Her Turrasında Bin Şiken-i Dil-rübâsı Var
Sevgilinin her saç kıvrımında bin çekicilik ve esir gören gazel; tuzlu cilve, şekerli konuşma, beyaz fes üstünde amber kokulu saç ve bin dil bilen gözden eksik vefaya uzanır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Her turrasında bin -i dil-rübâsı var
Her bir -i turrada bin mübtelâsı var
1Her saç perçeminde gönül çelen bin kıvrım var;
2her kıvrımın eziyetinde bin tutkun bulunur.
- 2
Bir kirişmesi bir tatlı handesi
Bir şekkerîn tekellümü bir hoş edâsı var
1Tuzlu bir cilvesi, tatlı bir gülüşü,
2şekerli bir konuşması ve hoş bir söyleyişi var.
Bu beyit sevgiliyi dört ayrı nitelikle sayar ve her birini “bir” sözüyle ayrı ayrı kayda geçirir. Sayım tat duyusundan ilerler: önce tuzlu bir cilve, sonra tatlı bir gülüş, ardından şekerli bir konuşma. Tuz ile şekerin aynı kişide toplanması, çekiciliği tek bir lezzete indirmeyi imkânsız kılar.
- 3
Seyret beyâz-ı fesde o zülf-i mu‘anberi
Şeb-bûyu gör ki berk-i semenden kabâsı var
1Beyaz fes üstündeki amber kokulu saçı seyret;
2gece menekşesinin yasemin yaprağından elbisesi var.
Üçüncü beyit emir kipiyle okurun bakışını yönetir ve önce bir renk karşıtlığı gösterir: beyaz fesin üstünde koyu, amber kokulu saç. İkinci dize sahneyi bitkiye çevirir; gece menekşesine yasemin yaprağından bir kaftan giydirilerek koyu olanın üstüne açık renkli bir örtü konur.
- 4
Kim vasfını ne ben diyeyim hod ne sen işit
Ammâ biraz vefâcığı nâkıs şurası var
1Onun vasfını ne ben söyleyeyim ne sen dinle;
2ama şu var: vefacığı biraz eksik.
Dördüncü beyit övgüyü ortasından keser: ne söyleyen kalır ne dinleyen. Ardından gelen “ammâ” konuşma dilinin tonunu getirir ve kusuru küçültme ekiyle söyler. “Vefâcığı” sözü sitemi şakaya yaklaştırır, ama eksikliği inkâr etmek yerine daha görünür kılar.
- 5
Bir çeşmi var ki bir nice yüz bin lisân bilir
Bin hem-zebânı hem-demi bin âşinâsı var
1Bir gözü var, yüz binlerce dil bilir;
2bin dildeşi, bin sırdaşı, bin tanıdığı var.
Beşinci beyit bakışı dile çevirir: tek bir göz yüz binlerce dil bilir. İkinci dize bu yetenekten doğrudan bir sonuç çıkarır — çok dil bilen çok tanıdık edinir. Böylece gözün ustalığı bir hüner olmaktan çıkıp bir sadakat sorununa dönüşür ve önceki beyitteki eksik vefa gerekçe kazanır.
- 6
Bilsen begim ederdi seni eşk bî-karâr
Şimdi Nedîmin öylece bir mâ-cerâsı var
1Bilseydin beyim, gözyaşı seni kararsız ederdi;
2şimdi Nedîm'in böyle bir macerası var.
Makta muhatabı “begim” diye çağırarak sevgiliye değil bir sohbet arkadaşına konuşur gibi ton değiştirir. Şart cümlesi gözyaşının etkisini bilgiye bağlar: ancak bilinirse iş görecektir. “Mâ-cerâ” sözü de yaşananı bir acı değil, anlatılabilir bir olay hâline getirir.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.0e79792e-13b1-4a31-b154-3594bf9104c1:g25-pdf394-395. Ana açık edisyon G25'i basılı s.379–380/PDF 394–395'de 6 beyit, basılı ölçü adı, mahlaslı makta ve G26/PDF 395 sınırıyla verir. dize sırası korunur. AVESIS CC BY bağlantısı dosya ekine komşudur; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Nigeh-i gamze değil berk-ı cehân ancak buNedîm · Gazel→
Matla iki dizeyi aynı kalıba döküp sayıyı katlar: önce her perçemde bin kıvrım, sonra her kıvrımda bin tutkun sayılır. “Şiken” ile “şikenc” neredeyse aynı sestir ama biri büklüm, öteki eziyet demektir; güzellikle işkence tek harf farkıyla yan yana durur.