Olalı mir'ât-ı dil tâb-âver-i dîdâr-ı feyz
Redifi “feyz” olan yedi beyit gönlü sırayla bir kaba çevirir: ayna, gonca, kese, gül bahçesi, kâse ve deniz. Yara ile bereket aynı yerde durur; şair acıyı kayıp değil sermaye sayar ve makta'da coşkusunu inci saçan bir denize benzetir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Olalı -ı dil tâb-âver-i dîdâr-ı
Oldı her -ı derûn bir gonce-i envâr-ı
1Gönül aynası feyzin yüzünün ışığını taşımaya başlayalı
2içteki her yara feyz nurlarından bir goncaya döndü.
- 2
Hamdülillah olmuşum âlemde -i murâd
Neşve-i aşkıñla bî-peymâne-i ser-şâr-ı
1Şükür, bu âlemde dileğimin ateşiyle coşkun oldum;
2aşkının neşesiyle kadehsiz de feyizle ağzıma kadar doluyum.
“Bî-peymâne” hem kadehsiz hem ölçüsüz demektir; şair sarhoşluğu için kap gerekmediğini söylerken ölçüye sığmayan bir doluluk da îmâ ediyor. Şükür formülüyle rind sarhoşluğunun aynı beyitte durması Tanzimat gazelinin alışıldık gerilimidir.
- 3
Mâlikim şimdi gam-ı aşkın gibi bir servete
Nakd-i ihlâsıyla oldum tâcir-i bâzâr-ı
1Şimdi aşkının gamı gibi bir servetin sahibiyim;
2onun ihlâs sermayesiyle feyz pazarının tüccarı oldum.
Beyit baştan sona ticaret diliyle kurulu: servet, nakd, tâcir, bâzâr. Gam bir mal, ihlâs peşin para, feyz pazar olur. Sarraf–tüccar sözlüğünü mânevî kazanç için kullanmak, gamı kayıp değil sermaye sayan divan hesabını görünür kılıyor.
- 4
lâ'l-i lebinde mâye-i rûh-ı revân
hatt-ı ruhunda ma'ni-i esrâr-ı
1Dudağının lâlinde akıp giden ruhun mayası karışmış,
2yanağının ayva tüyünde feyz sırlarının anlamı gizlenmiş.
İki dize aynı kalıba dökülmüş: “mümtezic” ile “münderic” hem aynı biçimde türetilmiş hem de ikisi de dize başında duruyor. Biri karışmayı, öbürü içine yerleşmeyi anlatır; dudak ile yanak böylece ruhun mayası ile mânanın sırrı arasında bölüşülür.
- 5
ü şerhayla dilim bir gülsitân-ı şu'ledir
Cûy-ı eşk-i berk-hîzimdir ona -ı
1Yaralarla ve yarıklarla gönlüm alevden bir gül bahçesidir;
2şimşek gibi çakan gözyaşımın deresi ona feyz nehirleridir.
Bahçe mazmunu bütün parçalarıyla kuruluyor: yara gül, alev renk, gözyaşı su kanalı. Bir bahçeyi ayakta tutan şey suyu olduğu için şair ağlamayı bakım işi sayar ve acıyı kendini besleyen kapalı bir düzene çevirir.
- 6
Kâse kâse hûn-ı dil nûş eylerim çekmem azâb
Bulmasam câm-ı ceminde âlemin âsâr-ı
1Kâse kâse gönül kanı içerim, azap çekmem;
2âlemin Cem kadehinde feyz eseri bulamasam bile.
Cem'in kadehi divan şiirinde bütün dünyayı gösteren aynadır. Şair oradan feyz çıkmasa da kendi kâsesini yeter sayar: gönül kanı, dünyanın vaat ettiği içkinin yerini alır. “Kâse kâse” tekrarı da ölçülü, alışkanlık hâline gelmiş bir işi duyurur.
- 7
Rind -ı bezm-i vahdetim Ekrem n'ola
Olsa tab'-ı pür-hurûşum bahr-ı gevher-bâr-ı
1Ekrem, ben vahdet meclisinin şarap içen rindiyim; ne çıkar
2coşkun mizacım feyzin inci saçan denizi olsa.
Makta mahlası dize içinde kullanıp iddiayı soru kalıbına saklıyor: “n'ola” hem “ne çıkar” hem “ne olurdu” okunur. Kâseyle açılan gazel denizle kapanır; şairin coşkusu (hurûş) aynı zamanda dalganın sesidir, inci de o dalganın kıyıya bıraktığı şey.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142875 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Metin kitabın “İbtidâ-yı Gazeliyyât” bölümünde “Kafiye-i Dâd” fihrist maddesiyle duruyor; bu bir ad değil bölüm künyesi olduğu için başlık matlaın ilk dizesinden kuruldu. Sayfanın ilk iki satırı (“İbtidâ-yı Gazeliyyât” bölüm adı ve “Kâfiye-i dâd aded-i gazel 1” sayaç satırı) metne alınmadı; kalan on dört dize yedi beyte bölündü. Makta dizesindeki “* Ekrem *” yıldızları ve yıldızın açtığı fazla boşluk atıldı, mahlas dizenin içinde olduğu için korundu. Kaynaktaki “Oldı”, nazal ñ'li “aşkıñla” ve şapkasız “ma'ni” yazımları düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Matla redifle mazmunu birlikte kuruyor: gönül ayna, yara gonca olur. Ayna ışığı yalnız yansıtır, gonca onu açar; iki dize arasında edilgenlikten büyümeye geçen bir hareket var. Dâg, gazelin sonuna kadar bereketin ölçüsü sayılacak.