Urdı hicrânıñ dil-i pür-derde dâg-ı iştiyâk
Beş beyit boyunca aynı tamlama, "dâg-ı iştiyâk", dizenin sonunda durur ve her defasında başka bir ateşle karşılaştırılır: korla, ayın ışığıyla, şarap kabarcığıyla, cehennemle. Özlem yarası bu karşılaştırmaların hepsinden daha yakıcı çıkar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Urdı hicrânıñ dil-i pür-derde -ı
Tâhir oldu gûyiyâ ahkerde -ı
1Ayrılığın, dert dolu gönle özlem yarasını vurdu;
2özlem yarası sanki korun içinde arınıp temizlendi.
- 2
Dostum sanma kaf-ı hicr-i temâşâ-yı ruhun
Eyledi peydâ meh-i enverde -ı
1Dostum, yanağını seyretmenin ayrılık Kaf'ı sanma;
2o en parlak ayda özlem yarasını meydana çıkaran şeydir.
Ayın yüzündeki lekeler bir özlem yarası olarak okunur; gökcismi böylece âşığın hemcinsi sayılır. Kaf dağı ulaşılmazlığın klasik adıdır ve burada sevgilinin yanağını seyretmeyi engelleyen mesafeyi karşılar. Beyit, gökte görünen izin sebebini yeryüzündeki ayrılığa bağlar.
- 3
Kand-ı lâl-i nâbını yâd eyleyip sanma
Şu'le-güsterdir mey-i ahmerde -ı
1Saf dudağının şekerini anıp onu kabarcık sanma;
2kızıl şarapta alev saçan şey özlem yarasıdır.
Kadehin yüzeyindeki kabarcık yine bir yaraya benzetilir; şarabın kırmızısı ile yanan izin kızıllığı aynı renkte buluşur. Beyit içki meclisini de özlemin sahnesine katar: kabarcık şarabın değil, şarabı içenin içindeki dağlamanın dışa vurmasıdır. "Kand-ı lâl", dudağın şekere benzetilmesidir.
- 4
Devr-i hicrânında ger cismim helâk eylerse yâr
Dûzaha bir dag olur mahşerde -ı
1Ayrılık devrinde sevgili bedenimi helak ederse
2mahşerde özlem yarası cehenneme bir dağ olur.
Beyit bir kelime oyunu üstüne kurulur: "dâg" hem yara hem dağ demektir ve ikinci dizede iki anlam yan yana yazılır. Cehennem, kendisinden daha yakıcı bir şeyle karşılaşınca ölçüsünü yitirir; âşığın yarası orada bir engel, bir yükseklik olarak durur. Ölüm tehdidi böylece ahirete taşınıp tersine çevrilir.
- 5
Şu'le-i âvâz sanma olmada Ekrem müdâm
Ateş-efşân -âverde -ı
1Ekrem, bunu sesin alevi sanma; sürekli olarak
2can yakan kişide özlem yarası ateş saçmaktadır.
Mahlas beyti gazelin dört beyitte kurduğu "sanma" kalıbını son kez tekrarlar ve bu kez muhatap şairin kendisidir. Yanılgının konusu ses ile ateşin karıştırılmasıdır: duyulan feryat değil, feryadın altındaki yanmadır. "Müdâm" hem sürekli hem şarap anlamına gelir ve önceki beytin meclisini hatırlatır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142877 numaralı sürüm esas alındı. Gövdenin ilk iki satırı kitabın bölüm künyesidir ("İbtidâ-yı Gazeliyyât" ve "Kâfiye-i kâf aded-i gazel 3"), şiirin dizesi değildir; metne alınmadı, geriye on dize yani beş beyit kaldı. İkinci dizedeki "Tâhir oldu" okuması kaynağın yazımıdır ("zâhir oldu" da düşünülebilir) ve değiştirilmedi. Mahlastaki yıldızlar atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Redif ilk beyitte iki kez geçerek gazelin biricik nesnesini kurar: dâg-ı iştiyâk, yani özlem dağlaması. İkinci dize dağlamayı bir arınma işlemi sayar — "tâhir", temiz demektir — ve böylece yara, gönlü kirleten değil temizleyen şey olur. Ateşle temizlemek fikri beytin bütün mantığını taşır.