DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Mehmet Emin Yurdakul/Zavallı Kayıkçı
Şiir · 19.–20. yüzyıl

Zavallı Kayıkçı

Fırtınada kıyıya ulaşmaya çalışan yaşlı kayıkçının boğuluşunu anlatan şiir, seyreden topluluğun yardım yükümlülüğünü sert biçimde sorgular.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Şu kayıkçı, kötü yerde yakalanmış boraya;

    O, şu önlerinde, epey vakitten beri

    Dalgalarla dövüşüyor, gelemiyor ileri.

    1Şu kayıkçı fırtınaya kötü bir yerde yakalanmış;

    2uzun zamandır sığınağın önünde

    3dalgalarla savaşıyor, fakat ilerleyemiyor.

    Kayıkçı kurtuluş yerine çok yaklaşmışken fırtınaya elverişsiz noktada yakalanır. Sığınağın önünde bulunması güven sağlamaz; uzun süren dalga mücadelesi onu aynı yerde tutar. ‘Gelemiyor ileri’ sözü hem denizin fiziksel direncini hem yaklaşan tükenişi duyurur.

  2. 2

    Yazık, yazık, kendisini atamazsa karaya.

    Bu geceden başlayarak bir ev halkı bunalır;

    Kuru toprak üzerinde beş altı can aç kalır.

    1Karaya ulaşamazsa çok yazık olacak;

    2bu geceden başlayarak bir ev halkı sıkıntıya düşecek,

    3karada kalan beş altı kişi aç kalacak.

    Tehlikenin sonucu kayıkçının ölümüyle sınırlı değildir. Karada bekleyen beş altı kişinin geçimi onun dönüşüne bağlıdır; ‘kuru toprak’ denizin karşıtı ve güvenli yer olsa da ailesi için açlığın başlayacağı mekândır. Kayığın yükü böylece bir ev halkının ekmeğini de taşır.

  3. 3

    Batı yeli, su yüzünü altüst eden bu çılgın,

    Yılan gibi ıslıklarla gibi esiyor.

    Koca koca vapurların yollarını kesiyor.

    O kayığın atıldığı bir yosunlu taşlığın

    Açığında dalgacıklar büyüyor,

    Şahlanarak gökyüzünden uçan kuşu kapıyor,

    Uğrağına ne gelirse dövüyor,

    Uğuldaya uğuldaya kıyılara çarpıyor.

    1Suyun yüzünü altüst eden çılgın batı rüzgârı

    2yılan gibi ıslık çalıyor, zehir gibi esiyor;

    3koca vapurların bile yolunu kesiyor.

    4Kayığın sürüklendiği yosunlu taşlığın

    5açığında küçük dalgalar büyüyor;

    6şahlanıp gökte uçan kuşu kapıyor,

    7önüne gelen her şeyi dövüyor

    8ve uğuldayarak kıyılara çarpıyor.

    Batı rüzgârı yılanın ıslığı ve zehriyle saldıran canlıya dönüşür; büyük vapurları durdurması küçük kayığın kırılganlığını ölçer. Başlangıçta ‘dalgacık’ denen sular büyüyüp şahlanır, gökteki kuşa kadar uzanır. Ses ve hareket kıyıyı kuşatan denetimsiz bir şiddet sahnesi kurar.

  4. 4

    Babacığım, olsa şu şimdiki fırtına,

    Sen Nuh gibi gönül bağla, merhametli Tanrı'na.

    Ancak, sen de biraz daha kuvvetini al ele;

    İşte, işte, uzak değil; yüz adım yok iskele.

    1Babacığım, şimdiki fırtına Tufan kadar büyük olsa da

    2Nuh gibi merhametli Tanrı'ya gönülden güven.

    3Fakat sen de kalan gücünü biraz daha topla;

    4bak, iskele uzak değil, yüz adım bile yok.

    Çocuğa aitmiş gibi duyulan ‘Babacığım’ seslenişi dinî umutla bedensel çabayı birleştirir. Nuh ve Tufan kurtuluş örneği sunar, fakat kayıkçıdan küreğe yeniden güç vermesi de istenir. Yüz adımlık mesafe trajediyi uzaklıkta değil hedef görünürken tükenen bedende yoğunlaştırır.

  5. 5

    Biçarede renk kalmamış, ak pak olmuş ,

    Can çekilmiş, kuvvet bitmiş, buz kesilmiş el, ayak.

    Vah zavallı! kürekleri tutamıyor, atacak.

    1Çaresizin yüzünde renk kalmamış, beti benzi bembeyaz olmuş;

    2canı çekilmiş, gücü bitmiş, eli ayağı buz kesmiş.

    3Vah zavallı, kürekleri tutamıyor; birazdan bırakacak.

    İkinci sayfa kayıkçının bedenine yaklaşır: renk, can ve kuvvet sırayla çekilir; el ile ayak buz keser. Küreklerin düşmek üzere olması iradenin değil kas gücünün son sınırıdır. Önceki bentte yakın görünen iskele, donmuş eller yüzünden erişilemez hâle gelir.

  6. 6

    Ah, bütün gün insanları çekip yutan şu deniz

    Buna dahi ne bir baba, ne de zayıf diyecek;

    Sefilciği haykırttıra haykırttıra yiyecek!

    1Ah, bütün gün insanları içine çekip yutan deniz

    2onun baba ya da güçsüz oluşuna da aldırmayacak;

    3zavallıyı haykıra haykıra yutacak.

    Deniz doymayan bir ağız gibi insanları yutar ve kayıkçının aile içindeki ‘baba’ kimliğini tanımaz. Doğa açısından yaş ile güçsüzlüğün ayrıcalık sağlamaması, okur açısından merhameti artırır. Yinelenen ‘haykıra’ sözü yaklaşan ölümü sessiz değil duyulan bir çaresizlik yapar.

  7. 7

    Hain deniz, o büsbütün azgınlaşan canavar,

    Bu kayığın üstüne de birkaç dalga atıyor;

    Artık kayık çalkanmıyor, suya doğru batıyor.

    İçindeki bahtsız insan, o altmışlık ihtiyar

    Kürekleri bırakarak elinden

    Kıyılara: «Can kurtarın!» diyer feryat ediyor.

    Sular onun vücudunu çekerken

    Boğuk boğuk haykırıyor, dibe doğru gidiyor!...

    1Hain deniz, bütünüyle azgınlaşmış o canavar,

    2kayığın üstüne birkaç dalga daha atıyor.

    3Kayık artık çalkalanmıyor, suya batıyor.

    4İçindeki talihsiz insan, altmış yaşındaki ihtiyar,

    5kürekleri elinden bırakıp

    6kıyıdakilere ‘Canımı kurtarın!’ diye sesleniyor.

    7Sular vücudunu aşağı çekerken

    8boğuk boğuk haykırıyor ve dibe gidiyor.

    Kayığın çalkalanmayı bırakması sakinlik değil batışın kesinleştiği andır. Altmış yaşındaki kayıkçı küreği bırakınca çalışan kişi yardım isteyen kişiye dönüşür; feryat doğrudan güvenli kıyıya yönelir. Suyun aşağı çekişi ile boğuklaşan ses, göz önündeki ölümün aşamalarını ağır ağır duyurur.

  8. 8

    Kanlı , senin her gün kemirdiğin topraklar

    İçersinde birçok insan kemiğiyle eti var.

    Sen mideni bunlar ile doyururken, beslerken

    Ne çıkacak şuncağızın vücudunu yemekten?...

    1Ey kanlı yaratık, her gün kemirdiğin toprakların

    2içinde birçok insanın kemiği ve eti var.

    3Mideni bunlarla doyurup beslemişken

    4bu küçücük bedeni de yemekten ne kazanacaksın?

    Anlatıcı denizi ahlaki muhatap sayıp doymayan midesini suçlar. Kıyıları kemiren suyun içinde önceki kurbanların kemiği ve eti bulunduğu düşünülür; kayıkçı bu dev yığına ‘şuncağız’ diye küçültülerek karşı konur. Soru, doğanın kayıtsızlığına insani merhamet ölçüsü uygulayan umutsuz bir pazarlıktır.

  9. 9

    — Ey kardeşler! borç değil mi herkese,

    Kulak vermek, yardım etmek şu sese?...

    1— Ey kardeşler, bu sese kulak vermek,

    2ona yardım etmek herkesin görevi değil mi?

    Çağrı denizden kıyıdaki insanlara döner ve onları ‘kardeşler’ diye ortak sorumluluğa davet eder. Yardım bir lütuf değil herkese düşen borç olarak sorulur. Kayıkçının az önce boğuklaşan sesi, duyma ile harekete geçme arasındaki ahlaki sınavın merkezidir.

  10. 10

    — Hava çok sert, gibi esiyor;

    Vapurların yollarını kesiyor!...

    1— Hava çok sert, zehir gibi esiyor;

    2büyük vapurların bile yolunu kesiyor.

    Son cevap fırtınanın gerçekten büyük gemileri bile durdurduğunu hatırlatarak yardımın tehlikesini öne sürer. Böylece şiir kolay bir kahramanlık sonucu vermez: kıyıdakilerin mazereti fiziksel olarak güçlüdür, fakat hemen önce kurulmuş kardeşlik borcunu da ortadan kaldırmaz. Karar gerilimi okura bırakılır.

Kavram sözlüğü (7) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'ın 165469 sabit revizyonu ve transklüde Türk Sazı.pdf 30–31. sayfaları birlikte denetlendi. Şablon, başlık, ithaf ve sayfa numarası çıkarıldı; kaynak yazımı sessizce düzeltilmedi.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirYa Gazi Ol, Ya Şehit
Haydi yavrum! Ben seni bugün için doğurdum,
Mehmet Emin Yurdakul · Nakaratlı manzume

Kavram sözlüğü

7 kavram bulundu.

bora

Şiddetli fırtına

sığın

Korunaklı kıyı veya barınak

ağu

Zehir

Tufan

Nuh anlatısındaki büyük sel felaketi

biçare

Çaresiz

bet beniz

Yüzün rengi ve görünüşü

mahluk

Yaratılmış varlık