Dünyada bin can acısı çekmeye razıydım
Şair bin can acısına razı olduğunu, fakat sevgilinin kaybına dayanamadığını söyler. Feleğin servi boylu sevgiliyi almasıyla dolap gibi inleyip gözyaşı döker; feryadını meleklerin ve insanların işitmesini ister. Kıyamete kadar sürecek hasret içinde başka bir güzel bulamayacağını ve kurtuluş ummadığını anlatır; son beyitte sabrın imkânsızlığını, dünyada kavuşamadan ebedî ayrılığa kaldığını bildirir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
çekmeğe âlemde bin can acısın
Âh nolaydı görmeyeydim bâri cânan acısın
1Dünyada bin can acısı çekmeye razıydım.
2Ah, ne olurdu da hiç değilse sevgilinin acısını görmeseydim.
- 2
Bir boyu var idi aldı felek
Bana mı gördü sezâ bilmem bu hicran acısın
1Yürüyen servi boylu bir sevgilim vardı; felek onu aldı.
2Bu ayrılık acısını neden bana uygun gördü, bilmiyorum.
Servi gibi yürüyen sevgili felek tarafından alınmıştır; kayıp açıkça kaderin eylemine bağlanır. Şair ayrılığın neden kendisine uygun görüldüğünü sorarak ölüm karşısındaki adaletsizlik duygusunu dile getirir.
- 3
Geç bulup tez ol perî ruhsârımı
İnleyüp döksem gözümden âbımı
1Onu geç buldum, çabucak yitirdim; o peri yüzlümü kaybettim.
2Dolap gibi inleyip gözümden suyumu döksem
Sevgilinin geç bulunup çabuk yitirilmesi, kısa kavuşmanın acısını keskinleştirir. Su dolabı gibi döne döne inlemek ve gözden su dökmek, yasın beden hareketiyle gözyaşını tek düzenekte birleştirir.
- 4
Firkat ü derd ü elemle gûş edüp feryâdımı
Gökte hep cümle yerde insan acısın
1Ayrılık, dert ve elemle feryadımı işitsin
2Gökteki bütün melekler ve yerdeki insanlar acısın.
Feryadın gökte melekler, yerde insanlar tarafından duyulması istenir. Acı kişisel sınırı aşarak bütün yaratılmışların tanıklık edip merhamet göstermesi gereken evrensel bir kayba dönüşür.
- 5
Hasretiyle haşredek tâ âh ü vâveylâ kılam
Ben anın gibi gül-i ra’nâyı yâ kande bulam
1Hasretiyle kıyamete kadar ah edip feryat edeyim.
2Onun gibi güzel bir gülü nerede bulabilirim?
Hasretin kıyamete kadar uzaması, yas için dünyadaki zamanın yetmeyeceğini söyler. Kaybedilen güzel gülün eşsizliği, başka bir sevgili bulma ihtimalini daha soru anında ortadan kaldırır.
- 6
Ummazam şimdengeru bir veçhile iflâh olam
Nitekim gördü gönül ol şûh-i hûban acısın
1Bundan sonra hiçbir biçimde kurtuluşa ereceğimi ummuyorum.
2Gönül, o güzeller güzelinin acısını gördüğünden beri böyledir.
Şair bundan sonra iyileşme ummadığını kesin biçimde belirtir. Gönlün güzeller güzelinin acısını görmesi yalnız geçmişteki olayı anmaz; gelecekteki bütün kurtuluş yollarını da kapatır.
- 7
Ey Ömer sabreylemek mümkin mi hiç bu firkate
İrmedim şöyle bir kez vuslate
1Ey Ömer, bu ayrılığa sabretmek hiç mümkün mü?
2Geçici dünyada bir kez olsun kavuşmaya erişemedim.
Mahlaslı soru, böylesi bir ayrılıkta sabrın mümkün olup olmadığını doğrudan tartar. Geçici dünyada bir kez bile kavuşamamak, sabırsızlığı ahlaki bir kusur değil yaşanmamış mutluluğun sonucu yapar.
- 8
Gayri kaldım yârım ile tâ kıyâmet hasrete
Rahma gelsin de bana kâfir müselmân acısın
1Artık sevgilimle kıyamete kadar hasret içinde kaldım.
2İster kâfir ister Müslüman olsun, herkes bana merhamet edip acısın.
Kıyamete kadar sürecek hasret, sevgiliyle ayrılığın ölümden sonra da kapanmayacağı korkusunu taşır. Son dizede din ayrımı olmaksızın herkesten merhamet istenmesi, yası ortak insanlık duygusuna açar.
Metnin kaynağı
Basılı dizideki görünür Âşık Ömer mahlası ve Ergun koleksiyon yerleşimi birlikte doğrulandı: 13. dize “Ey Ömer sabreylemek mümkin mi hiç bu firkate”.
Atıf kanıtını aç ↗Sadeddin Nüzhet Ergun’un 1936 tarihli Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri baskısındaki 500 numaralı metnin 16 dizesi ve 8 birimi basılı sırayla korunmuştur. Tarama yeniden dağıtılmamıştır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bin ayrı can acısına razı olan şair, sevgilinin acısını bunların hepsinden ağır tutar. İlk karşılaştırma, fiziksel ölüm ihtimaliyle sevilen kişiyi yitirmenin yasını ölçer ve ikinciyi dayanılmaz kılar.