Nûr-ı ruhuñ ki çâk-i dilimden zuhûr eder
Işık üzerine kurulmuş bir gazel: yanaktan çıkan nur önce göğüsteki yarayı Tûr dağına, sonunda da kanlı gözyaşını nur denizine çevirir. Ortadaki beyitler aşk yolunda ölene duyulan imrenmeyi işler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Nûr-ı ruhuñ ki -i dilimden zuhûr eder
Her berkı -ı sînemi mânend-i tûr eder
1Yanağının nuru gönlümün yarığından görününce
2her şimşeği göğsümdeki yarayı Tûr dağına çevirir.
- 2
Dehşet-pezîr olur nigehinden dil-i kazâ
Hûn-ı ciger ki gamzeni mest-i gurûr eder
1Kazanın gönlü bile senin bakışından dehşete kapılır,
2ciğer kanı senin yan bakışını gurur sarhoşu edince.
Âşığın döktüğü ciğer kanı burada gamzenin içtiği şaraptır; bakış bu kanla sarhoş olunca ürken taraf kaza, yani kaderin kendisi olur. Beyit hiyerarşiyi tersine çevirir: herkesi korkutması beklenen kaza, korkanın yerine geçmiştir.
- 3
Bir lem'a-tâb-ı mihr-i ruhun akl-ı evveli
Âteş-firûz-ı -i sabr şu’ur eder
1Yanağının güneşinden parlayan tek bir ışık, ilk aklı
2sabır ve şuur harmanını tutuşturan ateş yapar.
"Akl-ı evvel" felsefede ilk yaratılan akıldır; beyit onu bir kıvılcımla harman yakan ateşe indirger. Hırmen (harman) yığılmış emeğin simgesidir: sabır ile şuur yıllarca biriktirilmiştir, tek bir ışık huzmesi hepsini bir anda kül eder.
- 4
Sad reşk o -i şemşîr-i aşkıña
Kim meşhedin -i şevk u sürûr eder
1Aşkının kılıcıyla başı kesilene yüz kere gıpta,
2ki şehit düştüğü yeri şevk ve sevinç eğlencesine çevirir.
Konuşan aşk kılıcıyla başı kesilmiş kişiye yüz kez imrenir; çünkü o kişi şehit düştüğü yeri şevk ve sevinç yerine çevirir. Şiddet ve şehitlik dili tarihsel aşk mübalağası olarak aktarılır, güncel bir ölüm övgüsü gibi sunulmaz.
- 5
Ol mest-i râst-pûye-i aşka hased hased
Kim bî-fütûr cisr-i sırât-ı mürûr eder
1Aşkın doğru yolda koşan o sarhoşuna haset, haset;
2ki sırat köprüsünden hiç duraksamadan geçer.
Sarhoş olduğu hâlde dosdoğru yürüyen âşık, kıldan ince sırat köprüsünü tereddütsüz geçer: mest olmak burada dengesizliğin değil emniyetin sebebidir. "Hased hased" tekrarı bir önceki beytin "sad reşk"ini yankılar, gazel bir imrenme dizisi hâlinde ilerler.
- 6
Ekrem olınca şa’şa’a-pâş aks-i rûy-ı yâr
Hû nâbe-i sirişkimi deryâ-yı nûr eder
1Ekrem, sevgilinin yüzünün aksi ışık saçınca
2kanlı gözyaşımı bir nur denizine çevirir.
Makta ilk beyte döner: orada yaradan sızan nur, burada gözyaşını aydınlatır ve kan rengi ışıkla yer değiştirir. "Hûnâbe" kanla karışık gözyaşı demektir; kaynak bunu "Hû nâbe-i" diye ayırarak dizmiş, düzeltilmemiştir. Acının işareti böylece nura dönüşerek gazel kapanır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142854 numaralı sürüm esas alındı; baştaki "İbtidâ-yı Gazeliyyât" bölüm künyesi alınmadı, kalan on iki dize altı beyte bölündü. Son beyitteki "Hû nâbe-i sirişkimi" kaynağın dizgisidir; kelime "hûnâbe-i" (kanlı gözyaşı) olmalıdır ama ayrık hâliyle bırakıldı. "Şa’şa’a" ve "şu’ur" yazımlarındaki kıvrık kesme de kaynaktan aynen aktarıldı. Mahlas "*Ekrem *" biçiminde yıldızlıdır; yıldızlar atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Mûsâ'nın Tûr dağında tecelliyle karşılaşması mazmunu bu beyitte âşığın bedenine taşınır: dağın yerini göğüsteki yara alır. "Çâk" yarık demektir, hem yırtık yaka hem yaralı sine anlamına gelir; nur oradan sızdığı için yara bir kusur değil bir pencereye dönüşür.