DDizegâhDijital şiir arşivi
Manzum anlatı · 19.–20. yüzyıl

Kur'a Neferi

Tifodan ölen bir bayraktarın son konuşmasını, sahipsiz mezarını ve bir yolcunun mezardan kaçışını bir araya getiren şiir; askerî görevi emek, adsızlık ve ölüm üzerinden tartışır.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    — Yazık, yazık, ömrümüzü geçirmişiz boş yere;

    Nasıl böyle kara yüzle varacağız mahşere?

    Bu yollarda ölenler de şehittirler, değil mi?

    — Şehittirler...

    1— Yazık; ömrümüzü boş yere geçirmişiz.

    2Mahşere böyle kara bir yüzle nasıl varacağız?

    3Bu yollarda ölenler de şehit sayılır, değil mi?

    4— Şehit sayılırlar.

    Ölmekte olan asker önce boşa geçmiş ömründen ve mahşere kara yüzle varmaktan korkar. ‘Bu yollarda’ ölmenin şehitlik sayılıp sayılmadığını sorarken dinî bir güvence arar; arkadaşının tek cümlelik cevabı tartışmayı kapatır ama ölümün sebebini ya da askerin kaygısını ortadan kaldırmaz.

  2. 2

    — Toprakçığım demek burdan alınmış;

    Ne yapalım, dertli başa böyle kalem çalınmış;

    Evvel Allah, sonra size ısmarlanın ninemi.

    — Merak etme...

    1— Demek küçük bir parça toprağım buradan alınmış;

    2Ne yapalım, dertli başın yazgısı böyle yazılmış.

    3Önce Allah'a, sonra size emanet ediyorum büyükannemi.

    4— Kaygılanma.

    Toprak sözü askerin gömüleceği yere küçük ve sahiplenici bir ad verirken ‘kalem çalınmış’ ölümü yazgı gibi sunar. Konuşma hemen uzaktaki nineye döner; asker kendi bedeninden önce onun bakımını düşünür. ‘Merak etme’ cevabının kısalığı, verilen emanetin ağırlığıyla belirgin bir karşıtlık kurar.

  3. 3

    — Bayrağımı mezarıma dikiniz;

    Bir de bana hakkınızı helâl edin, hepiniz!

    — Helâl olsun...

    1— Bayrağımı mezarıma dikin;

    2Hepiniz hakkınızı bana helal edin.

    3— Helal olsun.

    Mezar başına bayrak dikilmesi askerin kimliğini ölümden sonra da askerî simgeyle görünür kılacaktır. Buna karşı helallik isteği topluluğun kişisel ilişkilerine yönelir. Çoğul ‘hepiniz’ ile tek cevap arasındaki sahne, asker arkadaşlarının onun son isteğini ortak bir sözle karşıladığını gösterir.

  4. 4

    — Aman fenâ oluyorum: Ah, ah, ah!...

    — Hafiflersin, açılırsın; biraz oku, tövbe et;

    Gel beraber getirelim ;

    Haydi kardeş...

    — Eşhedü en lâ ilahe illallah.

    1— Çok kötü oluyorum; ah!...

    2— Rahatlarsın; biraz dua oku ve tövbe et.

    3Gel, birlikte kelime-i şehadet getirelim.

    4Haydi kardeşim.

    5— Tanıklık ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur.

    Bedensel çöküş ‘fenâ oluyorum’ ve art arda gelen âhlarla doğrudan duyulur. Arkadaşının tesellisi tedaviden tövbeye ve kelime-i şahadete geçerek ölümün yakınlığını kabul eder. Son Arapça cümle, diyaloğun en uzun susuşuna açılan kesin bir inanç tanıklığıdır.

  5. 5

    Evet odur... Taze, yalnız ve gölgesiz bir mezar;

    Garip kabri olduğu bak, toprağından besbelli.

    Ta kendisi, o tifodan ölmüş olan ;

    İşte, işte, baş ucunda bayrakçığı dikili.

    1Evet, mezar odur: yeni, yalnız ve gölgesizdir;

    2Kimsesiz birinin mezarı olduğu toprağından bellidir.

    3Tifodan ölen bayraktar işte burada yatıyor;

    4Baş ucuna küçük bayrağı dikilmiş.

    Sahne ölüm anından mezarın gösterildiği daha sonraki zamana geçer. Taze, yalnız ve gölgesiz sıfatları mezarın korunaksızlığını artırır; başucundaki küçük bayrak önceki isteğin yerine getirildiğini kanıtlar. Bayraktar adı bilinen kişi olmaktan çıkıp hastalığı ve göreviyle tanınan adsız mezara dönüşür.

  6. 6

    Ah, bu öksüz mezarcığa kim göz yaşı saçacak?

    Herkes kendi ölüsüne ağlamaya koşmada.

    Ah, bu garip yiğit için kim var ki el açacak?

    Biçarenin kimi varsa yüce dağlar ardında!...

    1Bu öksüz mezara kim gözyaşı dökecek?

    2Herkes kendi ölüsüne ağlamaya koşuyor.

    3Bu kimsesiz yiğit için kim dua edecek?

    4Zavallının bütün yakınları uzak dağların ardında.

    Mezarın ‘öksüz’ sayılması, askerin geride bıraktığı ninesine ve yakınsız ölümüne bağlanır. Herkes kendi ölüsüne koşarken ona ağlayacak ve el açıp dua edecek kimse bulunmaz. Yüce dağlar fiziksel uzaklığı büyütür; askerî defin ile aile yasının aynı yerde buluşamadığını gösterir.

  7. 7

    Ey hemşeri, bana bak, hişt!... Kaçıyor ha, zavallı!

    Kaçma kuzum, bu dünyanın her bucağı mezardır;

    Her nereye basmış olsan, orda yüz bin can yatır;

    Kara mezar, deniz mezar... Hangi yere kaçmalı?

    1Ey yurttaş, bana bak; zavallı mezardan kaçıyor!

    2Kaçma; bu dünyanın her köşesi bir mezardır.

    3Bastığın her yerde yüz binlerce can yatar;

    4Karalar da denizler de mezardır: Nereye kaçılabilir?

    Anlatıcı bu kez mezardan uzaklaşan yolcuya seslenir ve kaçışı durdurur. Tek mezardan korkan kişiye bütün kara ve denizlerin ölülerle dolu olduğu söylenir. ‘Her bucak’ ve ‘her nereye’ tekrarları ölümü belirli bir noktadan çıkarıp dünyanın tamamına yayar; kaçılacak yön bırakmaz.

  8. 8

    Kaçmak kimden? Şu bir yığın kemikten mi? Hay korkak!

    Tamahları size kalan ölü size ne yapar?

    Azgınlıklar, mezarlardan uzaklarda can yakar;

    Eğer kaçmak gerek ise dirilerden kaç uzak!...

    1Bir kemik yığınından mı kaçıyorsun? Ne korkaklık!

    2Hırslarını dünyada size bırakan ölü sana ne yapabilir?

    3Asıl saldırganlıklar mezarlardan uzakta, yaşayanlar arasında can yakar;

    4Kaçmak gerekiyorsa dirilerin kötülüğünden uzağa kaç.

    Korkunun hedefi kemik yığınına indirgenince ölü zararsızlaşır. ‘Tamah’ ve ‘azgınlık’ ise yaşayanlara bırakılmış kötülüklerdir; can yakan güç mezarda değil onun uzağındadır. Son emir, önceki kaçışı tersine çevirir: gerçekten sakınılacak olan ölü beden değil dirilerin hırsıdır.

  9. 9

    Ey kardeşler, bu yiğit de Türk gayreti güderdi;

    Tüfeğe de en sevdiği saban gibi gülerdi.

    Onun, sağken çalıştığı aziz yerdi: Şu toprak!

    Ölünce de bıraktığı şu şey oldu: Bir bayrak!

    1Kardeşler, bu yiğit de Türk olmanın gayretini taşırdı;

    2Tüfeğe, çok sevdiği sabanına gülümsediği gibi gülümserdi.

    3Sağken emek verdiği değerli yer bu topraktı;

    4Ölünce bıraktığı tek şey de bir bayrak oldu.

    Bayraktar aynı zamanda sabanı seven bir emekçi olarak çizilir; tüfek ile tarım aracı aynı gülümsemede yan yana gelir. Sağlığında çalıştığı toprak ölümünde mezar olur, geride kalan nesne ise bayraktır. Dörtlük, askerî kimliği köylü emeği üzerinden değerli kılar.

  10. 10

    Bunlardır ki, çok işleri canla, başla görürler;

    Memleketin büyükleri: «Öl! » diyince ölürler;

    Bu uğurda ne bir para, ne de bir ad isterler;

    Vazifeyi «Vazifedir!..» diye yapıp giderler.

    1Bu askerler birçok işi canla başla yaparlar;

    2Ülkenin yöneticileri “Öl!” dediğinde ölürler;

    3Bunun karşılığında ne para ne de ün isterler;

    4Görevi yalnız görev sayarak yerine getirip giderler.

    Askerlerin canla başla çalışması, yöneticilerin tek ‘Öl!’ buyruğuna kadar vardırılır. Para ve ad istememeleri fedakârlık olarak övülürken son dize görevi kendi gerekçesi yapan kapalı bir itaat mantığı kurar; övgünün doruğu aynı zamanda kişinin buyruğa indirgenişidir.

  11. 11

    Ruhlarına okuyalım ;

    Ötesini bırakalım Allah’a!..

    1Ruhları için Fatiha okuyalım;

    2Gerisini Allah'a bırakalım.

    Kapanış tek bayraktardan çoğul ‘ruhlarına’ geçerek anmayı bütün ölü askerlere genişletir. Fatiha çağrısı toplu dua eylemi kurar; ‘ötesini Allah'a bırakmak’ ise şiirin şehitlik, görev ve karşılık üzerine verdiği hükümleri son bir teslimiyet cümlesiyle sınırlar.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'ın 165444 numaralı sabit revizyonu ile Türk Sazı kalite-3 Sayfa 84–85'in 163794 ve 163795 numaralı revizyonları 42 dizelik şiiri verir. Yaralı askerin diyaloğu Sayfa 84'te ölüm duasıyla kapanır; Sayfa 85, mezarı gösteren “Evet odur” cümlesiyle anlatıyı sürdürür ve Fatiha çağrısıyla biter. Page metnindeki “kimivarsa” ve küçük harfli “ölünce” biçimleri Atlas Kitabevi 1979 görüntüsünde “kimi varsa” ve “Ölünce” olarak görünür. Dizelerin çoğu on beş hecelidir; karşılıklı konuşmada bir dize 4 + 11 hece olarak iki satıra bölünür ve kapanış beyti on birliktir.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirOna Ölüm
Bir yabancı çehre var ki, kendisinden hiç hoşlanmam;
Mehmet Emin Yurdakul · Siyasal manzume

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

mahşer

İnanca göre insanların hesap için toplanacağı yer

kalem çalınmak

Yazgısı o biçimde yazılmış olmak

ısmarlamak

Birini başkasına emanet etmek

kelime-i şahadet

İslam inancını tanıklık cümlesiyle bildirme

bayraktar

Birliğin bayrağını taşıyan asker

tamah

Açgözlü istek, hırs

gayret

Çaba; dizede millî bağlılık duygusu

Fatiha

Ölenlerin ruhuna da okunan Kur'an'ın ilk suresi