Puhtedür Mîve-i Sîb-i Zükânı
Sevgilinin çenesi olgun elmaya benzetilir; rakipler vuslat meyvesini önceden yediği için âşığın umudu geç kalmıştır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Puħtedür mįve-i sįb-i źüķānı ħām degil
İĥtiyāc eylemez ol şems ü ķamere
1Çenesinin elma meyvesi olgundur, ham değildir;
2o meyvenin güneşe de aya da ihtiyacı yoktur.
- 2
Mįve-i vuślatını evvel bütün yimiş
Bize rām olsa da ol ķaddi fidān mā-ŝ-ŝemere
1O güzelin vuslat meyvesini rakipler daha önce yemiş;
2fidan boylu sevgili bize boyun eğse de artık iş işten geçmiştir.
İkinci beyitte tatlı meyve imgesi kıskançlığa döner: vuslata âşıktan önce “ağyâr” erişmiştir. Son sözdeki Arapça “mâ ba'de's-semere”, meyve çoktan yenmişken sevgilinin sonradan yaklaşmasının faydasız kaldığını keskin bir geç kalmışlık hükmüne bağlar.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.093eb627-58cb-4491-b014-6db560254022:f05be22b-mk14-pdf995. Tez edisyonunda Mukatta’ât 14, basılı s.979/PDF 995; dört dize 14 işaretinden 15 işaretine kadar tamdır. Son dizedeki ‘mā-ŝ-ŝemere’ öbeği kaynakta kapalıdır; ‘mâ ba‘de's-semere’ okuması açıklayıcı tamamlama olarak işaretlenmiştir. CC BY 4.0 bağlantısı AVESIS ekinin yanında gösterilir.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Niŝār eyledi şāh-ı cihān āfāķaEnderunlu Fâzıl · Kıta→
İlk beyit çenenin yuvarlaklığını elmaya benzetir ve meyveyi ışıkla olgunlaşma ihtiyacından kurtarır. Güneş ve ayın gereksiz sayılması, sevgilinin yüzündeki parlaklığın tabiatın iki büyük ışığını aştığı övgüsünü taşır.