DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Virânî/Zâhidâ Rûz-i Ezel Sübhân-ını Bektâşiler
Gazel · 17. yüzyıl

Zâhidâ Rûz-i Ezel Sübhân-ını Bektâşiler

Dokuz beytin on sekiz dizesi de aynı kelimeyle, “Bektâşiler” ile biter; özne her cümlenin en sonuna atıldığı için okur her dizeyi eylemden sonra failine bağlar. Şiir bir topluluğun ne gördüğünü, ne bildiğini, kimden yüz çevirip kimin eteğini tuttuğunu sıralayan bir davranış dökümüdür.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Zâhidâ Sübhân-ını Bektâşiler

    Gördüler Rahmân’ını Bektâşiler

    1Ey zâhid, Bektaşîler ezel gününde kendi Sübhân'larını,

    2Rahmân'larını gözleriyle görürcesine gördüler.

    Şiir bir muhataba, zâhide seslenerek açılır: söylenecek her şey ona karşı bir savunmadır. Cümle bir beyti aşarak iki dizeye yayılır ve fiil ancak ikinci dizede gelir. “Ayn-el-yakin” bilgi mertebelerinin ortancasıdır — duyup inanmak değil, görerek bilmek; iddia daha ilk beyitte bu kelimeye yaslanır.

  2. 2

    Bâ-i Bismillâh ile fahr ettiler kâmil olub

    Bildiler günden ayan merdânını Bektâşiler

    1Bektaşîler olgunlaşıp Bismillâh'ın “bâ” harfiyle övündüler;

    2erenlerini güneşten daha apaçık bildiler.

    Hurûfî okumada besmelenin ilk harfi “bâ” ve altındaki nokta, varlığın çıktığı ilk işaret sayılır; Virânî başka bir gazelinde de “Bâ-i Bismillâh ile noktaya yoldaş olmuşam” der. Beyit bu harf bilgisini bir övünç sebebi, “fahr” yapar ve hemen ardından bilgiyi güneş kadar açık ilan eder.

  3. 3

    Döktüler âh eyleyüb vâh eyleyüb zâr eyleyüb

    Şah Hüseyn’in aşkına kanını Bektâşiler

    1Âh edip vâh edip inleyerek,

    2işte Şah Hüseyin'in aşkına kanlarını döktüler.

    İlk dize üç kez tekrarlanan “eyleyüb” ile matem ritmini taklit eder; sesler önce âh, sonra vâh, sonra zâr diye ağırlaşır. Fiilin nesnesi (“kanını”) ikinci dizeye saklandığı için beyit bir yas sahnesi kurup ancak sonunda ne döküldüğünü söyler: Kerbelâ anmasının kendi bedenine dönmüş hâli.

  4. 4

    Hâricîler zümresine ettiler lâ’net hemin

    Tuttular Âl-i Ali dâmânını Bektâşiler

    1Hâricîler topluluğuna hemen lânet ettiler,

    2Ali soyunun eteğine yapıştılar.

    Beyit tekke diliyle teberrâ ile tevellâyı arka arkaya koyar: uzak durulacaktan yüz çevirmek ve sevilene tutunmak. “Dâmân tutmak” eteğe yapışmak deyimidir ve sığınma bildirir; lânetin şiddeti ikinci dizede el ile tutulan somut bir jeste bağlanarak dengelenir.

  5. 5

    Lâ’netullah ile her dem zikr edüb yâd ettiler

    Bil fülân ibn-i fülânın şanını Bektâşiler

    1Her an “Allah'ın lâneti üzerine olsun” diyerek andılar:

    2bil ki filan oğlu filanın şanını böylece andılar.

    “Fülân ibn-i fülân” bir örtmedir: lânetlenen kişinin adı yazılmaz, kalıp okurun bildiği varsayılan adı boş bırakır. Bu, hem sansüre karşı bir tedbir hem de dilin bir hakaret biçimidir — anmaya değmez sayılan ad, ad yerine bir boşlukla anılır. “Şan” burada alaylı kullanılıyor.

  6. 6

    Ca’ferî mezheb olub secde-i tahkik ettiler

    Sürdüler Şâh-ı Velî erkânını Bektâşiler

    1Ca'ferî mezhebinden olup gerçeği araştıran secdeyi ettiler;

    2Şâh-ı Velî'nin erkânını yürüttüler.

    “Secde-i tahkîk” taklitle yapılan ibadetin karşısına araştırarak varılan ibadeti koyar; tasavvuf edebiyatında taklîd/tahkîk ayrımı temel bir ölçüttür. İkinci dizedeki “erkân sürmek” tekke terimidir: âyini kurallarına göre yürütmek, yolun usulünü uygulamak demektir.

  7. 7

    Gördüler Hak sûretin fî ma’ni-i

    Okudular hatmedüb Kur’an’ını Bektâşiler

    1Hakk'ın sûretini “Kitab'ın anası”nın mânasında gördüler;

    2Kur'an'larını hatmederek okudular.

    Ümmülkitâb hem Fâtiha'nın hem levh-i mahfûzun adıdır; Hurûfî çerçevede ise okunacak asıl kitap insanın yüzüdür. Beyit iki dizeyle iki okumayı üst üste bindirir: mânada görülen sûret ile hatmedilen mushaf. “Kur'an'ını” tamlaması kitabı da topluluğa mal eder.

  8. 8

    Hızr elinden aşk ile âb-ı hayâtı nûş edüb

    İçdiler çeşme-i hayvânını Bektâşiler

    1Hızır'ın elinden aşkla âb-ı hayâtı içip,

    2işte dirilik çeşmelerinden içtiler.

    İki dize aynı eylemi iki kez söyler: “nûş edüb” ve “içdiler”. Bu bir gevşeklik değil, ölçünün ve redifin dayattığı bir genişletmedir; ikinci söyleyiş kaynağı Hızır'ın elinden alıp topluluğun kendi çeşmesine taşır. “Uş” eski Türkçede “işte” demektir ve sahneyi okurun gözü önüne koyar.

  9. 9

    Ey Viranî cân ü başı terk idüb hâk ettiler

    yoluna kurbânını Bektâşiler

    1Ey Virânî, canı başı bırakıp toprak ettiler:

    2kurbanlarını Şâh-ı Merdân yoluna sundular.

    Mahlas beyti şiirin başındaki muhatabı değiştirir: baştaki “zâhidâ” hitabının yerini şairin kendine seslenişi alır, savunma böylece içeriye döner. “Hâk etmek” hem toprağa karıştırmak hem kurban kesmek çağrışımını taşır; sekiz beyit boyunca sayılan davranışlar sonunda tek bir teslimiyet jestinde toplanır.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 144616 numaralı sürüm esas alındı; gövdenin başındaki sıra numarası (“—9—”) derlemeye ait olduğu için alınmadı, geriye on sekiz dize kaldı. Mahlas beytinde şairin adı burada şapkasız (“Ey Viranî”) dizilmiş, aynı sayfadaki öteki manzumelerde çoğunlukla “Virânî” yazılıdır; kaynaktaki hâli korundu.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirBiz Urum Abdâlıyız
Biz Urum abdâlıyız serdârımız Kızıl Deli
Virânî · Kızıl Deli övgüsü nefesi

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

zâhid

dünyadan el çekmiş, kuralcı sofu

rûz-i ezel

ezel günü; yaratılıştan önceki söz verme günü

ayn-el-yakin

gözle görerek elde edilen kesin bilgi

merdân

erenler, yiğitler

dâmân

giysinin etek ucu; tutmak fiiliyle birine sığınmayı anlatır

Ümmülkitâb

“Kitab'ın anası”; Fâtiha sûresi ya da levh-i mahfûz

işte

Şâh-ı Merdan

“Yiğitlerin şahı”; Ali'nin sıfatı