DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Seher Abdal/Ol Server-i Sultân-ı Cihan Şâh-ı Muzaffer
Gazel · 16. yüzyıl

Ol Server-i Sultân-ı Cihan Şâh-ı Muzaffer

On dört beyitlik bir mahlaslı gazel; her beyit, önceki beytin son kelimesiyle başlayarak bir zincir kurar. Zincir aynı zamanda imam sırasını taşır: Ali'den başlar, Mehdî'de kapanır ve son beyitte şair sözünü bir kılıca benzetir.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Ol -i sultân-ı cihan şâh-ı muzaffer

    Yâ’ni ki Ali vâli-i Hak

    1O cihan sultanlarının başı, o muzaffer şah —

    2yani Hakk'ın velîsi, kevser sâkisi Ali.

    Matla, övülen kişiyi adıyla değil unvanlarıyla kurar ve adı ikinci dizeye bırakır: “yâ’nî” bir tanım cümlesi açar, önce sıfatlar sayılır sonra karşılığı verilir. Beyti kapatan “sâkî-i kevser” aynı zamanda bir sonraki beytin ilk kelimesi olacaktır; şiirin zincir düzeni burada kurulur.

  2. 2

    Kevser’den eğer nûş edeyim der isen ey can

    Dergâh-ı muallâsın koy cân ile bin ser

    1Ey can, kevserden içmek istiyorsan

    2onun yüce dergâhına canla birlikte bin baş koy.

    Şiirin tekniği burada görünür hâle gelir: beyit, önceki beytin son kelimesini alıp kendi ilk kelimesi yapar. Kevser içmenin bedeli bin baştır; “cân ile bin ser” ifadesi sayıyı bir abartı olarak değil, ödenecek fiyat olarak kullanır ve isteği bir alışverişe çevirir.

  3. 3

    Ser saklama sır sakla eyâ mü’min-i sâdık

    Râhında Ali’nin olagör sıdk ile

    1Ey sadık mümin, baş saklama, sır sakla;

    2Ali'nin yolunda doğrulukla kul ol.

    Ses benzerliği anlam ayrımına çevrilmiş: “ser saklama sır sakla”. İki kelime bir harf farkıyla birbirinin zıddını buyurur — baş esirgenmez, sır esirgenir. Zincir kuralı da işler, beyit önceki kafiyeden doğar ve “çâker” ile kapanarak sonraki beytin kapısını açar.

  4. 4

    ola İskender ü Cemşîd ü Ferîdûn

    Şol kimseye kim Şâh’a ola bende-i

    1İskender, Cemşîd ve Ferîdûn kul olur

    2Şah'a en aşağı kul olmayı kabul eden kimseye.

    İskender, Cemşîd ve Ferîdûn destan sultanlarıdır; beyit onları bir dervişin hizmetkârı yapar. Değer ölçüsü tersine çevrilir: en aşağı kul olmayı kabul eden, en büyük hükümdarların üstüne çıkar. Beyti kapatan “kemter” de sonraki beytin ilk kelimesidir.

  5. 5

    kul olan şâha cihân içre hemîşe

    Neyler kemer-i şâhı nider tâc ile

    1Cihanda daima Şah'a en aşağı kul olan kişi

    2padişah kemerini ne yapsın, tacı ve hükümdarlık alâmetini neylesin?

    Önceki beytin sonucu burada somut nesnelerle sınanır: kemer, taç, efser. Üçü de saltanatın giyilir alâmetleridir ve üçü de “neyler / nider” sorularıyla değersizleştirilir. Soru cevap istemez; reddi soru biçiminde söylemek, reddi düz bir olumsuzlamadan daha keskin kılar.

  6. 6

    Efserdir eğer ister isen menzil-i âli

    Gel levh-i dilin üstüne ur sikke-i Hayder

    1Yüce bir makam istiyorsan taç işte şudur:

    2gel, gönül levhanın üstüne Hayder'in damgasını bas.

    Beyit “efser”i devralır ama anlamını değiştirir: taç bir başlık değil, gönüldeki bir damga olur. “Levh-i dil” yazılacak bir yüzey, “sikke” basılan mühürdür; makam arayan kişiye teklif edilen şey bir mevki değil, kalıcı bir işarettir. Kafiye şiiri Hayder'e getirir.

  7. 7

    Hayder’dir eyâ bil ki

    Ya’nî ki Hasen biri Hüseyn Şebpir ü Şebper

    1Ey kişi, bil ki iki şehit imam Hayder'dendir;

    2yani biri Hasan biri Hüseyin — Şebpîr ile Şebper.

    Zincir “Hayder”i alır ve şiir imam sırasına döner. “İmâmeyn-i şehîdeyn” iki kardeşi tek bir terimle anar; ikinci dize o terimi açar ve adları ekler. Kitap burada “Şebpir” diziyor, önceki manzumede “Şebpîr” duruyor; imlâ farkı düzeltilmedi.

  8. 8

    Şebper şeh-i âdilden ü hem Zeyn-i abâ’dan

    Ferzend-i hakîkat biliniz Bâkır u Ca’fer

    1Şebper'den, o âdil şahtan ve Zeynelâbidîn'den sonra

    2Bâkır ile Ca'fer'i hakikatin evlâdı biliniz.

    Silsile Zeynelâbidîn'den Bâkır ile Ca'fer'e geçer ve “ferzend-i hakîkat” tabiriyle soy bağı bir hakikat bağına çevrilir: evlatlık kan değil, taşınan şeydir. İlk dize kitapta bu biçimde basılmış; cümlenin ağırlığı ikinci dizedeki emre biniyor.

  9. 9

    Ca’fer bize sultân-ı cihân oldu bu yolda

    Hem -i din Mûsi-i Kâzım şeh-i azher

    1Bu yolda Ca'fer bize cihan sultanı oldu,

    2dinin başı, en parlak şah Mûsâ-yı Kâzım da öyle.

    Ca'fer bir imam olarak değil “sultân-ı cihân” olarak anılır; şiir unvanları hükümdarlardan alıp imamlara devretmeyi sürdürür. İkinci dize aynı cümleye Mûsâ-yı Kâzım'ı ekler ve “şeh-i azher” lakabı kafiyeyi kurarken sonraki beytin ilk kelimesini de hazırlar.

  10. 10

    Izhâr olasın gün gibi âlemde-i mü’min

    Ger ola sana şâh-ı Horâsan reh ü rehber

    1Ey mümin, âlemde gün gibi görünür olursun,

    2eğer Horasan şahı sana yol ve kılavuz olursa.

    Zincir bu kez birebir kelimeyle değil ses üzerinden kurulur: “azher”den “Izhâr”a. Beyit sekizinci imamı adıyla değil “şâh-ı Horâsan” diye anar ve ona bir kılavuzluk işi verir. “Âlemde-i mü’min” dizgisi kitabın kendisine aittir, düzeltilmedi.

  11. 11

    Rehber dahi Hak mîri Taki Şâh Nakî’dir

    Oldu dü cihan içre Hasen Askeri

    1Kılavuz da Hakk'ın emîri Takî ile Şah Nakî'dir;

    2iki cihanda Hasan Askerî baş oldu.

    Kılavuzluk iki imamda birleşir, üçüncüsü kafiyeye alınır. “Dü cihan” ifadesi makamı dünyayla sınırlamaz, hükmü öbür tarafa da taşır. Beyti kapatan “server”, şiirin ilk kelimesidir: zincir bir an için başladığı yere döner.

  12. 12

    Asker olasın sıdk ile Mehdî-i zamâne

    Tut kavlini Şâh’ın kim odur şâfi’-i mahşer

    1Doğrulukla zamanın Mehdî'sine asker olasın;

    2Şah'ın sözünü tut, mahşerde şefaat edecek olan odur.

    Silsile Mehdî'de kapanır ve okura bir sıfat verilir: asker. Önceki beytin “Askerî” adı burada bir göreve dönüşür, zincir anlam kaydırarak ilerler. İkinci dize gerekçeyi söyler; bağlılık bir duygudan değil, verilmiş bir sözü tutmaktan ibaret sayılır.

  13. 13

    Mahşerde eğer ister isen

    Gel ey Seherî medh-i Ali söyle serâser

    1Mahşerde kurtulan bölükten olmak istiyorsan

    2gel ey Seherî, baştan sona Ali'nin medhini söyle.

    Mahlas beyti şairin adını bir şartın karşılığı olarak koyar: kurtuluş isteyen, medhi baştan sona söyleyecektir. Ad burada “Seherî”dir — kitabın kendi mukaddimesi, tezkirelerdeki Seherî kaydının bu şaire değil Sihrî'ye ait olduğunu ayrıca belirtir.

  14. 14

    Serden ne içün havf idesin zâhir ü bâtın

    sözün Hârici’nin bağrına hançer

    1Açıkta da gizlide de başından niçin korkasın?

    2Sözün kılıçtır, Hâricî'nin bağrına saplanan hançerdir.

    Son beyit şiiri tarihsel mezhep polemiğinin sert diliyle bir silaha benzetir: söz kılıç, kılıç hançer olur ve karşı taraf “Hâricî” adıyla hedefe konur. Bu düşmanlaştırıcı söyleyiş tarihsel-edebî bağlamıyla aktarılır; güncel bir gruba yöneltilmiş çağrı değildir. “Zâhir ü bâtın” ikilisi korkunun iki yerini birden kapatır.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 144503 numaralı sürüm esas alındı; Ergun derlemesinin Seher Abdal faslındaki —2— numaralı manzumedir. Kitabın sıra numarası, sayfa numarası işaretleri ve mahlas kelimesindeki italik vurgu metne alınmadı; mahlas dizenin içinde geçtiği için “Seherî” kelimesi korundu. Dizgi düzeltilmedi: onuncu beytin ilk dizesi “Izhâr olasın gün gibi âlemde-i mü’min” biçiminde basılmış (cümle “âlemde ey mü’min” okunuşuna da açık), yedinci beyitte “Şebpir” yazılırken önceki manzumede “Şebpîr” duruyor, “Taki”, “Naki” ve “Mûsi-i Kâzım” şapkasız dizilmiş. Şiirin on dört beytinin on dördü de Mef'ûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün kalıbına eksiksiz oturuyor; ölçüde tek sapma bulunmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirVird-i Zebânım Zikr-i Hudâ’dır
Vird-i zebânım zikr-i Hudâ’dır
Seher Abdal · Murabba

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

server

Baş, önder

sâki-i kevser

Cennet ırmağından içiren

çâker

Kul, hizmetkâr

kemter

En aşağı, en değersiz

efser

Taç

imâmeyn-i şehîdeyn

İki şehit imam: Hasan ile Hüseyin

fırka-i nâcî

Kurtulacak topluluk

şemşîr

Kılıç