Kitabe-i Seng-i Mezar
Süleyman Efendi'nin nasırını, ölümünü ve geride kalan gündelik hesabı üç bölümlük bir mezar taşı yazısı biçiminde anlatan şiir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hattâ çirkin yaratıldığından bile
O kadar değildi.
1Dünyada hiçbir şeyden, nasırından çektiği
2kadar acı çekmedi.
3Çirkin yaratılmış olmasından bile
4bu kadar üzülmüyordu.
- 2
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allahın adını,
Günahkâr da sayılmazdı.
1Ayakkabısı vurmadığı zamanlarda
2Allah'ın adını anmazdı,
3ama günahkâr da sayılmazdı.
İnancı ağrıya bağlı. Şair bunu ayıplamıyor, aksine aklıyor: Günahkâr saymıyor. Sıradan insanın Tanrı'yla ilişkisi böyle kurulur — ihtiyaç anında.
- 3
'ye .
1Yazık oldu Süleyman Efendi'ye.
Birinci bölümün tek dizelik kapanışı. Bütün şiirin ağırlığı bu cümlede: ne büyük bir yas ne de bir kayıtsızlık, sadece komşuluk mesafesinden söylenmiş bir hayıflanma.
- 4
Mesele falan değildi öyle,
kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
1Onun için mesele öyle büyük
2bir “var olmak ya da olmamak” sorusu değildi.
3Bir akşam uyudu
4ve uyanmadı.
Hamlet'in sorusu araya sıkıştırılıp hemen gündelik hayata dönülüyor. Büyük varlık sorusu ile Süleyman Efendi'nin sıradan ölümü yan yana geliyor; şiir bu karşıtlığı açıklamak yerine kuru bir sesle bırakıyor.
- 5
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
Haklarını helâl ederler elbet.
1Aldılar, götürdüler.
2Cenazesi yıkandı, namazı kılındı ve toprağa verildi.
3Alacaklıları öldüğünü duyarsa
4haklarını elbette bağışlarlar.
Fiiller edilgen: onu alan, götüren, yıkayan hep başkaları. Ölümden sonra insanın kendi cenazesinde bile öznesi kalmıyor. Alacaklıların bağışlaması da tören sırasının sonuna eklenen gündelik bir hesap kapama işlemi gibi duruyor.
- 6
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
1Alacağına gelince…
2Rahmetlinin alacağı zaten yoktu.
Üç nokta bir bekleyiş kuruyor ve sonraki dize onu boşa çıkarıyor. Bir ölüm ilanında alacak-verecek bölümü olması zaten resmî bir alışkanlık; şiir o kalıbı olduğu gibi kullanıp içini boşaltıyor. Geriye en acı hesap kalıyor: borcu vardı, alacağı yoktu. Süleyman Efendi'nin bütün hayatı bu tek satırlık muhasebeye sığıyor.
- 7
Tüfeğini deppoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matrasında dudaklarının izi;
1Tüfeğini depoya koydular,
2elbisesini başkasına verdiler.
3Artık ne torbasında ekmek kırıntısı var,
4ne matarasında dudaklarının izi.
Geriye kalan şeyler tek tek dağıtılıyor. Şair insanı eşyalarından çıkarıyor: matarada dudak izi kalmayınca o adam gerçekten yok. Tüfek, elbise, ekmek kırıntısı ve iz sıralaması kamusal eşyadan bedene en yakın hatıraya doğru ilerliyor.
- 8
Öyle bir ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
1Öyle bir rüzgâr ki:
2kendisi gitti,
3adı bile hatıra olarak kalmadı.
Rüzgâr benzetmesi tamamlanmıyor — “öyle bir rüzgâr ki” dedikten sonra rüzgârın ne olduğu değil, ne götürdüğü söyleniyor. Bir insandan geriye adının bile kalmaması, şiirin en sessiz cümlesi.
- 9
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısıyla:
"Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı."
1Geriye yalnız şu beyit kaldı,
2kahve ocağında, el yazısıyla:
3“Ölüm Allah'ın emri,
4ayrılık olmasaydı.”
Kahvehane duvarındaki el yazısı şiirin son sözü oluyor; fakat metin bu sözün kime ait olduğunu kesinleştirmiyor. “Ayrılık olmasaydı” cümlesinin dilek mi şart mı olduğu da açık bırakılıyor; yarım kalmışlık, mezar yazısının kapanışına taşınıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 166776 numaralı sürüm esas alındı; üç bölümlü yapı ve şairin imlâsı (deppo, matra, rûzigâr) korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Gel benim canımın içi, gel yanıma;Orhan Veli Kanık · Şiir→
Şiir bir mezar taşı ciddiyetiyle başlıyor ve ilk söylediği şey nasır. Bu ölçü kaydırması bir alay değil: bir insanın hayatını gerçekten dolduran şeyin ne olduğunu söylüyor.