Küfe
Sabah bir küfeyi tekmeleyen yetim çocuk, aynı gün ikindi üstü Fâtih'te o küfeyi sırtında taşırken görülür; bölüm bu ikinci karşılaşmayı anlatır.
- 1
Bizim çocuk yaramaz, evde dinlenip durmaz;
Geçende Fâtih'e çıktık ikindi üstü biraz.
Günümüz Türkçesi +
1Bizim çocuk yaramaz, evde durup dinlenmez;
2geçenlerde ikindi üstü biraz Fatih'e çıktık.
- 2
Kömürcüler kapısından girince biz, develer
Kızın merâkını celbetti, dâima da eder:
Günümüz Türkçesi +
1Biz Kömürcüler kapısından girince develer
2kızın merakını çekti; zaten her zaman çeker:
Beyit yorumu +
Anlatıcı kızının merakını sıradan bir alışkanlık gibi geçer. Bu ilgisiz ayrıntı birazdan görülecek çocukla arasındaki farkı kurar: biri deveye bakar, öteki küfe taşır.
- 3
O yamrı yumru beden, upuzun boyun, o bacak,
O arkasındaki püskül ki kuyruğu olacak!
Günümüz Türkçesi +
1O yamru yumru beden, upuzun boyun, o bacak,
2arkasındaki püskül de kuyruğu olsa gerek!
Beyit yorumu +
Deve parça parça sayılır; bütün yerine uzuv listesi verilir. Aynı sayma biçimi birkaç beyit sonra Hasan'ın bedenine uygulanacak; şiir yöntemini önce hayvanda dener.
- 4
Hakîkaten görecek şey değil mi ya? Derken,
Dönünce arkama, baktım: Beş on adım geriden,
Günümüz Türkçesi +
1Gerçekten görülecek şey değil mi? Derken,
2arkama dönüp baktım: beş on adım geriden,
Beyit yorumu +
Cümle sorusunu bitirmeden başını çevirir. Bakışın yön değiştirmesi konuyu da değiştirir; anlatı dikkatini deve seyretmekten alıp arkadan gelen iki yürüyücüye kaydırır.
- 5
Belinde enlice bir şal, başında âbâni,
Bir orta boylu, güler yüzlü pîr-i nûrânî;
Günümüz Türkçesi +
1belinde genişçe bir şal, başında âbâni sarık,
2orta boylu, güler yüzlü, nur yüzlü bir yaşlı adam;
Beyit yorumu +
Yaşlı adam kıyafetiyle tanıtılır ve güler yüzlüdür. Betimlemenin sıcaklığı yanındaki çocuğu daha da yalnız bırakır; iyi niyetli bir ustanın varlığı yükü hafifletmez.
- 6
Yanında koskocaman bir küfeyle bir çocucak,
Yavaş yavaş geliyorlar. Fakat tesâdüfe bak:
Günümüz Türkçesi +
1yanında kocaman bir küfeyle küçük bir çocuk,
2yavaş yavaş geliyorlar. Ama şu tesadüfe bak:
Beyit yorumu +
Küfe çocuktan önce anılır; sıralama yükün taşıyanı bastırdığını gösterir. "Tesâdüfe bak" sözü ise anlatıcının bu sahneyi aramadığını, üstüne geldiğini vurgular.
- 7
Çocuk, benim o sabah gördüğüm zavallı yetim...
Şu var ki, yavrucağın hâli eskisinden elim:
Günümüz Türkçesi +
1Çocuk, o sabah gördüğüm zavallı yetim...
2Şu var ki yavrunun hâli öncekinden daha acı:
Beyit yorumu +
Tanıma anı tek dizede biter, hemen ardından karşılaştırma gelir. Aynı çocuğu iki kez göstermek acıyı bir durum değil, kötüleşen bir eğri olarak kaydeder.
- 8
Cılız bacaklarının dizden altı çırçıplak...
Bir ince mintanın altında titriyor, donacak!
Günümüz Türkçesi +
1Cılız bacaklarının dizden aşağısı çıplak...
2İnce bir mintanın altında titriyor, donacak!
Beyit yorumu +
Yoksulluk giysinin yokluğuyla ölçülür; sayı yerine eksik parça sayılır. "Donacak" kipi olanı değil olacak olanı söyler, yani sahne bittikten sonrasını okurun üstüne bırakır.
- 9
Ayakta kundura yok, başta var mı fes? Ne gezer!
Düğümlü alnının üstünde sâde bir çember.
Günümüz Türkçesi +
1Ayakta ayakkabı yok; başta fes var mı? Ne gezer!
2Düğüm düğüm alnının üstünde yalnızca bir çember.
Beyit yorumu +
Eksiklerin dökümü ayaktan başa doğru yürür. Çember, küfe sapının alında bıraktığı izdir; işin bedeni değiştirdiği yer, en görünür yere yazılmış olur.
- 10
Nefes değil o soluklar, kesik kesik feryad;
Nazar değil o bakışlar, dümû-i istimdad.
Günümüz Türkçesi +
1O soluklar nefes değil, kesik kesik feryattır;
2o bakışlar bakış değil, yardım isteyen gözyaşıdır.
Beyit yorumu +
İki dize aynı kalıpla kurulur: bu değil, şu. Bedenin sıradan işleri yeniden adlandırılınca çocuk kendi hâlini anlatamayan biri olarak kalır; konuşan hep anlatıcıdır.
- 11
Bu bir ayaklı sefalet ki yalnayak, baş açık;
On üç yaşında buruşmuş cebin-i safi, yazık!
Günümüz Türkçesi +
1Bu, yalınayak ve başı açık yürüyen bir sefalet;
2on üç yaşında buruşmuş o temiz alın, yazık!
Beyit yorumu +
Çocuk artık kişi değil, yürüyen bir kavramdır. Buruşma sözü yaşı tersine çevirir; on üç yaşında bir alnın kırışması, zamanın çocukta daha hızlı geçtiğini gösterir.
- 12
O anda mekteb-i rüşdiyyeden taburla çıkan
Bir elliden mütecaviz çocuk ki, muntazaman
Günümüz Türkçesi +
1O anda rüştiyeden bölük hâlinde çıkan
2elliyi aşkın çocuk, düzenli bir sırayla
Beyit yorumu +
Karşı taraf sayıyla gelir: elliden fazla. Okullu çocukların "tabur" ve "muntazaman" sözleriyle anılması, düzenin içinde olmakla dışında kalmak arasındaki farkı görünür kılar.
- 13
Geçerken eylediler ihtiyarı vakfe-güzin...
Hasan'la karşılaşırken bu sahne oldu hazin;
Günümüz Türkçesi +
1geçerken yaşlı adamı durup beklemeye mecbur etti...
2Hasan'la karşılaşınca bu sahne acıklı oldu;
Beyit yorumu +
Kalabalık yolu keser, yaşlı adamla çocuk beklemek zorunda kalır. Yolun kime açık olduğu böylece sahnede belirir; şiir sıralamayı tartışmaz, kaldırımda gösterir.
- 14
Evet, bu yavruların hepsi, pür südud-i şebab,
Eder dururdu birer aşiyan-ı nura şitab.
Günümüz Türkçesi +
1Evet, bu yavruların hepsi gençliğin sevinciyle dolu,
2birer aydınlık yuvaya doğru koşup duruyordu.
Beyit yorumu +
Okula giden çocuklar için "nur yuvası" denip bir ev gibi anılır. Hasan'ın gideceği yer ise yoktur; karşılaştırma varış noktası üzerinden kurulunca eksik olan şey yol olur.
- 15
Birazdan oynayacak hepsi bunların, ne iyi!
Fakat Hasan, babasından kalan o pis küfeyi,
Günümüz Türkçesi +
1Birazdan hepsi oynayacak, ne iyi!
2Ama Hasan, babasından kalan o pis küfeyi,
Beyit yorumu +
"Ne iyi" sözü tek başına samimi, yanındaki "fakat" ile birlikte acıdır. Karşılaştırma sıfatla değil bağlaçla yapılır; sevinç ancak biri dışarıda kaldığı için görünür olur.
- 16
-Ki ezmek istedi görmekle reh-güzarında-
İlel'ebed çekecek dûş-i ıztırarında!
Günümüz Türkçesi +
1– yolda görünce tekmeyle ezmek istediği küfeyi –
2zorunluluğun omzunda sonsuza kadar taşıyacak!
Beyit yorumu +
Parantez içinde manzumenin ilk sahnesine dönülür: çocuk bu küfeyi tekmelemişti. Ezmek istediği şeyi taşımak zorunda kalması, öfkenin sonucu değiştirmediğini tek hareketle söyler.
- 17
O, yük değil, kaderin bir cezası ma'sûma...
Yazık, günahı nedir, bilmeyen şu mahkûma
Günümüz Türkçesi +
1O bir yük değil, masuma verilmiş bir kader cezası...
2Suçunun ne olduğunu bilmeyen şu mahkûma yazık.
Beyit yorumu +
Küfe son dizede yük olmaktan çıkıp ceza adını alır. Suçun bilinmemesi cezayı hafifletmez; tersine hüküm veren makamı ortadan kaldırıp itiraz edilecek yeri de siler.
Metnin kaynağı
Metin Vikikaynak'ın 141608 numaralı revizyonundan alındı. Manzume kırk sekiz beyit civarındadır; burada Hasan'ın Fâtih'te yeniden görüldüğü ikinci sahne, "Bizim çocuk yaramaz" dizesinden sona kadar 17 beyit olarak verildi. Kaynak metnin imlâsı ve noktalaması korundu; kaynakta bazı dizelerin diyalog satırları birleşik yazıldığı için sahnenin daha sağlam aktarıldığı bu bölüm tercih edildi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Beyit yorumu +
Sahne yetimin derdinden değil anlatıcının kendi çocuğunun yaramazlığından açılır. İki çocuğun karşılaşması böylece rastlantı olur; şiir tesadüfü kurgudan daha ağır bir kanıt gibi kullanır.