Lutfuna Had Yok Efendim Vir Bize Dâ’im Neşât
Fahrî, ilâhî rahmetten umut kesmeden mahşerde bağışlanma ve bütün müminler için sevinç diler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Lutfuña yok efendim vir bize dâ’im neşât
Zikr ü fikrünle münevver eyle kalbim vir neşât
1Efendim, lütfunun sınırı yok; bize sürekli sevinç ver.
2Kalbimi zikir ve düşüncenle aydınlatıp sevinç ver.
- 2
Rûz-ı mahşerde itme beni
Budurur senden niyâzım gice gündüz vir neşât
1Mahşer gününde topluluklar arasında beni utandırma;
2gece gündüz senden dileğim budur, sevinç ver.
Topluluklar arasında utandırılmama korkusu gece gündüz yinelenir; kamusal mahcubiyet ilâhî neşeyle dengelenir. “Budurur senden niyâzım” cümlesi bütün istekleri tek maddeye indirir; duanın kapsamı daraldıkça ısrarı artar.
- 3
Rahmetimden eylemen didün bize
itmezüz biz vir bize Rabbim neşât
1Bize “Rahmetimden umudunuzu kesmeyin” dedin;
2biz de umudu kesmeyiz, Rabbim bize sevinç ver.
Rahmetten ümit kesmeme buyruğu konuşanların güven kaynağıdır; kusur bilinci umutsuzluk yerine vaade tutunur. İlk dize bir alıntı, ikincisi ona verilen cevaptır: “didün” ile “itmezüz” arasında beyit karşılıklı bir taahhüt biçimi alır.
- 4
Cümle mü’minler ile bu abd-i âciz bedene
Hızr-ı tevfîkun irişdir vir bize Rabbim neşât
1Bütün müminlerle bu güçsüz kula
2ilâhî yardımın Hızır'ını ulaştır, Rabbim sevinç ver.
Tevfik Hızırı bütün müminlerle güçsüz kula yetişir; yardım, tek kişiyi ayırmadan topluluk yolunu kolaylaştırır. “Bu abd-i âciz bedene” denirken istek ruha değil bedene yöneltilir; yardımın somut ve gündelik yanı burada öne çıkar.
- 5
Mü’minîn-i ile bu pîr-i âcizün
Vir murâdın lutfun-ile eyle dâ’im pür neşât
1Mümin erkek ve kadınlarla bu güçsüz yaşlının
2dileğini lütfunla ver, onu sürekli sevindir.
Mümin erkekler ve kadınlarla yaşlı kulun muradı birlikte istenir; kişisel ihtiyaç ortak rahmetin içine yerleşir. “Mü’minîn-i mü’minât” ikilisi duayı cinsiyet ayırmadan kurar; hemen ardından gelen “pîr-i âciz” ise konuşanın yaşını ilk kez açık eder.
- 6
Kullarundan bu Fahrî-i nâçîzüne
Men aref sırrına vâkıf eyle dâ’im vir neşât
1Kullarından yüzü kara, değersiz Fahrî'yi
2kendini bilme sırrına eriştir, sürekli sevinç ver.
Fahrî'nin kendini bilme sırrına erişmesi dilenir; sevinç yalnız rahatlık değil benliğin hakikatini kavramaktır. “Men aref” göndermesi istenen şeyi değiştirir: makta beytine kadar hep dışarıdan gelecek bir neşe istenirken burada bilgi istenir.
Metnin kaynağı
Sabit kaynak DEU-AVESIS.173d4472-4f1c-42be-8afc-48c2c8ea7a0d:pdf127-printed118-n66. Bu görüntü aralığında 66 numarasıyla başlayan kayıt, sonraki numaraya kadar tam 12 dizedir; basılı aruz satırı aynı sınırdadır. AVESİS profili dosyanın yanında CC BY 4.0 bağlantısı verir; PDF içinde gömülü lisans cümlesi yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Mücrim-i âsî kulunum ben senin Yâ RabbenâMehmed Fahrî-i Sünbülî · Gazel→
Sınırsız lütuf, zikir ve düşünceyle aydınlanan kalpte sürekli neşe olarak görünür; bağışın iç karşılığı ışıktır. “Had yok” sözü ölçüsüzlüğü olumlu bir nitelik yapar; dilek de bu sınırsızlığa dayanarak “dâ’im” sıfatını istemeye cesaret eder.