DDizegâhDijital şiir arşivi
Manzum hikâye / uzun şiir · 19.–20. yüzyıl

Bayram

Mehmet Âkif bayramın dünyayı ve çocuk yüzlerini neşeyle değiştiren havasından kendi çocukluk hatırasına geçer. Fatih meydanındaki salıncaklar, çadırlar, oyuncaklar ve satıcı sesleri canlı bir şehir panoraması kurar; yoksul yetim kızın salıncağa bindirilmesi, kalabalığın sevincini toplumsal merhametle sınar ve tamamlar.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    bütün , başka cihandır;

    Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!

    1Ufuklar bütünüyle gülüyor; dünya bambaşka bir dünyadır.

    2Bayram ne kadar hoş, ne kadar neşeli bir zamandır!

    Ufukların gülmesi ve dünyanın başkalaşması, bayram neşesini tek tek insanlardan önce bütün çevreye yayar. Ünlemli ikinci dize, bu toplu değişimi şairin doğrudan hayranlık sesiyle karşılar.

  2. 2

    Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet,

    Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır

    1Bayramda çocukluğun masum yüzü güler.

    2Umut, çocuğun temiz yüzünde görünür.

    Çocukluğun masum yüzünde beliren gülüş, bayramın en temiz görüntüsü olarak seçilir. Umudun çocuk çehresinde görünmesi, geleceğe ilişkin duyguyu soyutluktan çıkarıp korunmasız bir bedene yerleştirir.

  3. 3

    Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda;

    Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır.

    1Her yüzde soyut bir ışık parlıyor.

    2Her gözde bir ruh durmadan dolaşıyor.

    Her yüzde parlayan soyut ışık, kalabalığın ortak aydınlığını anlatır. Gözlerde durmadan dolaşan ruh ise bu ışığı donuk bir görüntü olmaktan çıkarıp canlı, hareketli bir iç enerjiye dönüştürür.

  4. 4

    Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd

    Feyzindeki te'sîr ile âsûde revandır.

    1Hayat acılarının iki büklüm ettiği bedenler,

    2bayramın bereketli etkisiyle rahatça yürür.

    Hayat acılarının büktüğü bedenler, gündelik sıkıntının insan üzerinde bıraktığı fiziksel yükü gösterir. Bayramın feyzi bu yükü kısa süreliğine gevşetir ve yürüyüşü yeniden rahatlatır.

  5. 5

    Ferdâ-yı sükûn perveridir sâl-i cidâlin,

    Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır.

    1Çatışma yılının ardından huzurlu yarını müjdeler.

    2Umutsuz kalbe can veren bir umut getirir.

    Çatışma yılından sonra gelen sakin yarın, bayramı barışın habercisi yapar. Umutsuz kalbe can veren umut, toplumsal sükûnet beklentisini kişinin iç dünyasındaki dirilişle birleştirir.

  6. 6

    Heycâ-yi maîşetteki feryâd-ı mehîbin

    Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır.

    1Geçim kavgasındaki korkunç feryadın

    2dünyada biraz dindiği bir an varsa işte bu andır.

    Geçim kavgasının korkunç feryadı, gündelik hayatı savaş alanına benzetir. Bu sesin biraz olsun dindiği anın bayram olması, sevincin yoksulluğu çözmediğini fakat kısa bir soluk yarattığını gösterir.

  7. 7

    Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu?

    Bak çehre-i gabrâya: Nasıl şen, ne civandır!

    1Bahar sabahında bile bu güzellik bulunur mu?

    2Yeryüzünün yüzüne bak: Ne kadar şen ve gençtir!

    Şair bayram sabahının güzelliğini bahar sabahıyla yarışacak ölçüde görür. Yeryüzünün şen ve genç yüzü, mevsimsel yenilenme ile toplumsal neşeyi aynı canlılık görüntüsünde buluşturur.

  8. 8

    Her sînede bir kalb-i meserret darabanda,

    Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır.

    1Her göğüste sevinçli bir kalp çarpıyor.

    2Her kalpte gizli bir özlem dünyası var.

    Göğüste çarpan sevinçli kalp dışarıdan fark edilen coşkudur; kalpte saklı özlem dünyası ise neşenin altında kalan kişisel isteği korur. Bayram, açıklıkla gizliliği birlikte taşır.

  9. 9

    Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır,

    Gûya ki bütün sadr-ı zemin pür-galeyandır.

    1Doğanın unsurları dünkü canlılıkla dans ediyor.

    2Sanki yeryüzünün bağrı bütünüyle coşmuştur.

    Doğa unsurlarının dans etmesi, insan kalabalığındaki hareketi bütün varlığa yayar. Yeryüzünün bağrının coşması, bayramı yüzeydeki süsten çok dünyanın içinden yükselen büyük bir dalga gibi gösterir.

  10. 10

    Eşbahı da cûşân ediyor -i mübîni,

    Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır!

    1Onun açık bereketi bedenleri de coşturuyor.

    2Tanrım, bu âlemlere yayılan nasıl bir ruhtur!

    Bayramın açık bereketi yalnız ruhları değil bedenleri de coşturur. Şairin Tanrı'ya yönelttiği soru, bu etkinin tek bir topluma sığmayıp âlemler boyunca dolaşan bir ruh gibi algılandığını belirtir.

  11. 11

    Bayramda gelir yâ da ne hoş hâtıralar ki:

    Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandır,

    1Bayram gelince ne güzel hatıralar belirir:

    2değeri bin ömre değişilmeyecek kadar büyüktür.

    Bayramla gelen hatıralar hoş olmalarının ötesinde paha biçilemez değerdedir. Bin ömürle değişilmeme sözü, geçmişteki kısa çocukluk anlarının yetişkin şair için ne kadar yoğunlaştığını anlatır.

  12. 12

    Iydin bana dâim görünür levh-i kerîmi:

    Mâzî-i tufûliyyetimin yâd-ı besîmi.

    1Bayramın cömert levhası bana hep şunu gösterir:

    2çocukluk geçmişimin gülümseyen hatırasını.

    Bayramın cömert levhası şaire her defasında aynı görüntüyü açar: gülümseyen çocukluk geçmişi. Hatırlama, bugünkü kalabalığı seyretmeden önce kişisel zamanın içindeki eski sevince dönüş olur.

  13. 13

    Birinci gün hava bir parça nâ-müsâiddi;

    İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti.

    1Birinci gün hava biraz elverişsizdi.

    2İkinci gün açıldı, sonra çok güzel geçti.

    İlk günün elverişsiz havası ile ikinci günün açılması, gezinin gerçek zamanını küçük bir hava değişimiyle kurar. Güzelleşen gün, şairin dışarı çıkma ve bayramı görme kararına doğal zemin hazırlar.

  14. 14

    Dedim ki: 'Fâtih'e çıksam yavaşça, bir yanda

    Durup o âlemi seyreylesem de meydanda,

    1Fatih'e yavaşça çıksam, bir köşede

    2durup meydandaki o dünyayı seyretsem, dedim.

    Fatih'e yavaşça çıkma düşüncesi, kalabalığa karışmadan önce temkinli bir seyir isteğidir. Meydanı köşeden izlemek, şairi hem bayram âleminin içinde hem gözlemci mesafesinde tutar.

  15. 15

    Ziyâret etsem ehibbâyı sonradan... Hoş olur.

    Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur. '

    1Sonra dostları da ziyaret etsem... Güzel olur.

    2Bütün gün evde oturmak her hâlde çok boştur.

    Dost ziyareti gezinin toplumsal yönünü, evde oturmanın boşluğu ise hareketsizliğe duyulan sabırsızlığı gösterir. Şair bayram gününü tek başına geçirmeyi neşe ve dostluk fırsatını kaçırmak sayar.

  16. 16

    Bu arzû-yi tenezzüh gelince, artık ben

    Durur muyum? Ne gezer! Fırladım hemen evden.

    1Bu gezinti isteği içime düşünce

    2durabilir miyim? Ne mümkün! Hemen evden fırladım.

    Gezinti arzusu doğar doğmaz şairin evden fırlaması, önceki yavaş çıkma tasarısını canlı bir aceleye çevirir. Retorik soru, bu isteğe karşı koymanın imkânsızlığını neşeli bir tonla vurgular.

  17. 17

    Gelin de bayramı Fâtih'te seyredin, zirâ

    Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ,

    1Gelin, bayramı Fatih'te seyredin; çünkü

    2oradaki neşe kargaşası hayale ve hatıraya sığmaz.

    Okur Fatih'teki bayramı görmeye çağrılır; anlatı kişisel geziden ortak davete genişler. Hayale ve hatıraya sığmayan neşe kargaşası, düzenli tasvirden önce kalabalığın taşkınlığını duyurur.

  18. 18

    Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan

    Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan,

    1Kucakta gezdirilen ufacık çocuklardan başlayın,

    2dedelerimiz zamanından arta kalanlara kadar,

    Kucaktaki küçücük çocuklarla dedeler çağından kalan yaşlılar aynı görüntüye girer. Bu iki uç, bayram meydanının kuşakları birbirine bağlayan geniş zaman aralığını kurar.

  19. 19

    Asırlar ölçüsü boy boy asâli nesle kadar,

    Büyük küçük bütün efrâd-i belde, hepsi de var!

    1yüzyılların ölçtüğü türlü boy ve yaştaki nesiller,

    2şehrin büyük küçük bütün insanları oradadır.

    Yüzyılların ölçtüğü farklı boy ve yaştaki insanlar, önceki kuşak karşılaştırmasını bütün şehre yayar. Büyük küçük herkesin orada bulunması, meydanı toplumsal bütünlüğün geçici sahnesi yapar.

  20. 20

    Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,

    İçinde darbuka, teflerle zilli şakşaklar,

    1Her adımda beşik biçimli salıncaklar kurulmuş.

    2İçlerinde darbuka, tef ve zilli şakşaklar var.

    Her adımda kurulan beşik biçimli salıncaklar çocuk eğlencesinin mekânı kapladığını gösterir. Darbuka, tef ve zilli şakşaklar bu görsel kalabalığa kesintisiz ses ve ritim ekler.

  21. 21

    Biraz gidin; Kocaman bir çadır... Önünde bütün,

    Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için

    1Biraz ilerleyin: Kocaman bir çadır... Önünde

    2çoluk çocuk, on para verip içeri girmek için

    Kocaman çadırın önünde çocukların on para verip beklemesi, merakı küçük bir ticari gösteriye bağlar. Cümlenin sonraki birime taşması, sıradaki bekleyişi anlatının biçiminde de sürdürür.

  22. 22

    Nöbetle bekleşiyorlar. Acep içinde ne var?

    'Caponya'dan gelen insan suratlı bir canavar! '

    1sırayla bekliyor. Acaba içeride ne var?

    2‘Japonya'dan gelen insan yüzlü bir canavar!’

    Çadırın içindeki ‘insan yüzlü canavar’ ilanı, uzak Japonya adını egzotik merak malzemesi yapar. Şair iddianın doğruluğunu onaylamaz; panayır satıcısının dikkat çekme dilini aktarır.

  23. 23

    Geçin: sırayla çadırlar. Önünde her birinin.

    Diyor: 'Kuzum, girecek varsa durmasın girsin.'

    1Geçin; çadırlar sıra sıra. Her birinin önünde biri

    2‘Kuzum, girecek olan beklemesin, girsin,’ diyor.

    Sıra sıra çadırların her birinde aynı çağrı yinelenir: bekleme, gir. Satıcının samimi ‘kuzum’ hitabı, ücretli gösteriyi ailece ve sıcak görünen bir davet diliyle pazarlar.

  24. 24

    Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir îlân,

    'Alın gözüm buna derler...' sadâsı her yandan.

    1Bağırmaktan sesi tükenmiş, yürüyen bir ilan,

    2‘Alın gözüm, işte buna derler...’ diye sesleniyor her yandan.

    Bağırmaktan sesi tükenen yürüyen ilan, panayırın insan bedenini reklam aracına çevirdiğini gösterir. Her yandan gelen yarım satış sözü, kalabalığın gürültüsünü tamamlanmamış ses parçalarıyla duyurur.

  25. 25

    Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:

    Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele.

    1Elektrikçilerin keyfi özellikle yerinde:

    2gelenlerden biri mutlaka o saplı tele yapışıyor.

    Elektrik göstericilerinin keyfi, meraklıların saplı tele mutlaka dokunmasına dayanır. Yeni teknoloji burada bilimsel açıklamadan çok şaşkınlık ve küçük bedensel deneyim satan panayır eğlencesidir.

  26. 26

    Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi

    İnince binmede artık onun da hemşerisi:

    1Terazilerin başı hiç boş kalmıyor; biri

    2iner inmez onun yerine bir hemşerisi çıkıyor:

    Teraziden biri iner inmez ötekinin çıkması, tartılma merakının durmaksızın sürdüğünü gösterir. Hemşeri sözü, kalabalığın anonim akışına taşradan gelen insanlar arasında yakınlık tonu ekler.

  27. 27

    'Hak çünkü bu kantar... Frenk îcâdı gıram

    Değil! Diremleri dörtyüz, hesapta şaşmaz adam.'

    1‘Bu kantar doğru okka tartar; yabancı icadı gram

    2değildir! Dirhemleri dört yüzdür, hesabı şaşmaz.’

    Satıcı kantarını Frenk icadı gramdan ayırıp doğru okkayla övünür. Dört yüz dirhem hesabı, eski ölçü düzenine güveni ve modern ölçüye karşı gösterişli yerli kesinlik iddiasını yansıtır.

  28. 28

    - Muhallebim ne de kaymak!

    - Şifalıdır macun!

    1‘Muhallebim ne kadar kaymaklı!’

    2‘Macun şifalıdır!’

    Muhallebi ile macun satıcılarının kısa haykırışları panayır seslerini ürün övgüsüne dönüştürür. Biri kaymağı, diğeri şifayı öne çıkararak damak zevkiyle sağlık vaadini yan yana satar.

  29. 29

    - Simit mi istedin ağa?

    - Yokmuş onluğun, dursun.

    1‘Simit mi istedin ağa?’

    2‘Onluğun yoksa dursun.’

    Simit isteyen kişiye parasının olmadığının söylenmesi, eğlence içindeki küçük yoksunluğu bir diyalogla görünür kılar. ‘Dursun’ cevabı satışın neşeli sesine kısa ve kuru bir sınır çeker.

  30. 30

    O başta: Kuşkunu kopmuş eğerli düldüller,

    Bu başta: Paldimi düşmüş semerli bülbüller!

    1Bir yanda koşum kayışı kopmuş eyerli atlar,

    2öte yanda göğüslüğü düşmüş semerli ‘bülbüller’!

    Koşum kayışı kopmuş eyerli atlar ile göğüslüğü düşmüş semerli hayvanlar iki yana yerleştirilir. ‘Bülbül’ sözü ikinci gruba alaycı bir zarafet verir; düzensiz görüntü mizahla aktarılır.

  31. 31

    Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar,

    Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;

    1Baloncular, hacıyatmazlar ve fırıldaklar,

    2horoz şekerleriyle civciv gibi öten oyuncaklar;

    Balon, hacıyatmaz ve fırıldaklar hareketli oyuncak çeşitliliğini kurar. Horoz şekerleri ile civciv sesi çıkaran oyuncaklar, yenebilen nesneyle ses taklidini çocuk duyusunda buluşturur.

  32. 32

    Sağında atlıkarınca, solunda

    Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte

    1sağda atlıkarınca, solda tahtırevan,

    2önde bir sürü çekçek, tepede çifte kolan.

    Atlıkarınca, tahtırevan, çekçek ve kolan dört yönü dolduran eşya kalabalığıdır. Sağ, sol, ön ve tepe sıralaması, okuru panayırın ortasına koyup bakışı sürekli çevirmeye zorlar.

  33. 33

    Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer...

    Ferâğ-ı bâl ile birden geviş getirmedeler.

    1Kömür taşıyan develer öbek öbek yere çökmüş,

    2kaygısızca geviş getiriyorlar.

    Kömür taşıyan develerin öbek öbek çökmesi, insan koşuşturmasının ortasında ağır ve sakin bir karşı görüntü yaratır. Kaygısız geviş, çalışma hayvanlarına kısa bir dinlenme anı verir.

  34. 34

    Koşan, gezen, oturan, mâniler düzüp çağıran.

    Davullu zurnalı 'dans' eyliyen, coşup bağıran,

    1Koşan, gezen, oturan, mani düzüp çağıran;

    2davul zurnayla dans edip coşarak bağıran insanlar var.

    Koşan, oturan, mani söyleyen ve dans eden insanlar farklı hareketleri aynı anda sürdürür. Davul ile zurna kalabalığı ortak ritimde coştururken bağırışlar düzen ile taşkınlığı birlikte duyurur.

  35. 35

    Bu kâinât-ı sürûrun içinde gezdikçe,

    Çocukların tarafındaydı en çok eğlence,

    1Bu sevinç dünyasının içinde dolaştıkça

    2eğlencenin en çoğu çocukların tarafındaydı.

    Şair sevinç dünyasında dolaştıkça eğlencenin merkezinin çocuklar olduğunu fark eder. Bu gözlem, önceki satıcı ve eşya dökümünü çocuk bakışına hazırlanan büyük bir sahne olarak yeniden anlamlandırır.

  36. 36

    Güzelce süslenerek dest-i nâz-ı mâderle;

    Birer çiçek gibi nevvâr olan bebeklerle

    1Annelerinin nazlı eliyle güzelce süslenen

    2ve birer çiçek gibi açan bebeklerle

    Annelerin özenli eliyle süslenen bebekler çiçek gibi açar. Benzetme, bayram kıyafetini yüzeysel gösteriş olmaktan çıkarıp bakım, sevgi ve yeni hayatın görünür sonucu yapar.

  37. 37

    Gelirdi safha-i mevvâc-ı ıyde başka hayât...

    Bütün sürûr u şetâretti gördüğüm harekât!

    1bayramın dalgalı manzarası başka bir hayat kazanıyordu.

    2Gördüğüm her hareket sevinç ve neşeydi.

    Çiçek gibi çocuklar bayramın dalgalı manzarasına başka bir hayat katar. Şair gördüğü bütün hareketi sevinç diye özetlerken kalabalığın karmaşasını olumlu ve bütünleyici bir duyguya bağlar.

  38. 38

    Onar parayla biraz sallandırdılar... Derken,

    Dururdu 'Yandı! ' sadâsıyle türküler birden,

    1On paraya biraz sallandırdılar... Derken

    2‘Yandı!’ sesiyle türküler birden duruyordu.

    On paraya sallanma sürerken ‘Yandı!’ sesi türküyü aniden keser. Eğlencenin süre ve ücretle ölçülmesi, coşkunun ortasına küçük bir oyun kuralı ve bitiş pazarlığı getirir.

  39. 39

    - Ayol, demin daha yanmıştı a! Herif sen de,

    - Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de.

    1‘Ayol, az önce daha yanmıştı! Sen de ama...’

    2‘Peki kızım, biraz daha fazla sallarım.’

    Kız çocuğu süresinin daha yeni bittiğini söyleyerek itiraz eder; salıncakçı biraz fazla sallamayı kabul eder. Diyalog, ticari kuralın sertliğini gündelik şefkat ve pazarlıkla yumuşatır.

  40. 40

    'Deniz dalgasız olmaz

    Gönül sevdasız olmaz

    1Deniz dalgasız olmaz.

    2Gönül sevdasız olmaz.

    Denizin dalgasız olamayacağı sözü, hareketi onun doğal niteliği sayar. Gönlün sevdasız olmayışı da insan içindeki çalkantıyı denizin zorunlu dalgasına benzetir.

  41. 41

    Yâri güzel olanın

    Başı belâsız olmaz!

    1Sevgilisi güzel olanın

    2başı belasız olmaz!

    Güzel sevgiliye sahip olmanın belasız olamayacağı söylenerek aşkın bedeli mizahi bir kesinlikle belirtilir. Mani, güzellik ile sıkıntıyı birbirinden ayrılmaz iki sonuç yapar.

  42. 42

    Haydindi mini mini maşallah

    Kavuşuruz inşallah...'

    1Haydi, mini mini, maşallah!

    2İnşallah kavuşuruz...

    ‘Mini mini’ hitabı salıncaktaki çocuğa sevecen ve ritmik bir ses verir. Maşallah ile inşallah sözleri, eğlence türküsünü korunma dileği ve gelecekte kavuşma umuduyla tamamlar.

  43. 43

    Fakat bu levha-i handâna karşı, pek yaşlı,

    Bir ihtiyar kadının koltuğunda gür kaşlı,

    1Fakat bu gülen manzaranın karşısında, çok yaşlı

    2bir kadının koltuğunda gür kaşlı,

    Gülen bayram levhasının karşısına çok yaşlı kadın ve koltuğundaki çocuk yerleştirilir. Bu ani karşıtlık, genel neşenin herkese eşit dağılmadığını ilk kez açık biçimde hissettirir.

  44. 44

    Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.

    Gelen geçen 'Bu niçin ağlıyor? ' deyip soruyor.

    1uzun saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.

    2Gelip geçenler ‘Bu niçin ağlıyor?’ diye soruyor.

    Gür kaşlı, uzun saçlı güzel kızın sürekli ağlaması kalabalığın dikkatini çeker. Geçenlerin nedenini sorması, kişisel acıyı meydandaki insanların ortak merak ve vicdanına açar.

  45. 45

    - Yetim ayol... Bana evlâd belâsıdır bu acı

    Çocuk değil mi? 'Salıncak' diyor...

    1‘Yetim ayol... Bu acı bana evlat belasıdır.

    2Çocuk değil mi? Salıncak istiyor...’

    Yaşlı kadın kızın yetim olduğunu söyler ve onun salıncak isteğini evlat acısı diye anlatır. Çocuğun sıradan eğlence talebi, parasızlık ve korunmasızlık yüzünden bayramın temel eşitsizliğini görünür kılar.

  46. 46

    - Salıncakçı!

    Kuzum, biraz da bu binsin... Ne var sevâbına say...

    1‘Salıncakçı!

    2Kuzum, biraz da bu binsin; sevabına say.’

    Kadın salıncakçıya seslenip çocuğu sevap için bindirmesini ister. Para yerine ahlaki karşılık önermesi, panayırın ticari düzeninde merhamete açılan bir istisna talebidir.

  47. 47

    Yetim sevindirenin ömrü çok olur...

    - Hay hay!

    1‘Yetim sevindirenin ömrü uzun olur...’

    2‘Hay hay!’

    Yetimi sevindirmenin uzun ömür getireceği sözü, iyiliği geleneksel ödül inancıyla teşvik eder. Salıncakçının ‘hay hay’ cevabı, pazarlık yapmadan bu toplumsal çağrıyı kabul ettiğini gösterir.

  48. 48

    Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine

    Katıldı ağlamayan kızların şetâretine.

    1Kız da hemen salıncakçının iyiliğiyle

    2ağlamayan çocukların neşesine katıldı.

    Salıncakçının iyiliğiyle kızın ağlaması diner ve öteki çocukların neşesine katılır. Kapanış, bayramın gerçek bütünlüğünü yalnız eğlencede değil dışarıda kalanı sevince dahil eden küçük dayanışmada bulur.

Kavram sözlüğü (7) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Sabit Vikikaynak sürümünün başlık ve yazar alanı Mehmet Âkif Ersoy kimliğini açıkça doğrular.

Atıf kanıtını aç ↗

Mehmet Âkif Ersoy'un Bayram şiiri Türkçe Vikikaynak'ın sabit 140463 sürümünden alınmıştır; sabit sürüm kimliği trwikisource-oldid140463-C14315DBD84D. 96 özgün dize ve 48 iki dizelik birim kaynak sırasıyla harfi harfine korunmuştur.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirFatih Kürsüsü'nden
Birinci zümreyi teşkil eden zavallı avam,
Mehmet Âkif Ersoy · Vaaz biçimli manzume

Kavram sözlüğü

7 kavram bulundu.

feyz

Manevi bereket ve aydınlanma.

okka

Yaklaşık 1,28 kilograma karşılık gelen eski ağırlık ölçüsü.

tahtırevan

İnsanların omuzlarında taşınan kapalı taşıt.

kolan

Hayvanın eyerini bağlayan kalın kayış.

Âfâk

Ufuklar; çevrede görülen bütün dünya.

hande

Gülüş.

cihan

Dünya.