Kaldı dil zulmette meşhûr olmadı hayf oldu hayf
Gönül karanlıkta kalmış, güzel yüzlülerle kavuşup sevinememiştir; gül bahtı ve ayna açılmaz, gam evi aydınlanmaz. Sevgiliye verilen can ve beden cefa altında hilale döner, hizmet âşıklar defterine bile yazılmaz. Kötü yaradılışlı rakip içer, âşığa parçalanmış kaftan biçer ve aradan çıkmaz. Âşık Ömer, sevgilinin övgüsünü dillere yaymasına ve viran gönlü için çalışmasına rağmen bayındır olamamasına hayıflanır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Kaldı dil zulmette meşhûr olmadı hayf oldu hayf
mesrûr olmadı hayf oldu hayf
1Gönül karanlıkta kaldı, tanınmadı; yazık oldu yazık;
2Ay yüzlülerle kavuşup sevinmedi; yazık oldu yazık.
- 2
Gülmedi gül bahtımız açılmadı âyînemiz
pür nûr olmadı hayf oldu hayf
1Gül bahtımız gülmedi, aynamız açılmadı;
2Gam evinin karanlığı ışıkla dolmadı; yazık oldu yazık.
Gülün gülmemesi sözcük kökünü görüntü ile duyguda tekrarlar; baht çiçeği açılmazken ayna da parlak yüz göstermez. “Gamhâne”nin karanlığı nura kavuşmayınca hem iç mekân hem kişinin kendilik görüntüsü kapalı kalır.
- 3
Dilberâ yâr olalı aşkına cân ü cismimiz
Cevr ü kahrınla gitti resmimiz
1Ey sevgili, aşkına canımızı ve bedenimizi vereli;
2Cefan ve kahrınla biçimimiz hilale döndü gitti.
Can ve cisim sevgilinin aşkına birlikte adanmıştır; bunun karşılığı yakınlık değil cevir ve kahırdır. Bedenin “hilâle dönmesi” eziyetle incelmeyi göksel bir biçimde görünür kılar, dolunay umudu eksilmiş yay hâline iner.
- 4
Hizmetimiz geçmedi makbûle eyvâh işimiz
olmadı hayf oldu hayf
1Hizmetimiz kabul görmedi, eyvah işimiz;
2Âşıklar defterine yazılmadı; yazık oldu yazık.
Aşk bir hizmet düzeni gibi kurulur, fakat emek “makbûl” sayılmaz. Defter-i uşşaka yazılmamak âşığın acısını özel reddin ötesinde kurumsal kayıtsızlığa taşır; yaptığı iş tanınmadan ve adı kayda geçmeden kalır.
- 5
Ol efsâne hamrın içmede
Çeşm-i zâr-ı âşıka biçmede
1O kötü cevherli rakip efsane şarabını içerken;
2Ağlayan âşığın gözüne yüz parçalı kaftan biçerken.
Rakibin “bed güher” oluşu kötülüğü davranıştan yaradılışa indirir; içtiği hamrın “efsâne” niteliği ayrıcalıklı bir şöleni düşündürür. Buna karşı âşığın ağlayan gözüne biçilen “sadpâre hil’at” ödül kaftanını yüz parçalı yaraya çevirir.
- 6
Hazretine ben geçmede
Aradan ol rû siyeh dûr olmadı hayf oldu hayf
1Ben bela çeken tutkunu huzurunda geçerken;
2O kara yüzlü aradan uzaklaşmadı; yazık oldu yazık.
Konuşan kendini “belâkeş mübtelâ” diye iki kat acı içinde sunarken sevgilinin huzurundan geçip gider. Rakibin “rû siyeh” oluşu ahlaki karadır; aradan uzaklaşmaması vuslat yolundaki engelin sürekli kaldığını bildirir.
- 7
Benden Âşık Ömer’im sen yâra nettim neyledim
Anca meddâhın olup dillerde vasfın söyledim
1‘Benden Âşık Ömer’im’; sana, sevgiliye ne ettim ne yaptım [kişi/kulluk bağı açık]?
2Yalnız övgücün olup dillerde vasfını söyledim.
“Benden Âşık Ömer’im” yüzeyindeki benden/bende ilişkisi kişi, ayrılma veya kulluk bağlarından birine tanıksız kapatılmaz. Açık savunma Ömer’in sevgiliye ne ettiğini sorması; delili de onun meddahı olup vasfını dillere yaymasıdır.
- 8
Kılmadın himmet çok sa’y eyledim
Dahi berbâd oldu ma’mûr olmadı hayf oldu hayf
1Yardım etmedin; viran gönül için çok çalıştım;
2Bayındır olmadı, daha da perişan oldu; yazık oldu yazık.
“Himmet” beklenen destek ve manevi yöneliştir, fakat sevgili bunu vermez. Ömer viran gönlü mamur etmek için çok “sa’y” etmişken sonuç tersine döner; son hayıflanma onarım emeğinin daha büyük perişanlığa çıktığını kesinleştirir.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.329 gövdesinde “Benden Âşık Ömer’im sen yâra nettim neyledim” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n329-82503F77F786. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.329, PDF 267–268; 8 iki dizelik birim/16 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Kamet-i bâlâsına ar’ar da dersem elverirÂşık Ömer · Şiir→
Gönül “zulmet”te kalınca meşhur olamamak görünmezlik ve aydınlanamama anlamlarını birleştirir. “Vasl-ı mehrû”nun vermesi gereken sevinç hiç doğmaz; yinelenen “hayf oldu hayf” her hükmü geri alınamaz kayıp kaydına dönüştürür.