O rind-i feyz-yâb-ı bâde-i gülgûndur göñlüm
Gönlü beş beyit boyunca farklı bir kimlikle tanıtır: önce şarap içen bir rind, sonra tutkun bir âşık, sonra bir ırmak kaynağı, sonra aşk dersi veren bir hoca. Son beyitte bu kimlik listesi bir nazire yazma iddiasının gerekçesi olur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
O -i feyz-yâb-ı bâde-i gülgûndur göñlüm
Ki yekser cevher-i irfân ile meşhûndur göñlüm
1Gönlüm, gül renkli şaraptan feyz almış o rinddir;
2gönlüm baştan başa irfan cevheriyle doludur.
- 2
pîşesi cevr ü âdeti âzâr
Aceb bir şûh meşreb dilbere meftûndur göñlüm
1İşi daima cefa ve görmezden gelmek, âdeti incitmek olan
2tuhaf, şuh mizaçlı bir dilbere gönlüm vurgundur.
Beyit sevgiliyi bir meslek tarifiyle tanıtır: cefa onun işi, incitmek âdetidir; yani zulüm arızi değil düzenlidir. "Aceb" kelimesi hem şaşkınlık hem tuhaflık bildirir ve âşığın kendi tercihine duyduğu hayreti taşır. Kusurların sıralanması sevgiden vazgeçme değil, tam tersine bağlılığın kanıtı olarak kurulur.
- 3
-i ye's ile bir demde bin ummân olur peydâ
Dü çeşmim çeşme-sâr u menba'-ı ceyhûndur göñlüm
1Ümitsizlik gözyaşıyla bir anda bin umman meydana gelir;
2iki gözüm pınar, gönlüm Ceyhun'un kaynağıdır.
Su imgesi büyüyerek ilerler: damla, umman, pınar, ırmak kaynağı. Gözler ile gönül arasında bir iş bölümü kurulur — gözler yalnızca ağız, asıl kaynak gönüldür. Ceyhun adı hem gerçek bir ırmağı hem klasik şiirde taşkınlığın ölçüsünü karşılar; ye's, yani ümitsizlik, böylece verimli bir güce dönüşür.
- 4
Eger hâhiş-ger-i şevk-ı ta'allûm var ise gelsin
-ı aşk olmaklıga me'zûndur gönlüm
1Öğrenme şevkini isteyen biri varsa gelsin;
2gönlüm aşk dersi vermeye yetkilidir.
Beyit medrese dilini aşka aktarır: "ta'allüm" öğrenme, "sebak" ders, "me'zûn" ise icazet almış demektir. Âşık kendini diploma sahibi bir hoca ilan eder ve üç beyitte anlatılan çilesi bu icazetin gerekçesi olur. Davet açık ve toplu yapılır — "var ise gelsin" — yani acı bir müfredat hâline getirilmiştir.
- 5
Celâliñ nazmını tanzîr ey Ekrem nice kabil
Meger endîşeme sûrette efsûndur gönlüm
1Ey Ekrem, Celâl'in şiirine nazire yazmak nasıl mümkün olur?
2Meğer gönlüm düşünceme görünüşte bir büyüymüş.
Gazelin bir nazire olduğu ancak son beyitte anlaşılır; dört beyitlik övünme, bir başkasının şiirine yetişme iddiasının hazırlığıymış. Şair soruyu imkânsızlık kipinde sorar, sonra tek çıkışı büyüde bulur: yeteneği kendine değil gönlünün düşüncesine yaptığı etkiye bağlar. Tevazu ile iddia aynı beyitte durur.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142882 numaralı sürüm esas alındı. Gövdenin ilk iki satırı kitabın bölüm künyesidir ("İbtidâ-yı Gazeliyyât" ve "Kâfiye-i mim aded-i gazel 13"), metne alınmadı; on dize, beş beyit kaldı. Kaynak redif kelimesini ilk üç beyitte nazal n ile ("göñlüm"), son iki beyitte düz n ile ("gönlüm") basmış; bu tutarsızlık tek imlâya çekilmeden bırakıldı. Mahlastaki yıldızlar atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Matla beyti aynı özneyi iki kez tanımlar ve ikinci tanım birincinin gerekçesidir: şarap içmek burada sarhoşluk değil bilgi edinme yoludur. "Feyz-yâb", feyz alan demektir ve kelimeyi tasavvufî bir kazanca çevirir. Redif olarak "göñlüm"ün dize sonunda durması, her beyitte önce sıfatı sonra sahibini duyurur.