Tesâdüf
Beş dörtlük tek bir karşılaşmayı anlatıyor: dağda görülen bir güzel, cennet ve huri benzetmeleriyle çerçeveleniyor. Sarma kafiye görüntüyü bir kabuk gibi sarıyor. Şair yaklaşıp benzetmeyi bırakınca tesadüf hem güzel hem gönül çelen ilan ediliyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bir -ı safâ-nisâr gördüm
Bir -ı -nişân içinde
Gûyâ ki azîm cinân içinde
Hûri-yi -şikâr gördüm
1Safa saçan bir şuh gördüm,
2cennet nişanlı bir dağın içinde;
3sanki koca bir cennetin içinde
4aklı avlayan bir huri gördüm.
- 2
Afetti bana nigâh-ı
Selbetti bütün sükûn-ı kalbi
Ârâm-ı keder-füzûn-ı kalbi
Zabtetti bütün cihânı envâr
1Büyüleyici bakış beni yıktı,
2kalbin bütün sükûnunu aldı,
3kederi artan kalbin durgunluğunu aldı;
4ışıklar bütün cihanı zaptetti.
Bakış özne oluyor ve dört dizede üç fiil çalışıyor: afetti, selbetti, zaptetti. İkinci ve üçüncü dize aynı kelimeyle bitiyor, "kalbi" redif gibi dönüp kalbin iki hâlini üst üste koyuyor. Son dizede yıkımın yerini ışık alıyor: bu kez cihanı zapteden envâr.
- 3
Gûyâ ki kamer cihâna girmiş
Dil şevk u safâ içinde kaldı
Seyrân-ı ruh-ı sürûşa daldı
Gûyâ ki gözüm cinâna ermiş
1Sanki ay cihana girmiş;
2gönül şevk ve safa içinde kaldı,
3melek yüzünü seyre daldı.
4Sanki gözüm cennete ermiş.
Bu dörtlük de "gûyâ ki" ile açılıp "gûyâ ki" ile kapanıyor; benzetme kalıbı artık bir çerçeve. Ay cihana giriyor, göz cennete eriyor ve ikisi de birinci dörtlükteki cinân sözünü geri çağırıyor. Ortadaki iki dize gönlü seyirci bırakıyor, sürûş yüzünden gözünü alamıyor.
- 4
Gerdûnesine takarrüb ettim
Bir mâh-ı melek-nişân imiş o
Bildim ki enîs-i cân imiş o
Şaştım buna ben taaccüb ettim
1Arabasına yaklaştım:
2melek nişanlı bir ay imiş o,
3anladım ki canın dostu imiş o.
4Buna şaştım, hayret ettim.
Şair nihayet yaklaşıyor ve sahne yerden bir ayrıntı kazanıyor: gerdûne, yani araba. Önceki dörtlüklerin "gûyâ"sı burada "imiş"e dönüşüyor, benzetme yerini fark edişe bırakıyor. Ama "imiş" aynı zamanda uzaklık kipi; şair gördüğünü sonradan öğrenmiş gibi anlatıyor.
- 5
Yârab ne güzel garîb tesâdüf
Çeşmân u dilim sürûrla doldu
Billâh gönü1 münevver oldu
Yârab ne de tesâdüf
1Yarabbi, ne güzel tuhaf tesadüf!
2Gözlerim ve gönlüm sevinçle doldu;
3vallahi gönül nurlandı.
4Yarabbi, ne de gönül çelen tesadüf!
Kapanış yine sarma: dışta "tesâdüf", içte sevinç. Aynı kelime iki ayrı sıfatla dönüyor — garîb ve dil-firib — tesadüfün hem şaşırtıcı hem aldatıcı olduğunu söyleyerek. Kaynakta üçüncü dizedeki "gönül", l harfi yerine rakam bir ile "gönü1" diye dizilmiş.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142962 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Sayfanın başındaki "ilk kez Saadet gazetesinin 370. sayısında yayımlanmıştır" satırı şiirin dizesi değil, kaynağın künye notu olduğu için metne alınmadı. Beşinci dörtlüğün üçüncü dizesinde kaynak "gönül" yerine "gönü1" diziyor, l harfinin yerinde bir rakam var; düzeltilmedi. Dokuz heceli dizeler feûlün yerine fa'lün ile kapanıyor.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bak bak o melek-şiâr uyandıCenab Şahabeddin · Manzume→
Dörtlük sarma kafiyeyle kuruluyor: "gördüm" dizeleri dışta, "içinde" dizeleri içte. Kafiye düzeni şiirin sözünü tekrarlıyor, görüntü bir kabuğun içine alınıyor. "Gûyâ ki" ise sahneyi baştan benzetme ilan ediyor; dağ cennete, kız huriye ancak "sanki" ile bağlanıyor.