü açılıp denetlendi, işaretin karşılığı olan bir dipnot metni sayfada yok. Sekizinci dizenin sonundaki nokta kaynakta böyle dizilmiş, öteki dizelerde yok; korundu. Yirmi beşinci dizedeki “tal 'at” yazımı, kesmeden önceki boşlukla birlikte olduğu gibi bırakıldı. On dize on bir yerine on hecede; hepsi feûlün yerine fa'lün ile kapanıyor. Başlık metne alınmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Âfâk-ı hazîn ü zulmet-âbâdCenab Şahabeddin · Muhammes→
Bent cümlesini iki kez kuruyor, ikisinde de yüklemi öne alıp nesneyi sonraya bırakıyor: okur önce bakışı, sonra bakılanı görüyor. Sevgili aynı bentte hem mihr hem mâh; güneş sayılan yüz seherden can dileyince benzetme tersine dönüyor.