Vatan Tehlikede
Mehmet Emin Yurdakul, istibdat yönetimini hukuk, eğitim, emek ve köylü hayatı üzerindeki yıkımıyla uzun bir toplumsal tablo hâlinde anlatır. Saraydan taşraya uzanan eleştiri, Meşrutiyet ve özgürlük çağrısıyla yükselir; finalde halkı baskıyı temelinden yıkmaya davet eder.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Şu hükümeti, Türkiye'ye tehlike!...
Bakın, mesut etmek için her şey olan bir ülke,
Her kuvveti maksadına ram eyleyen bir ümmet,
Üç kıtada cihangirce hüküm süren bir devlet...
Şu saatta bir karanlık uçurumun üstünde;
Tüy ürperten bir ölümün önünde!...
Zira mülkte adalet yok, hürriyet yok, hukuk yok;
Hükümette haksızlık çok, zulüm çok.
Her bucakta: demir elli ;
Her bucakta: kaplan dişli cehalet;
Her bucakta: ölüm yüzlü sefalet;
Her bucakta: bin inilti, bin feryat!...
İşte size İstanbul ki, tamamıyle eski Bizans, o Babil!
Sarayları kasaphane, mektepleri birer fesat ocağı;
Kışlaları mahpushane, meclisleri birer casus yatağı;
İş başında olanları hep zelil.
Abdülhamit istiyor ki: «Hukuk!» diye haykıracak üdeba.
Zalimleri şeriatın kılıcıyle devirecek ulema...
Otuz yıldır işlenilen zulümleri hep adalet bilsinler.
Tarihini kirlettiği toprağın,
Bir paçavra eylediği bayrağın,
Nahak yere döktürdüğü kanların,
Yaktırdığı canların...
Sorulacak hesabını zihinlerden silsinler.
kendisine Tanrı gibi tapsınlar,
Emredince Peygamberin merkadini satsınlar,
Beytullah'a mancınıkla ağır taşlar atsınlar;
Her bir zulmü, fenalığı irkilmeden yapsınlar!...
Şu zavallı millet için cinayet...
Adaleti düşünen baş ezilir,
söyleyen dil kesilir;
Hürriyetle çırpınan kalp haindir.
Edebiyat, ilim, sanat, tarih, hukuk hep yasak;
Memlekete yeni talih verecekler kör, çolak...
Onun için ,
Vatan aşkı, millet sözü, bir makale, bir şiir
Bağışlanmaz suçlardır ki, bu uğurda her gence
Vahşileri utandıran türlü türlü işkence:
Zindanlarda bu mazluma zincirler,
Biçareye kızdırılmış demirler,
Biçareye soğuk sular, tomruklar,
Murdar sözler, yumruklar;
Biçareye Marmara'da kanlı kanlı ölümler;
Biçareye hiç bir yerde yapılmayan zulümler!...
İşte size taşralar ki, her bucağı bir harabe, bir mezar!
Köylerinde iniltili kulübeler, örümcekli boş hanlar,
Dağlarında dönmez olmuş değirmenler; soygun vermiş kervanlar;
Her yerinde yangın, yağma, zulüm var.
Abdülhamit istiyor ki: Vatan için silâhlanan askerler,
Herkes gibi rahat ömür sürmek için doğmuş olan rençperler...
Kendisinin hayvanlaşmış birer miskin esirleri olsunlar.
Duvarlarda paslı kalan oraklar,
Alevleri gür parlayan ocaklar,
İşsiz, güçsüz, çırılçıplak bir millet,
Şu harabe memleket...
Birçok doymaz tamahlara milyonları bulsunlar.
Valileri avuç avuç çalsınlar,
«Para» diye yetimlerin evlerini yıksınlar,
Asker ırzı gelinleri zindanlara tıksınlar,
Hastaların altlarından döşekleri alsınlar.
Şu biçare millet için bahtiyarlık bir rüya,
Talih demek bir acıklı felâket,
Hayat demek bir sürekli esaret,
Hakkaniyet bir kuru laf, bir yalan;
Her mahkeme, zayıflara zulmeyleyen bir kuvvet;
Her bir kanun, fakirleri mahkûm eden bir alet.
Onun için bu dünya,
Bir yalancı cennet gibi güzel olan şu vatan
Bir cehennem sayılır ki burda bahtsız hemşeri,
Memurların, ağaların mazlum, âciz esiri...
Bütün yükler bu sefilin sırtında,
Zavallıcık her gün kırbaç altında;
Zavallıcık evsiz, barksız, ocaksız,
Tohumluksuz, topraksız;
Zavallının sapan süren kancığı ekmeksiz;
Zavallının körpe kuzu yavruları gömleksiz!...
Vatandaşlar, hür ve mesut ömür sürmek bir hakken,
Esir olmak, mazlum olmak, sefil olmak bu neden?...
Bu milletin çektiği ne?... Bu ne demek?...
Bir göstermezsen vatan elden gidecek.
Kanlarımız kurudu mu? Kollarımız çolak mı?
Vazifemiz hayvan gibi durmak mı?...
Hayır, hayır... Fedailik gömleğini giyerek,
Yüksek sesle: «, yahut ölüm!» diyerek
Hürriyetin bayrağını açalım,
Zalimlerin önlerine çıkalım,
İstibdadı temelinden yıkalım,
Bu uğurda kanımızı saçalım!...
1Bu baskı yönetimi Türkiye için bir tehlikedir!
2Bakın, insanı mutlu edecek her şeye sahip bir ülke,
3Her gücü amacına boyun eğdiren bir millet,
4Üç kıtaya hükmeden bir devlet...
5Şu anda karanlık bir uçurumun kıyısında;
6Tüy ürperten bir ölümün önünde!...
7Çünkü ülkede adalet, özgürlük ve hukuk yok;
8Yönetimde haksızlık, halka yapılan zulüm çok.
9Her bucakta: demir elli baskı yönetimi;
10Her bucakta: kaplan dişli cehalet;
11Her bucakta: ölüm yüzlü sefalet;
12Her bucakta: bin inilti, bin haykırış!...
13İşte karşınızda İstanbul: bütünüyle eski Bizans, o Babil!
14Sarayları mezbaha, okulları birer bozgunculuk yuvası;
15Kışlaları hapishane, meclisleri birer casus yuvası;
16İş başında bulunanların hepsi aşağılanmış.
17Abdülhamit istiyor ki: «Hukuk!» diye haykıracak edebiyatçılar.
18Zalimleri şeriatın kılıcıyla devirecek din bilginleri...
19Otuz yıldır işlenen bütün zulümleri adalet sansınlar.
20Tarihini kirlettiği toprağın,
21Paçavraya çevirdiği bayrağın,
22Haksız yere döktürdüğü kanların,
23Yaktırdığı canların...
24Sorulacak hesabını zihinlerden silsinler.
25Bakanları ona Tanrı gibi tapsınlar,
26Emredince Peygamberin mezarını satsınlar,
27Beytullah'a mancınıkla ağır taşlar atsınlar;
28Her bir zulmü, fenalığı irkilmeden yapsınlar!...
29Şu zavallı millet için Meşrutiyet cinayet...
30Adaleti düşünen baş ezilir,
31Eşitliği dile getirenin dili kesilir;
32Özgürlük isteyen yürek hain sayılır.
33Edebiyat, ilim, sanat, tarih, hukuk hep yasak;
34Ülkeye yeni bir talih verecek olanlar kör ve çolak...
35Onun için yurtseverlik,
36Vatan aşkı, millet sözü, bir makale, bir şiir
37Bağışlanmaz suçlardır ki, bu uğurda her gence
38Vahşileri utandıran türlü türlü işkence:
39Zindanlarda bu mazluma zincirler,
40Bu zavallı kızgın demirlerle dağlanır,
41Bu zavallıya soğuk su ve tomruk işkencesi yapılır,
42Kirli sözler, yumruklar;
43Bu zavallı Marmara'da kanlı ölümlere sürüklenir;
44Bu zavallıya başka hiçbir yerde görülmeyen zulümler yapılır!...
45İşte size taşralar ki, her bucağı bir harabe, bir mezar!
46Köylerinde iniltili kulübeler, örümcekli boş hanlar,
47Dağlarında değirmenler dönmez olmuş; kervanlar soyulmuş;
48Her yerinde yangın, yağma, zulüm var.
49Abdülhamit istiyor ki: Vatan için silâhlanan askerler,
50Herkes gibi rahat ömür sürmek için doğmuş olan çiftçiler...
51Onun, insanlığını yitirmiş zavallı köleleri olsunlar.
52Duvarlarda paslı kalan oraklar,
53Alevleri gür parlayan ocaklar,
54İşsiz, güçsüz, çırılçıplak bir millet,
55Şu harabe memleket...
56Doymak bilmeyen nice açgözlüye milyonlar bulsunlar.
57Valileri devlet hazinesinden avuç avuç çalsınlar,
58«Para» diye yetimlerin evlerini yıksınlar,
59Basılı dizede “asker ırzı gelinleri” diye geçen kadınları zindanlara tıksınlar,
60Hastaların altlarından döşekleri alsınlar.
61Şu çaresiz millet için mutluluk bir rüya,
62Talih demek bir acıklı felâket,
63Hayat demek bir sürekli esaret,
64Adalet kuru bir sözden, bir yalandan ibaret;
65Her mahkeme, güçsüzlere zulmeden bir kuvvet;
66Her bir kanun, fakirleri mahkûm eden bir alet.
67Onun için bu dünya,
68Bir yalancı cennet gibi güzel olan şu vatan
69Bir cehennem sayılır ki burada bahtsız hemşeri,
70Memurların, ağaların mazlum, güçsüz esiri...
71Bütün yükler bu sefilin sırtında,
72Zavallıcık her gün kırbaç altında;
73Zavallıcık evsiz, barksız, ocaksız,
74Tohumluksuz, topraksız;
75Zavallının sapan süren karısı ekmeksiz;
76Zavallının körpe kuzu yavruları gömleksiz!...
77Vatandaşlar, hür ve mutlu ömür sürmek bir hakken,
78Esir olmak, mazlum olmak, sefil olmak bu neden?...
79Bu milletin çektiği ne?... Bu baskı yönetimi ne demek?...
80Bir yurtseverlik göstermezseniz vatan elden gidecek.
81Kanlarımız kurudu mu? Kollarımız çolak mı?
82Görevimiz hayvan gibi durmak mı?...
83Hayır, hayır... Fedailik gömleğini giyerek,
84Yüksek sesle: «Meşrutiyet, yahut ölüm!» diyerek
85Hürriyetin bayrağını açalım,
86Zalimlerin önlerine çıkalım,
87Baskı yönetimini temelinden yıkalım,
88Bu uğurda kanımızı saçalım!...
Metnin kaynağı
Kanonik kimlik ve basılı kaynak atfı bağlıdır.
Atıf kanıtını aç ↗Work/uretim/kaynak-avı-10k/round1-second-source-wave20/evidence/turk-sazi.pdf; 88 dize; revision page-50@oldid-163751+page-51@oldid-163752+page-52@oldid-163753. Tam gövde, sınır, noktalama ve evidence hashleri korunmuştur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Yürüyordum: Ağlıyordu ırmaklar,Mehmet Emin Yurdakul · Toplumsal manzume→
Metin, soyut bir istibdat suçlamasıyla yetinmez; İstanbul’daki okul, kışla ve mahkemeden taşradaki değirmen, ocak ve sabana kadar baskının gündelik sonuçlarını sıralar. “Adaleti düşünen baş” ile “müsavatı söyleyen dil” imgeleri düşünce ve sözün cezalandırılmasını somutlaştırırken finaldeki ortak eylem çağrısı uzun şikâyet dizisini siyasal iradeye dönüştürür.