O Kim Anuñ Diye Seri Rızâ-yı Yâre Gerek
Sevgilinin rızasına baş koymayı yara, istihare, kara yüz ve denizde yüzme imgeleriyle sınayan gazel, gönül ülkesinin işaretini arar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
O kim anuñ diye seri rızâ-yı yâre gerek
Derûn birûn nice biñ şerha nice yâre gerek
1Başını ‘onundur’ diye veren kişiye sevgilinin rızası gerekir;
2içte dışta nice bin yarık, nice yara gerekir.
- 2
Der-i nigâra varılmaz Efendi gözlemeden
Peşîn o dergehe varmağa gerek
1Efendiyi beklemeden sevgilinin kapısına varılmaz;
2önce o dergâha gitmek için istihare gerekir.
Kapıya varmak bu beyitte tek adımda olmaz; önce beklemek, sonra istihâre etmek gerekir. Peşîn sözcüğü sırayı vurgular: talip kendi isteğine göre değil, hayırlı olanın işaretine göre yürüyecektir. Yakınlık böylece cesaretin değil, izin almanın konusu olur.
- 3
Gönülden ‘âşık olan istifâza-i nûra
Şeb-i siyâh gibi iki yüzi kâre gerek
1Gönülden âşık olup ışıktan feyiz almak isteyenin,
2kara gece gibi iki yüzünün de kara olması gerekir.
Beyit ışık almayı kararmaya bağlayarak açık bir paradoks kurar: istifâza-i nûr isteyenin iki yüzü de kâre, yani kara olmalıdır. Şeb-i siyâh benzetmesi bu karalığı utanç değil kap sayar; ışığı ancak gecenin taşıyabileceği ima edilir.
- 4
Yem-i visâlde dâ’im şinâha tâlib olan
Misâl mâhî-i yem-i cismi pâre pâre gerek
1Kavuşma denizinde daima yüzmek isteyenin,
2deniz balığı gibi bedeninin parça parça olması gerekir.
Kavuşma burada bir deniz, âşık ise o denizde yüzmeye tâlib olandır. Ancak istenen beceri değil dağılmadır: bedenin balık gibi pâre pâre olması şart koşulur. Yüzmek fiili böylece kurtulmayı değil, denize karışmayı anlatır hâle gelir.
- 5
Huzûr-ı yârde rû-yı siyâhdur matlûb
Felekde girmege ol meclise sitâre gerek
1Sevgilinin huzurunda istenen kara yüzdür;
2gökte o meclise girmek için yıldız gerekir.
Rû-yı siyâh burada aranan nitelik olarak açıkça “matlûb” diye anılır; yani yüz karası kusur değil giriş şartıdır. İkinci dize bunu göksel bir kayda bağlar: o meclise girmek için felekte sitâre, yani uygun bir yıldız gerekir. İstek ile kısmet aynı beyitte tutulur.
- 6
Emîr-i kişver-i dildür egerçi ‘ârif olan
Dili bu şâhlığa Kâniyâ gerek
1Ârif kişi gönül ülkesinin hükümdarı olsa da,
2ey Kânî, gönle bu hükümdarlığın bir işareti gerekir.
Makta ârifi gönül ülkesinin emîri ilan eder, ama hükümdarlığı hemen sınar: “egerçi” bağlacı ödünü baştan verir. İstenen şey taht değil emâre'dir; gönlün kendi saltanatına dair bir işaret göstermesi beklenir, aksi hâlde unvan boş kalır.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.e7912dc2-9d1e-4325-af4a-c55ffa865ab5:g105-pdf265-266-printed258-259. Elbir neşrinde G105, basılı s. 258-259/PDF 265-266; 12 dize, basılı ölçü adı, incipit-Kânî mahlası-sonraki numaralı kayıt ile tam sınır görselden sabittir. Ana anuñ ve nûra okumaları korunmuştur; aparatta 1a anuñ yokluğu ve 3a nûr varyantı vardır. Profildeki CC BY bağlantısı dosya ekine komşudur; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Matla teslimiyeti bir söz üzerine kurar: başını “onundur” diyerek veren kişi. Karşılığı ise rahatlık değil bedeldir; derûn ve birûn ikilisi yaraları içe ve dışa birden yayar. Şerha ve yâre sözcükleri de sayıyı “nice biñ” diyerek elden bırakır.