Nedir menâfi'i emrse rûzenin bilmem
Şair, orucun yararını sormakla başlayan düşünceyi dünyanın elemli yapısına ve hazların geçiciliğine genişletir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Nedir menâfi'i emrse rûzenin bilmem
Bu dâr-ı pür-miheni cilvegâh eder âdem
Ne hazzı var meselâ kılsa kişi
Degil mi âhiri nîş-i belâ vü zahm-ı elem
Bu oldı deydene-i rûzgâr-ı bed-girdâr
Ki her meserretin elbet sonu olur mâtem
Firîb-i hurde-i ikbâl-i dehr olur mukbil
Sanır ki ola cihân içre dâ'imâ hurrem
Döner mi çerh-i her zamân murâd üzre
Anıda bir gün eder iktizâ-yı devr-i dijem
Cihânda hâsılı yoktur hevesçe kâm almış
Gerek gedâ-yı muhakkar gerek şeh-i efham
Verir mi ârif olan -ı dehre vücûd
Olur mı nâfile hâtır-rübûde-i âlem
Hakîkat üzre tasavvur olunsa dünyânın
Çıkar vücûdu adem zevk u lütfu renciş ü gam
Degil degil bu fenâ bezmi câygâh-ı huzûr
Hazer ki olmayasın dil-harâb-ı câm-ı gurûr
Bu âlemin ki yogu vârı cümle yeksândır
Bu sırra vâkıf olan hâl-i dehre handândır
Eden hakîkat-i eşyâya iktisâb-ı vukuf
Seferber oldıgına âleme peşîmândır
Garîb-i gülşen-i âlâmdır bu bâg-ı fenâ
Gül-i şüküftesi hem-hâlet-i mugaylandır
Viren bu âlem-i sûrînin âl ü nakşına dil
Soñunda pâ-zede-i mihnet-i firâvândır
Bu sûrgehte olan bir nefes sürûr ile şâd
Hezâr sâle gam-ı mâtem ile giryândır
Emîn olur mu kişi dest-bürd-i kahrından
ki eski cefâkâr-ı bezm-i imkândır
Muhâl ise ta'accüb intizâm-ı kevn ü fesâd
Esâs-ı dehr cihân olalı perîşândır
Olan bekasına ka'il bu kârgâh-ı gamın
Fenâ-yı nefsine esbâb arar harîfândır
Yazık bu mertebe re'yi sakîm olan dûna
Ki hande-bahş ola akvâli merd-i mecnûna
Yoluñ şaşırma tarîk-ı savâb ara her gâh
K'ider bu bâdiye çok rehrevânını gümrâh
Serâbı âb sınırsın hayâli ayn-ı misâl
Bu vechile seni bir gün kılar fütâde-i çâh
Ne çerh u bahtı zahîr et ne mâle ol magrûr
Ne eyle kendiñi dilhaste-i tahassür-i câh
Ne kâr-ı sa'bıñ olursa verir kolaylıgını
Bütün umûrda dergâh-ı hakkı eyle penâh
Açar suhûletile kufl-ı genc-i eltâfı
Medenk-i âh gibi zûr-ı bang-i yâ allâh
Kalaydı iş bize vay idi hâl-i zârımıza
Olurdu acz ile hep kârımız tazallüm-i vâh
Veren Hudâ mı degildir bu fikr ü aklı bize
Cebîn-i hamdi hemân eyle sûde-i dergâh
Tahayyür eyle Hudâ’nın kemâl-i kudretine
Edip semâ vü zemîne üzre nigâh
Gör añla cilve-i esrâr-ı sun’-ı mevlâ’yı
Cihâna akl-ı kasîrince verme ma’nâyı
1Günün ya da ömrün yararları nedir, bilmem;
2İnsan bu sıkıntılarla dolu dünyayı kendine görünme yeri yapar.
3Örneğin yiyip içmenin ne tadı vardır?
4Sonu bela dikeni ve acı yarası değil midir?
5Kötü davranan zamanın değişmez âdeti şudur:
6Her sevincin sonunda mutlaka matem vardır.
7Talihli kişi dünyanın küçük bir talih oyununa aldanır;
8Bu dünyada her zaman mutlu kalacağını sanır.
9Feleğin çarkı her zaman dileğe göre döner mi?
10Kasvetli dönüşünün gereği onu da bir gün bulur.
11Kısacası dünyada istediği gibi muradına eren yoktur;
12İster hor görülen dilenci, ister anlayışlı padişah olsun.
13Bilge kişi dünyanın daraltıp genişletmesine değer verir mi?
14Boş yere dünyanın çekiciliğine kapılır mı?
15Dünya gerçeğe uygun biçimde düşünülürse
16Varlığı yokluk, zevki ve lütfu sıkıntı ile keder çıkar.
17Hayır, bu geçici meclis huzur yeri değildir;
18Sakın gurur kadehiyle gönlünü yıkma.
19Bu dünyanın yokluğu da varlığı da birdir;
20Bu sırrı bilen, dünyanın hâline gülümser.
21Eşyanın gerçeğini öğrenen kişi
22Bu dünyaya yolcu geldiğine pişmandır.
23Bu geçici bahçe, acılar gül bahçesinin garibidir;
24Açılmış gülü bile diken çalısı gibidir.
25Bu görünüş dünyasının süsüne ve nakşına gönül veren
26Sonunda bol sıkıntının ayakları altında kalır.
27Bu sürgün yerinde bir nefes sevinç duyan
28Bin yıl matem kederiyle ağlar.
29İnsan onun kahredici saldırısından güvende olabilir mi?
30Felek, imkân meclisinin eski eziyetçisidir.
31Oluş ve yok oluş düzenine şaşmak yersizdir;
32Dünyanın temeli kurulduğundan beri karmakarışıktır.
33Bu keder düzeninin kalıcı olduğuna inanan kişi
34Kendi yok oluşuna araç arayan bir budaladır.
35Görüşü bu derece bozuk olan alçağa yazık;
36Sözleri, Mecnun yaradılışlı adamı bile güldürür.
37Yolunu şaşırma, her zaman doğru yolu ara;
38Çünkü bu çöl nice yolcusunu yolundan eder.
39Serabı su, hayali gerçeğin kendisi sanırsın;
40Böylece seni bir gün kuyuya düşürür.
41Ne göğü ve talihi kendine destek say ne de malınla gururlan;
42Makam özlemiyle kendini gönül hastası etme.
43Ne kadar güç işin olursa olsun Tanrı onu kolaylaştırır;
44Bütün işlerinde Tanrı’nın dergâhına sığın.
45“Ey Tanrı!” sesinin gücü, ahın maymuncuğu gibi
46Lütuf hazinesinin kilidini kolayca açar.
47İş yalnız bize kalsaydı perişan hâlimize yazık olurdu;
48Güçsüzlük içinde bütün işimiz “vah” diye yakınmak olurdu.
49Bu düşünce ve aklı bize veren Tanrı değil midir?
50Şükreden alnını hemen onun dergâhına sür.
51Göğe ve yere basiretle bakıp
52Tanrı’nın eksiksiz kudretine hayran ol.
53Yaratıcının sanatındaki sırların görünüşünü gör ve anla;
54Dünyaya kendi sınırlı aklınca anlam yükleme.
Metnin kaynağı
Şiir, bağlı kaynakta Recaizade Mahmut Ekrem adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.
Atıf kanıtını aç ↗Metin, Türkçe Vikikaynak'taki 4 sabit sayfa revizyonundan birleştirilmiştir (oldid: 99912, 100444, 100445, 100446). Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Şair, orucun yararını sormakla başlayan düşünceyi dünyanın elemli yapısına ve hazların geçiciliğine genişletir. Son dizelerde bakış göğe ve yere çevrilir; insanın sınırlı aklıyla yaratılış sırrına kesin anlam vermemesi istenir. Böylece sorgulama, kör inkâra değil ölçülü hayrete bağlanır.