Gönül kuşu kanat çırpar; yöneldiğim yeri kim bilir
Gönül kuşu mekânsız bir hüma gibi görünmeyen bir yuvaya uçar; onun yolunu ve gizli sırrını kimse bilemez. Sevgilinin narin ağzı, buğday renkli beni, sarhoş gözü ve tatlı dili aklın çözemediği bir tılsım oluşturur. Şiir sonra canın bedenden ayrılışına ve bilinmeyen son saate yönelir; Ömer dünyaya kısa bir ziyaret yapıp ömür sermayesini tüketen yolcu olarak kaybolur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
pervâz urur azm-i miyânım kim bilür
Bir hümâ-yı lâmekândır yâ mekânın kim bilür
1Gönül kuşu kanat çırpar; yöneldiğim yeri kim bilir?
2O, mekânsızlıkta uçan bir hümadır; senin yerini kim bilir?
- 2
Tâir-i kudsîdir ol kim râhını mestûr eder
Beççesin kim görmüş anın âşiyânın kim bilür
1O, yolunu gizleyen kutsal bir kuştur.
2Yavrusunu kim görmüş; onun yuvasını kim bilir?
Kutsal kuş kendi yolunu gizlediği gibi yavrusunu ve yuvasını da görünmez tutar. Şair, gönlün kaynağı ile varacağı yer hakkındaki bilgisizliği kuşun aile ve barınak izlerinin silinmesi üzerinden derinleştirir.
- 3
Olmayanlar âşıkı bir hokka-i nâzik femin
Can dimâğında bulur mu neş’esin
1Narin ve küçücük ağza âşık olmayanlar,
2Canın zihninde Cem’in kadehinin neşesini bulabilir mi?
Narin ağız, âşığa Cem’in efsanevi kadehindeki neşeyi tattıran kapalı bir hokka gibidir. Ona âşık olmayanın bu sarhoşluğu canının zihninde bulamayacağı sorusu, aşkı özel bir bilme ve coşma yolu sayar.
- 4
Bî tevakkuf kimseler sedd-i tılısm-ı a’zamın
Kendine bulmadı yol râz-ı nihânın kim bilür
1Kimseler büyük tılsımın engelini duraksamadan aşamadı.
2Kendisine yol bulamayan onun gizli sırrını kim bilir?
Büyük tılsımın seddi herkesin önünü keser; gizli sırra aceleyle varılamaz. İnsanın kendi içine giden yolu bile bulamaması, sevgilinin sırrını çözmeden önce benliğin karanlık geçitlerini aşması gerektiğini düşündürür.
- 5
Akl alan ol dilberin bir ruhleri âli değil
Hâl-i âdem yitmeden hâlî değil
1Aklı alan o güzelin yanağı yalnızca yüce değildir.
2Buğday renkli beninin hâli, insanı kendinden geçirmeden durmaz.
Yanak güzelliğinin değeri yalnız yüksekliğiyle açıklanamaz; buğday renkli ben, insanı kendinden geçiren daha özel bir işarettir. ‘Âdem’ sözü hem insanı hem buğday yüzünden cennetten çıkan ilk insanı çağrıştırır.
- 6
Pür gazab mestâne-i çeşme dûş olmalı değil
Mîşezâr-ı hüsnünün şîrin zebânın kim bilür
1Öfke dolu sarhoş göze rastlamak doğru değildir.
2Güzellik koruluğunun tatlı dilini kim bilir?
Sarhoş göz öfkelendiğinde ona rastlamak tehlikelidir; güzellik ormanında avlanan güçlü bir varlığa dönüşür. Buna rağmen tatlı dilin bilinmezliği, korkutucu bakışın yanında hâlâ çözülmeyi bekleyen çekici bir sır bırakır.
- 7
Can cesedden kılması âhır mukadderdir urûc
Âh kim gaflette kaldım bilmedim ben bağrı tûc
1Canın sonunda bedenden yükselmesi kaçınılmazdır.
2Ah, gaflet içinde kaldım; bağrım tunç kesilmişti de anlayamadım.
Canın bedenden yükselişi kaçınılmaz son olarak kabul edilirken konuşan kişi ömrünü gafletle geçirdiğine hayıflanır. Bağrın tunç kesilmesi, uyarıyı duymayan katılığı göstererek şiiri sevgili bilmecesinden ölüm bilincine yöneltir.
- 8
Âkıbet derler gele dünyâya bir sâhib hurûc
Vakt yakîn olmamış dahi zamânın kim bilür
1Sonunda dünyada bir sahibin ortaya çıkacağı söylenir.
2Vakit henüz kesinleşmemiştir; zamanını kim bilir?
Dünyaya gelecek ‘sahip’ sözü, son saatte ortaya çıkacak kurtarıcı ya da hüküm sahibine dair beklentiyi taşır. Fakat zamanın kesin olmayışı, insanın takvim bilgisine değil sürekli hazırlığa dayanması gerektiğini vurgular.
- 9
Geldi bu Âşık Ömer dehre ziyâret eyledi
Sehv ile garet eyledi
1Bu Âşık Ömer dünyaya geldi ve kısa bir ziyaret etti.
2Yanılgıyla ömür sermayesini yağmalayıp tüketti.
Ömer’in dünyadaki ömrü kalıcı ikamet değil kısa ziyaret diye tanımlanır. Ömür bir sermaye, gaflet de onu yağmalayan kötü alışveriştir; böylece geçen zaman ahlaki hesabı tutulacak bir mala çevrilir.
- 10
Çıktı serhadd-i ademden hoş ticâret eyledi
Sözü ma’lûm olmadı gitti zebânın kim bilür
1Yokluk sınırından çıktı; ne hoş bir ticaret yaptı.
2Sözü anlaşılmadan çekip gitti; dilini kim bilir?
Yokluk sınırından dünyaya çıkan şairin ticareti alaycı biçimde ‘hoş’ diye anılır; çünkü sermayesini tüketmiştir. Sözü anlaşılmadan yeniden gidişi, insanın dili ve maksadı çözülemeyen bir misafir oluşuyla şiiri kapatır.
Metnin kaynağı
Basılı gövdedeki görünür Ömer/Âşık Ömer mahlası doğrulandı: 17. dize “Geldi bu Âşık Ömer dehre ziyâret eyledi”.
Atıf kanıtını aç ↗Sadeddin Nüzhet Ergun’un 1936 tarihli Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri baskısındaki 568 numaralı metnin 20 dizesi ve 10 birimi basılı sırayla korunmuştur. Tarama yeniden dağıtılmamıştır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Mürüvvet ummazam sendenÂşık Ömer · Şiir→
Gönül, belirli bir hedefe yürüyen beden değil ufka kanat açan kuş olarak düşünülür. Hümanın mekânsızlığı, bu iç yolculuğun haritada gösterilemeyeceğini ve sevgilinin makamının sıradan bilgiyle bulunamayacağını anlatır.