Nem İster İken Dilber-i Serkeşlere Düşdüm
Nem ve su arayışını gam ateşine düşmekle karşılaştıran gazel; serkeş sevgiliyi, kara bahtı ve ayrılığı düşdüm redifinde birleştirir, tarihsel etnikleştirilmiş klişeyi mesafeyle gösterir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
ister iken dilber-i serkeşlere düşdüm
Bir şuda idim gamla ki âteşlere düşdüm
1Nem ararken başına buyruk sevgililere düştüm;
2bir suda gam içindeydim; ateşlere düştüm.
- 2
İtmezken ebed bûs-ı girîbâna tenezzül
-i sitemi gör peşlere düşdüm
1Eskiden yakaya öpücük kondurmaya bile tenezzül etmezken,
2kara talihimin zulmüne bak; peşlere düştüm.
Beyit zamanı ikiye böler: bir vakitler “bûs-ı girîbân”a, yani yaka öpmek gibi en alt basamaktaki yakınlığa bile tenezzül etmeyen kişi, şimdi peşlerdedir. Reddedilen şeyin ne kadar küçük olduğu, düşüşün ne kadar büyük olduğunun ölçüsüne dönüşür. Fail de kendisi değil, “baht-ı siyeh-i sitem” diye adlandırılan zulümkâr talihtir.
- 3
Evlâd-ı ‘Arab sevmege itdim heves ammâ
Bahtım kara bir olmayacak işlere düşdüm
1Arap güzellerini sevmeye heves ettim ama,
2kara bahtımla olmayacak işlere düştüm.
Bu beyit dönemin etnikleştirilmiş güzellik klişesini taşır: ‘Evlâd-ı ‘Arab’ ile kara baht aynı renk çevresinde eşleştirilir. Şiirin kendi retoriğinde “kara” sözcüğü hem sevgiliye hem talihe bağlanmakta, “olmayacak iş” hükmü de bu ses eşlemesinden çıkarılmaktadır.
- 4
Lâl itdi beni darbet-i ser-pençe-i kahruñ
Ellerle işâret iderüm peşlere düşdüm
1Kahrının güçlü pençesi beni susturdu;
2ellerimle işaret ederim, peşlere düştüm.
Susturulma burada fiziksel bir darbeyle gelir: “ser-pençe” pençenin en güçlü yeridir ve vurduğu organ dildir. “Lâl” kalan âşık konuşmayı bırakmaz, aracını değiştirir; ikinci dizede eller işaret diline geçer. Beyit böylece sesi alınan kişinin bedenle söylemeyi sürdürdüğünü gösterir.
- 5
Diriltdi ten-i Kânîyi hummâ-yı firâkuñ
Sevdim seni cânâ yine âtaşlere düşdüm
1Ayrılık humman Kânî'nin bedenini diriltti;
2ey sevgili, seni sevdim ve yine ateşlere düştüm.
Makta bir çelişkiyi yükleme çevirir: dirilten şey “hummâ”, yani ateşli hastalıktır; iyileştiren değil yakan bir güç can verir. Kânî'nin kendi adını üçüncü kişi gibi anması bedeni dışarıdan bir nesneye dönüştürür. Son dize sevgiye dönüp “yine” diyerek düşüşü tek seferlik olmaktan çıkarır ve şiiri başladığı ateşe geri bağlar.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.e7912dc2-9d1e-4325-af4a-c55ffa865ab5:g121-pdf276-printed269. Elbir neşrinde G121, basılı s. 269/PDF 276; 10 dize, basılı ölçü adı, incipit-Kânî mahlası-sonraki numaralı kayıt ile tam sınır görselden sabittir. Üçüncü beyit tarihsel etnikleştirilmiş Arap güzeli/kara baht klişesi taşır. Profildeki CC BY bağlantısı dosya ekine komşudur; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Senüñ sûz-ı gamuñ vârı yoğı âteşlere saldıKânî · Kıt‘a→
Redif “düşdüm” daha ilk beyitte iki yönü birden taşır: hem rastlantıyla karşılaşmayı hem alçalmayı. “Nem” sözcüğü burada sakinlik değil su ve rutubet ister; karşılığında bulunan şey ateştir. İkinci dizedeki görsel biçim “şuda/suda” arasında kesinleşmediği için okuma açık bırakılır, fakat su arayanın ateşe düşmesi karşıtlığı her iki okumada da ayakta kalır.