Nükhet-i zülfüñ verince câna bûy-ı nev-bahâr
Redifi “nev-bahâr” olan bir bahar gazeli, ama bahar burada mevsim değil ölçü birimidir: sevgilinin saçı, yanağı ve boyu baharla karşılaştırılır ve her defasında bahar kaybeder. Son beyitte ciğer kanı kayaları güle durdurur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
-i zülfüñ verince câna bûy-ı nev—bahâr
Oldı -ı dil hem-hâl-i kûy-ı nev-bahâr
1Zülfünün kokusu cana ilkbahar kokusu verince
2gönlün ateş tarlası bahar diyarıyla aynı hâle geldi.
- 2
Ferş ederdi pâyına güller kumâş-ı işvesin
Ol meh-i hüsn etse meyl-i -yı nev-bahâr
1Güller işve kumaşını ayağına sererdi,
2o güzellik ayı baharın çarşısına uğramaya niyetlense.
“Çâr-sû” dört yol ağzındaki çarşıdır; bahar bir pazar yerine, güller de kumaşını yere seren esnafa dönüşüyor. Serilen şey kumaş değil işve olunca satıcılar müşteriye kendi cazibelerini sunmuş oluyor. Beyit şart kipinde kaldığı için sahne gerçekleşmemiş bir ihtimal.
- 3
Hatt-ı nev-hîzi çemen-pûş eylemiş bâg-ı ruhun
N'ola ger âfâkı tutsa güft ü gû-yı nev-bahâr
1Yeni beliren ayva tüyün yanağının bağını çimenle örtmüş;
2baharın dedikodusu ufukları tutsa buna şaşılır mı?
Yeni beliren ayva tüyü yanağın bağını çimenle örter. Bunun ardından bahar üzerine konuşmaların ufukları tutmasına şaşılmaması söylenir; yüz ile bahar arasındaki benzetme bu iki dizeyle sınırlıdır.
- 4
Gülşen-i hüsnüñ gören bir kerre ey gül-berg-i nâz
Eylemez dûzahta olsa ârzû-yı nev-bahâr
1Ey naz gül yaprağı, güzelliğinin gül bahçesini bir kez gören,
2cehennemde olsa bile bahar arzulamaz.
Gazelin en keskin karşılaştırması burada: cehennem ile bahar arasındaki fark, sevgilinin yüzünü görmüş biri için ortadan kalkıyor. Klasik şiirin cennete kayıtsızlık motifi tersinden kurulmuş; vazgeçilen şey ödül değil, teselli.
- 5
Şevk-ı seyr-i kametinle aks-i serv-i bagdan
Oldı zencîr-i cünûn pâyımda cûy-ı nev-bahâr
1Boyunu seyretme şevkiyle, bağdaki servinin aksinden
2baharın deresi ayağımda cünun zinciri oldu.
Suya vuran servi gölgesi kıvrıla kıvrıla akınca dere bir zincire benziyor ve zincir delinin ayağına bağlanıyor. Bahçedeki en masum ayrıntı, yani akan su, böylece tımarhane demirine dönüşüyor. Sevgilinin boyunu servide arayan bakış, bakmanın bedelini bağlanmakla ödüyor.
- 6
Bî-hazândır zahm-ı aşkın eşk-i hûn-âlûddan
Sâye-i aşkında oldum âbrû-yı nev-bahâr
1Aşkının yarası kanlı gözyaşı sayesinde hazan görmez;
2aşkının gölgesinde baharın yüz suyu oldum.
Yara burada solmayan bir çiçek gibi düşünülüyor: kanlı gözyaşı onu sulayıp kırmızı tuttuğu için sonbahar sökmüyor. “Âbrû” hem itibar hem su içeren bir söz olduğundan ikinci dize sulama imgesiyle şeref kelimesini tek tamlamada birleştiriyor.
- 7
Katre-i hûn-ı ciger gül-hîz eder hârâları
Dilde ol sûrettedir Ekrem gulüvv-i nev-bahâr
1Ciğer kanının damlası sert kayaları gül bitirir hâle getirir;
2Ekrem, baharın taşkınlığı gönülde işte bu surettedir.
Kapanış baharın gücünü toprağa değil taşa uyguluyor: “hârâ” en sert kayanın adıdır ve onu bile güllendiren şey mevsim değil, ciğerden düşen kan damlasıdır. “Gulüvv”, yani taşkınlık, dışarıdaki mevsimden içerideki yaraya devredilmiş oluyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142856 numaralı sürüm esas alındı; Nağme-i Seher'in Kafiye-i Râ bölümünün on birinci gazeli. Sayfa başındaki “İbtidâ-yı Gazeliyyât” bölüm başlığı dize sayılmadı. Mahlas son beyitte boşluklu yıldızlarla dizilmiş (“* Ekrem *”); yıldızlar atıldı, kalan çift boşluk teke indirildi. Matla' dizesinde “nev—bahâr” uzun tire ile dizilmiş, oysa aynı kelime öbür dizelerde normal tire taşıyor; kaynaktaki hâliyle bırakıldı. Beş dize remel kalıbını birer hece eksik kapatıyor (ikinci, dördüncü ve beşinci beyitlerin dizeleri); ekleme yapılmadı. Eski imlâ (“zülfüñ”, “hüsnüñ”) korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Özne zülfün kokusudur: cana ilkbahar kokusunu o verir. Bunun üzerine yanan gönül ile bahar diyarı aynı hâle gelir; günümüz Türkçesi koku alışverişinin yönünü tersine çevirmez.