Sad hayf ü sad gam sad keder
Firdevs Hanım için yazılmış bir vefat tarihi. Manzume önce dünyanın vefasızlığını sayıp döküyor, sonra hekimlerin çaresiz kaldığı ölümü anıyor, okurdan dua istiyor ve son dörtlükte tarihin noktalı harflerle düşürüldüğünü söylüyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
ü gam keder Kim yok vefâdan bir eser
Ahvâl-i dehre ser-te-ser Bak çeşm-i ibretle biraz
1Yüz yazık, yüz gam, yüz keder; çünkü vefadan bir iz yok
2Dünyanın hâllerine baştan sona ibret gözüyle biraz bak
- 2
İkbâli idbâra karîn İdbârı saht ü kahr-gîn
Şâdîsi âlâma yakın Âlâmı gayet can-güdâz
1Talihi düşkünlüğe yakın, düşkünlüğü katı ve kahredici
2Sevinci acıya yakın, acıları da son derece can eritici
Dörtlük dört ifadeyi ikili karşıtlıklar üzerine kuruyor ve her seferinde iyi olanı kötü olana komşu ilan ediyor: ikbâl–idbâr, şâdî–âlâm. “Karîn” ile “yakın” aynı işi yapan iki kelime; dünyanın kusuru kötülüğü değil, iyiliğin kötülüğe bitişik durması. Kaynakta ikinci mısra bir hece kısa.
- 3
u mihnet ber-taraf Etmekte mânend-i hıref
Bin cevher-i cânı telef Her dem sipihr-i
1Düşkünlük ve sıkıntı bir yana; bir zanaat gibi durmadan
2Kin oynayan felek her an bin can cevherini heba etmekte
Feleğin işi burada bir meslek olarak tanımlanıyor: “mânend-i hıref”, zanaatlar gibi — yani yıkım tesadüf değil düzenli bir üretim. “Cevher-i cân” can cevheri; bin sayısı ilk dörtlükteki yüzün üstüne binerek kaybı büyütüyor. “Kîne-bâz” kin oynayan demek ve feleği bir kumarbaz gibi gösteriyor.
- 4
Bu -i pâk-i necîb Pâşâya hayfâ çok tabîb
Bakmış iken emr-i âcîb Hiç olmamagla çâre-sâz
1Paşa'nın bu temiz, soylu kızına yazık; birçok hekim
2Bakmış olduğu hâlde -şaşılacak iş- hiçbiri çare olamadı
Merhume ilk kez burada tanıtılıyor ve kimliği bir baba adına bağlanıyor: paşanın pak kızı. Dörtlüğün gücü tıbbın yetersizliğinde: hekim çokluğu ile çaresizlik yan yana konuluyor, “emr-i âcîb” bunu bir hayret ünlemine çeviriyor. Kaynakta “olmamagla” kalın ünlülü ve g'li dizili, dokunulmadı.
- 5
Efsûs kim ol nev-civân Etti garîben terk-i cân
Kılsın Hudâ-yı müste'ân Gufrânın ona dil-nüvâz
1Yazık ki o gençten genç kişi, garip biçimde can verdi
2Kendisinden yardım istenen Allah, bağışlamasını ona gönül alıcı kılsın
Şikâyet burada duaya dönüyor. İlk mısrada ölüm “terk-i cân”, yani canı bırakıp gitmek gibi bir irade işi olarak anılıyor; “garîben” ise ölümün vaktinden önce ve yabancı geldiğini söylüyor. İkinci mısra Allah'ı “müste'ân”, yardım istenen diye anıyor ve dileği cezadan değil bağışlamanın gönül almasından yana kuruyor. Kaynakta ilk mısra bir hece kısa.
- 6
Ber-mûceb-i hükm-i ezel Nûş eyleyip câm-ı ecel
İtmekde herkes bî-cedel Râh-ı fenâda
1Ezelî hükmün gereğince ölüm kadehini içip
2Herkes tartışmasız biçimde yokluk yolunda at sürmekte
Ölüm tek kişinin başına gelen bir olay olmaktan çıkıp herkesin ortak yürüyüşüne dönüşüyor. “Câm-ı ecel” kadeh mazmunuyla ölümü bir içki meclisine bağlıyor; “türk ü tâz” ise akın etmek, at koşturmak demek — yokluğa gidiş yavaş bir sürüklenme değil hızlı bir sefer. “Bî-cedel” itiraz edilmeksizin.
- 7
Bilmek gerektir kim tamâm Fâni bu âlem ve 's-selâm
Mevcûd-ı vahy ü müstedâm Ancak Hudâ-yı
1Bilmek gerekir ki bu âlem tümüyle geçicidir, o kadar
2Vahyi bildiren ve daim olan, ancak hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah'tır
Manzume burada mersiyeden vaaza geçiyor: bir kişinin ölümü kalıcılık meselesine bağlanıyor. “Ve's-selâm” bir söz kapatma kalıbı, tartışmayı bitiriyor. “Bî-niyâz” hiçbir şeye ihtiyacı olmayan demek ve fâni âlemin tam karşıtı olarak konuluyor. Kaynak burada “vâhid” beklenen yerde “vahy” dizmiş, dizgi düzeltilmedi.
- 8
Ey zâr-ı sâhib-i atâ Merhûmeye eyle du'â
Muhtâçtır zîrâ ona Yek-ser hakîr ü ser-firâz
1Ey lütuf sahibinin ağlayanı, merhumeye dua et
2Çünkü ona hakiri de yücesi de, baştan sona herkes muhtaçtır
Şair muhatabı değiştirip okura dönüyor ve tek istediği şey dua. Gerekçe son mısrada bir eşitleme olarak geliyor: hakîr olan da ser-firâz olan da duaya aynı derecede muhtaç. “Yek-ser” baştan başa demek ve ölümün rütbe tanımadığı fikrini tek kelimeye sığdırıyor. Bu dörtlüğün üçüncü mısraı kaynakta bir hece kısa.
- 9
dedim târîhin âh Ekrem be-ilhâm-ı ilâh
Firdevs Hanım etti vâh Gülzâr-ı adni cây-ı nâz
1Ey Ekrem, tarihini noktalı harflerle söyledim, Allah'ın ilhamıyla
2Firdevs Hanım -ah- Adn cennetinin gül bahçesini naz yeri edindi
Kapanış dörtlüğü tarih düşürme tekniğini adıyla söylüyor: “mu'cem”, yalnız noktalı harflerin hesaba katıldığı tarih türü. Ölüm haberi son mısrada bir bahçe manzarasına çevriliyor ve merhumenin adı — Firdevs, yani cennet — “gülzâr-ı adn” ile aynı mısrada buluşuyor. Ad ile varış yeri birbirini doğruluyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142803 numaralı sürüm esas alındı; Nağme-i Seher'in tarihler bölümünden Firdevs Hanım için yazılmış bir vefat tarihi. Bölüm başlığı (“Tarihler”) ile tür adı (“Târih-i vefât”) dize olmadığı için alınmadı. Kaynak her satıra iki mısra sığdıran musammat dizgisiyle basılı; satırlar bölünmeden olduğu gibi alındı, yani her birim iki satırdır ama dört mısra taşır ve iç kafiye satırın ortasında düşer. Dört mısra kalıptan bir hece kısa dizilmiş. “ve 's-selâm” yazımındaki boşluk ile “olmamagla”, “İtmekde” gibi biçimler korundu. Yedinci birimin ikinci satırındaki “Mevcûd-ı vahy ü müstedâm” ibaresinde anlam “vâhid” beklerken kaynak “vahy” dizmiş; düzeltilmedi. Mahlası çevreleyen yıldız işaretleri atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Manzume sayıyla açılıyor: “sad” yüz demek ve üç kez tekrarlanarak kederi bir çokluk hâline getiriyor. Kaynak her satıra iki mısra sığdırdığı için dörtlük iki satır gibi görünüyor; keder–eser–ser-te-ser iç kafiyesi yapının musammat olduğunu gösteriyor, satır ortasındaki uyak da bu yüzden var.