Zâhidâ Bu Dünyede Bir Köhne Şâlım Var Benim
Zâhide karşı bir servet sayımı: şairin saydığı her şey yoksulluk göstergesidir — eski bir şal, başı açık bir pir, iki soy adı ve bir tutam söz. “Var benim” redifi beş beyit boyunca sahiplik dilini taşır ama sahip olunan şeylerin hiçbiri mülk değildir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
bu dünyede bir köhne şâlım var benim
evinde baş açık Sultan Balım var benim
1Ey zâhid, bu dünyada bir eski şalım var;
2övünç evinde başı açık duran Sultan Balım'ım var.
- 2
Bâb-ı tak-ı tomtırâkı neyleyim âlemde ben
Fariğim fahrim ferâğım böyle hâlim var benim
1Kapı kemerinin tantanasını dünyada ne yapayım?
2Vazgeçmişim; övüncüm de rahatım da bu, hâlim böyle.
İlk dize saray kapısının kemerini iktidarın simgesi sayıp reddeder. İkinci dize dört kelimeyi aynı sesle dizer — fâriğ, fahr, ferâğ — ve vazgeçmeyi bir ses oyununa bağlar. “Tomtırak” gibi Türkçe bir ses taklidinin Arapça tamlamanın hemen yanında durması şairin dil karışımının tipik örneği.
- 3
Mülk ü emvali niderem dünyede bir ân içün
Şükr Hak’ka Âl-i Ahmed gibi âlim var benim
1Bir anlık dünya için mülkü, malı ne yapayım?
2Hakk'a şükür, Âl-i Ahmed gibi bir bilenim var.
Mülk ile mal bir anlık sayılıp elenir, yerine bir bilgi kaynağı konur: Ehl-i beyt. “Var benim” redifi burada ilk kez maddi olmayan bir şeye bağlanıyor ve gazelin sayımı servetten soya kayıyor; sonraki beyit aynı kalıbı Âl-i Hayder ile tekrarlayarak iddiayı ikiye katlar.
- 4
Mül ü cây-i râh-ı Hak’dan dûr eder
Geçtik andan Âl-i Hayder gibi âlim var benim
1Şarap ve makam, kalabalığın yeri, insanı Hak yolundan uzaklaştırır;
2onlardan geçtik: Âl-i Hayder gibi bir bilenim var.
Şarap ile makam aynı kefeye konur; ikisi de “cây-i kesret”, yani çokluğun mekânıdır. Vahdet düşüncesinin ahlâkî sonucu budur: kalabalık bir günah değil bir dağılmadır. Önceki beytin “mülk”ü ile buradaki “mül” arasındaki ses yakınlığı iki reddi birbirine bağlar.
- 5
Men Virânî dervişem dîdâre müştâk olmuşam
Dünyede ancak bu denlu kil ü halim var benim
1Ben Virânî dervişim; cemâli görmeye susamışım.
2Dünyada ancak bu kadarcık sözüm, bu kadar dedikodum var.
Mahlas beyti bütün sayımı tek bir isteğe indirir: dîdâr, yani yüzü görmek — Hurûfî çerçevede en yüksek bilgi biçimi. Son dize “kîl ü kāl” tamlamasıyla kendi şiirini de küçültür: elde kalan tek servet bir tutam laftır. Kaynakta tamlamanın “kil ü halim” diye dizilmiş olması korundu.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144616 numaralı sürüm esas alındı; gövdenin başındaki sıra numarası (“—10—”) alınmadı, geriye on dize kaldı. Son dizede “kîl ü kāl” tamlaması kaynakta “kil ü halim” biçiminde dizilmiş; üçüncü beyitteki “Şükr Hak’ka” ile dördüncü beyitteki “Mül ü mansıb” yazımları da kaynağa ait. Hiçbiri düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Be yalancı felek yüze gülücüVirânî · Mersiye→
Zâhide seslenmek klasik şiirin hazır karşıtlığıdır, ama burada karşılık verilen şey mülk değil bir kılık: eski şal ile açık baş. Balım Sultan, Bektaşî erkânını düzenleyen pir olarak anılır; Ergun'un şairi ona intisap etmiş sayması tam bu tür beyitlere dayanır, oysa tarihler bu bağı tartışmalı kılıyor.