Hiç revâ mı katı zâlim bakışın bin kan eder
Sevgilinin zalim bakışı bin kan döker; vefa yoluna girip zulmü bırakması istenir. Âşığın bir an ağlaması âlemi tufana çevirebilir. Akıl, fikir, can ve gönül sevgilinin yoluna feda edilmiş; ayrılık konuşanı kendinden ayırmıştır. Sevgilinin rakibe izzet gösterirken kuluna eziyet etmesi sorgulanır. Hicran hançeri göğsü parçalar, ayrılık acısı helak eder. Ömer, bunca cefanın Hakça uygun olup olmadığını, can vermenin hata mı sayıldığını ve sevgilinin kastının eziyet mi olduğunu sorar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Hiç katı zâlim bakışın bin kan eder
Gel tut zulmu gider insâfa gel
1Hiç uygun mu: çok zalim bakışın bin kan döküyor;
2Gel vefa yolunu tut, zulmü bırak; insafa gel.
- 2
Zârlık eylerse bir dem âlemi tûfân eder
Âşıkın kanlı yaşından kıl hazer insâfa gel
1Âşık bir an ağlarsa âlemi tufana çevirir;
2Âşığın kanlı gözyaşından sakın; insafa gel.
Âşığın bir anlık zârlığı bütün âlemi tufana çevirecek ölçüde büyütülür; kısa zaman kozmik sonuç doğurur. Sevgili kanlı yaştan sakınmaya çağrılır, çünkü gözyaşı yalnız mağduriyet izi değil taşan karşı kuvvettir.
- 3
Akl u fikr ü cân ü dil hep yoluna oldu fedâ
Adın andıkça çıkar ancak
1Akıl, fikir, can ve gönül hep yoluna feda oldu;
2Adını andıkça içimden yalnız bir ses yükselir.
Akıl, fikir, can ve dil dört iç yeti olarak sevgilinin yoluna topluca feda edilir; kişide saklı pay kalmaz. Ad anıldığında derundan çıkan nidâ, bu teslimiyetin düşünülmüş sözden önce istemsiz iç sese dönüştüğünü gösterir.
- 4
Senden ayrılalı oldum kendi kendimden cüdâ
Şâdılık eksildi artık derd-i ser insâfa gel
1Senden ayrılalı kendi kendimden ayrıldım;
2Sevinç eksildi; artık “derd-i ser” kaldı [baş ağrısı/başa gelen dert]; insafa gel.
Sevgiliden ayrılmak konuşanı “kendi kendimden cüdâ” eder; dış mesafe öz bölünmeye dönüşür. Modern aktarım “derd-i ser”i yalnız baş ağrısına kapatmaz; hem baş ağrısı hem başa gelen dert alanı görünür tutulur.
- 5
Çünki benden fâriğ oldun yâ bu nisbetler nedir
Yâ bunca izzetler nedir
1Madem benden vazgeçtin, bu bağ ve nispetler nedir?
2Kara yüzlü rakibe bunca değer vermek nedir?
Sevgili konuşandan fariğ olmuşsa aradaki nispetlerin niçin sürdüğü sorulur; bağın adı ile davranışı uyuşmaz. Kara yüzlü rakibe bunca izzet verilmesi, terk edilen âşığın değersizleştirilmesini karşılaştırmayla keskinleştirir.
- 6
Bendene bu ettiğin mihnet meşakkatler nedir
misin beştir yeter insâfa gel
1Kuluna ettiğin bu eziyet ve güçlükler nedir?
2Dinsiz kâfir misin; “beştir yeter” [yüzey açık], insafa gel.
Bendeye yüklenen mihnet ve meşakkat çoğul sorularla hesaba çekilir. “Kâfir-i bîdin” ağır suçlamadır; ardından gelen “beştir yeter” yüzeyi kapalı olduğundan sayı veya hüküm hikâyesi eklenmeden görünür biçimi korunur.
- 7
zâlim oldum meded
Gel yetiş imdâdıma bir derdinâk oldum meded
1Ey zalim, ayrılık hançerinle göğsüm parçalandı, yetiş;
2Gel imdadıma, dertli oldum, yetiş.
Hicran sevgilinin elindeki hançerdir ve konuşanın sinesini çâk eder; ayrılık doğrudan beden kesisi olur. İki kez “meded” denmesi acıyı betimlemekten acil yardım çağrısına geçirir ve zalimi kurtarıcı olmaya zorlar.
- 8
Mihnet ü âlâm-ı hicrinle helâk oldum meded
Başın içün bendene kıl bir nazar insâfa gel
1Ayrılık sıkıntısı ve acılarıyla helak oldum, yetiş;
2Başın için kuluna bir kez bak; insafa gel.
Mihnet ile âlâm ayrılığa bağlanır ve sonuç helaktır; önceki göğüs yarası bütün yaşama yayılır. “Başın içün” sevgilinin başını değerli tanık yapar, istenen yardım ise bendeye tek bir nazar kadar küçüktür.
- 9
Bunca cevretmek bana Hak’tan sevdiğim
Yoluna canlar verip yoksa hatâ mı sevdiğim
1Ey sevdiğim, bana bunca eziyet etmek Hak katında uygun mu?
2Yoluna canlar vermek yoksa hata mı, sevdiğim?
Cefanın Hak’tan reva olup olmadığı sorusu sevgilinin davranışını ilahî adalet ölçüsüne çıkarır. Konuşan yoluna can vermesinin hata sayılıp sayılmadığını da sorarak yalnız muhatabı değil kendi sadakatini yargılar.
- 10
Bu Ömer kasdın ezâ mı sevdiğim
Ağlamaktan kalmadı çeşmimde ter insâfa gel
1Ey sevdiğim, bu düşkün Ömer’e kastın eziyet mi?
2Ağlamaktan gözümde yaş kalmadı; insafa gel.
Mahlaslı kapanış Ömer’i “üftâde”, düşkün âşık olarak belirler ve sevgilinin kastının ezâ olup olmadığını sorar. Gözde ter kalmaması, kanlı yaş uyarısını sonuçlandırır: sürekli ağlama kendi maddesini tüketmiştir.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.365 gövdesinde “Bu Ömer üftâdene kasdın ezâ mı sevdiğim” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n365-9BADD9FDB43E. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.365, PDF 291–292; 10 iki dizelik birim/20 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Hüsn-i hattın ey perî şeydâya vermem büsbütünÂşık Ömer · Şiir→
“Hiç revâ mı” ahlaki uygunluğu sorar; katı zalim bakış tek yarayla kalmayıp bin kan eder. Çözüm sevgilinin vefa semtini tutmasıdır, yani insaf yalnız zulmü durdurmak değil davranış yönünü değiştirmektir.