Neyleyim geşt-i ser-i kûyunu yâr olmayıcak
“Olmayıcak” redifiyle kurulmuş beş beyit; her biri bir şeyin değerinin ancak yokluğuyla ya da zıddıyla bilineceğini söylüyor. Bahçe bahar olmayınca, vatan gurbete düşülmeyince, bilgin de rind olmayınca hükümsüz kalıyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Neyleyim -i ser-i kûyunu yâr olmayıcak
Olunurmı heves-i bâg-ı bahâr olmayıcak
1Sevgili yoksa onun sokağını dolaşmayı ne yapayım;
2bahar olmayınca bahçeye heves edilir mi?
- 2
Görmez ol meh nigeh-i lûtfuna bizi
Zahm-ı tîg-ı gam ile olmayıcak
1O ay yüzlü, lütuf bakışına bizi lâyık görmez;
2gam kılıcının yarasıyla göğsümüz paralanmayınca.
Sevgilinin lütuf bakışı bedava değil; bedeli göğsün yarılması. “Şâyeste” lâyık demek ve âşık, kendisini bakılmaya değer kılan şeyin güzelliği değil yarası olduğunu söylüyor. Klasik şiirin âşık ile maşuk arasındaki alışverişi burada açıkça bir bedel diliyle kuruluyor.
- 3
Olamaz nâ'il-i cihânda kimse
Mihnet-i keşmekeş-i dehr ile zâr olmayıcak
1Dünyada kimse gönlünün dilediğine erişemez;
2zamanın çekiştirmesinin verdiği sıkıntıyla inleyip ağlamayınca.
Beyit gazelin şartını aşktan hayata genişletiyor: kimse dilediğine çile ödemeden ulaşmıyor. “Keşmekeş” hem çekişme hem karışıklık demek; “dehr” ile birleşince zamanın kendisi bir çekiştirme aygıtına dönüşüyor. Bu dize kaynakta kalıptan iki hece eksik dizilmiş.
- 4
Kıymet-i mavtın u lûtf-ı Hızır'ı kim bilsin
Düzelip gurbete olmayıcak
1Ölümün kıymetini, Hızır'ın lütfunu kim bilebilir;
2yola düzülüp gurbete çıkmayınca, memleketinden ayrı düşmeyince.
Değerin ancak yoksunlukla bilineceği fikri burada gurbete uygulanıyor: Hızır yolculara yetişen velidir, yolcu olmayan onun lütfunu tanımaz. Kaynakta “mavtın” diye dizilen kelime bozuk; beytin gurbet bağlamı ölümü karşılayan okunuşu destekliyor, dize yine de olduğu gibi bırakıldı.
- 5
Zâhidi olsa da Ekrem çekemem
Rind-i hoş-hâl ü olmayıcak
1Ekrem, zâhit fazilet kitabının kendisi olsa da ona katlanamam;
2gönlü hoş, tavrı beğenilir bir rind olmayınca.
Mahlas beyti zâhit-rind karşıtlığını beklenmedik bir yerden kuruyor: zâhidin bilgisi tartışılmıyor, hatta faziletin ta kendisi sayılıyor. Reddedilen şey bilgi değil tavır — “hoş-hâl” ve “pesendîde-şi'âr” olmayan bir bilgin, şairin gözünde yine de çekilmez kalıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142879 numaralı sürüm esas alındı. Metnin başındaki “İbtidâ-yı Gazeliyyât” bölüm başlığı alınmadı, mahlasın yıldızları atıldı. Üçüncü beytin ilk dizesi kalıptan iki, dördüncü beytin ilk dizesi bir hece eksik dizilmiş; hiçbirine ekleme yapılmadı. Dördüncü beyitteki “mavtın” bozuk görünüyor — beytin gurbet bağlamı “mevtin” okunuşunu destekliyor, ama dizeye dokunulmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Nükhet-i zülfüñ verince câna bûy-ı nev—bahârRecaizade Mahmut Ekrem · Gazel→
Redif “olmayıcak” bütün gazeli tek bir şart cümlesine çeviriyor: her beyit önce bir hüküm söylüyor, sonra o hükmü bir yokluğa bağlıyor. Matla'da sevgilinin sokağı bahçeye, sevgilinin yokluğu da baharın yokluğuna denk tutuluyor; ikisi de yerinde durur ama içi boşalmıştır.