Varmagıl Bir Yere Gel Olmayınca
Dokuz beyit, hepsi “olmayınca” redifiyle biter ve her biri bir şart koyar: mürşit, gönülden gönüle açılan yol, eğilmek, sel olmuş gözyaşı, çözülmüş müşkül. Sonunda ad anmanın da yetmediği söylenir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Varmagıl bir yere gel olmayınca
Sana bir kâmil olmayınca
1Bir yere varma, gel, olmadıkça
2sana kâmil bir mürşit olmadıkça
- 2
Senin yolun varub menzile ermez
Gönülden gönüle yol olmayınca
1Senin yolun varıp menzile ermez
2gönülden gönüle yol olmadıkça
“Yol” iki dizede iki ayrı şeydir: birincisi ayakla kat edilen mesafe, ikincisi gönüller arasında kurulan bağ. Menzile varmak için birincisi yetmez; ikincisi açılmadıkça yürünen yol boşa çıkar.
- 3
Kişi alçak kapulardan geçemez
Eğilüb ham-kaddi dal olmayınca
1Kişi alçak kapılardan geçemez
2eğilip bükülmüş boyu dal olmadıkça
Alçak kapı tevazuun somut ölçüsüdür: geçmenin tek şartı boyu bükmektir. Farsça “ham” hem eğri hem ham demek; kelime aynı dizede “bükülmüş boy” ile “olmamış kişi”yi birlikte çağırır. Dal, eğildiği için kırılmayan şeydir.
- 4
Ol âşıka âşık demezler
Akuben göz yaşı sel olmayınca
1O âşığa “ne güzel âşık” demezler
2gözyaşı akıp sel olmadıkça
“Zehî” Farsça bir beğenme ünlemi. Beyit âşıklığı bir iddia değil bir belirti sayar: gözyaşı sel olmadıkça unvan verilmez. Şiirin sonuna kadar sürecek olan “demekle olmaz” fikri ilk kez burada belirir.
- 5
Men kulum demekle kişi kul olmaz
Özü nefsi kul olmayınca
1“Ben kulum” demekle kişi kul olmaz
2özü alçakgönüllü, nefsi kul olmadıkça
Bir önceki beyitteki fikir burada adını bulur ve söz ile hâl karşı karşıya konur. “Miskin” aşağılama değil, Yunus'tan beri süren bir sıfat: kendini bir şey saymayan. Kulluk iddiayla değil, nefsin kul edilmesiyle ölçülür.
- 6
Özü cismi sohbet bula mı
Kişinin müşkili hall olmayınca
1Özü vahdeti, cismi sohbeti bulabilir mi
2kişinin müşkülü çözülmedikçe
“Hall” hem çözmek hem erimek demektir; müşkil çözülmeden öz vahdete, cisim sohbete varamaz. Beyit redifi bu kez bir soruyla karşılaştırır — dokuz beyitte iki kez soru sorulur, ikisi de cevapsız bırakılır.
- 7
Câhilin sohbetinde can bite mi
Sohbeti has sözü bal olmayınca
1Cahilin sohbetinde can biter mi
2sohbeti katıksız, sözü bal olmadıkça
“Bitmek” burada tükenmek değil, bitki gibi yetişmek demek: can, sohbet toprağında büyür. Cahilin meclisi kurak bir topraktır. Sözün balla ölçülmesi de aynı görüntüyü sürdürür; sohbet besleyen bir şey sayılır.
- 8
Boyun çeküb göz kıpmak kâr eylemez
Dilbere söyleyüb dil olmayınca
1Boyun büküp göz kırpmak fayda etmez
2dilbere söyleyip dil olmadıkça
“Dilber” gönül alan demektir, “dil” ise hem gönül hem söyleyen dildir; beyit ikisini yan yana koyup cinas kurar. Boyun eğmek ve göz kırpmak sessiz işaretlerdir; şair söze dökülmedikçe hiçbir işaretin kâr etmediğini söyler.
- 9
Muhyeddin demekle ol bulunmadı
Çöb kımıldar mı hiç yel olmayınca
1Muhyeddin, demekle o bulunmadı
2çöp kımıldar mı hiç, yel olmadıkça
Dokuz beyit boyunca soyut giden şiir en sonda gündelik bir görüntüye iner. İlk beyitteki mürşit fikri buraya “yel” olarak döner: hareket dıştan gelir. Şair mahlasını anarken kendi adını da yetersiz sayar — demekle bulunmuyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 143965 numaralı sürüm esas alındı; metin Sadettin Nüzhet Ergun'un “Bektaşî Şairleri ve Nefesleri” taramasından (s. 147-148) aktarılmış. Başlık, Ergun'un “—2—” sıra numarası ve kitabın bastığı “— Gazel —” tasnif satırı metne alınmadı. Mahlas kaynakta “Muhyeddin” imlâsıyla dizili, korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Ey Hak’kın tâlibi gezme âvâreMuhyiddin Abdal · Gazel→
Redif dokuz beyti de yasak kipinde tutuyor: her beyit, bir şart yerine gelmeden bir şeyin olamayacağını söyler. İlk dizedeki “gel” buyruktan çok dizeyi dolduran bir seslenmedir; asıl hüküm ikinci dizede durur — mürşitsiz yola çıkılmaz.