Yâra ne ey müddeî çok çok gün ahumdan benüm
Her beyit “benüm” ile bitiyor. Şair âhının gücünü sayarken bir yandan da onun hiçbir işe yaramadığını itiraf ediyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Yâra ne ey çok çok gün ahumdan benüm
Yüz çevürnıez âyine rûy-i siyâhumdan benüm
1Ey iddiacı, benim âhımdan yâre ne zarar gelir?
2Ayna benim kara yüzümden yüz çevirmez.
- 2
Ey bin yıldürür kim ölenün dirler günah
Gel berû öldür beni kaçma günahlımdan benüm
1Ey ay, bin yıldır ölenin günahkâr olduğunu söylerler;
2gel beri, öldür beni, günahımdan kaçma.
Ölümün suç sayıldığı bir mantık kuruluyor ve şair suçu üstlenmeyi teklif ediyor. “Günahlımdan kaçma” ifadesi öldürmeye davet — sevgiliyi sorumluluktan muaf tutma çabası.
- 3
Görinen yılduz değül yir yir delinmişdür felek
Gün yüzünün hasretiyle tîr-i ahumdan benüm
1Görünen yıldız değil; felek yer yer delinmiştir,
2gün gibi yüzünün hasretiyle attığım âh oklarından.
Gazelin en güçlü imgesi: yıldızlar aslında göğün delikleri, âhın açtığı yaralar. Kozmik manzara âşığın acısının kaydına dönüşüyor. Hasret oku aşağıdan yukarı giderken yıldızlı göğü âşığın bedenindeki yara görüntüsüyle eşleştiriyor.
- 4
Pâdişâhımı itdüğin
İşidesen bir gün âh-ı subh-gâhumdan benüm
1Padişahım, sıkıntı ordusunun gece baskını yaptığını
2bir gün benim seher âhımdan duyarsın.
Dert bir ordu, gece ise saldırı zamanı. Sabah âhı bu baskının raporu oluyor — acı geceleyin birikiyor, seherde haber veriliyor. “Şebîhûn” sözü mihneti ansızın gelen, savunmasız bırakan bir gece baskınına çeviriyor.
- 5
Âşıkun bağrında hançer olduğuı
Kabrüm üstine gelen bilür giyâhumdan benüm
1Âşığın bağrında zehirli bir hançer olduğunu
2kabrime gelen, oradaki otumdan anlar.
Mezardaki bitki bir tanık olarak kuruluyor: toprakta ne varsa üstünde o biter. Zehirli hançer ölümden sonra da işini sürdürüyor. Âşığın içindeki yara böylece görülmeyen bir acı olmaktan çıkıp mezarın üstünde okunabilen bir işarete dönüşüyor.
- 6
Za'ferânın yüzümün göynüklü âhumdur satan
Lîkin ol almaz âh u vâhumdan benüm
1Yüzümün safran sarısını satan, yanık âhımdır;
2ama o gül yüzlü, âhımdan vâhımdan bir şey almaz.
Ticaret mecazı: âh satıcı, sararmış yüz mal. Ama alıcı yok — sevgili satın almıyor. Acının değeri olduğu iddiası bu beyitte çürütülüyor. Safran rengi yüz, içteki yanmanın dışarıya çıkardığı fakat sevgilinin yine de kabul etmediği bir ürün gibi gösteriliyor.
- 7
Gözi öğrenmlşdürür âşıkları öldürmeğe
Ey Necâtî zulm gelmez pâdişâhumdan benüm
1Gözü âşıkları öldürmeye alışmıştır;
2ey Necâtî, benim padişahımdan zulüm gelmez.
Mahlas beytinde bir çelişki bilerek bırakılıyor: göz öldürmeye alışkın ama padişah zalim değil. Öldürmenin zulüm sayılmaması, âşığın kendi ölümünü meşrulaştırma biçimi — gazelin bütün savunma mantığı bu son beyitte tamamlanıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 141039 numaralı sürüm esas alındı; şairin 15. yüzyıl imlâsı korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Saçdı zemîne çün yine ebr-i bahâr âbNecâtî Bey · Şiir→
Gazel bir rakibe seslenerek açılıyor. İlk dize âhın etkisizliğini kabul ediyor, ikincisi ise aynanın yüz çevirmediğini söylüyor — yani en azından bir şey onu reddetmiyor.