Berg-i Hazân
Dalından kopan bir yaprağın, kendisine başka bir yerde bahçe hazırlandığını sanıp toprağa düşmesini anlatıyor. Son iki üçlükte alegori açılıyor: konuşan yaprak, sevgilisi yüzünden avare kalmış âşığın kendisi çıkıyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bir -i hazandîde
Ayrılıp -ı meyvebârından
Düştü bir ş'airane ümmîde
1Sonbaharı görmüş bir yaprak parçası,
2meyve yüklü dalından ayrılıp
3şairane bir umuda düştü.
- 2
Sandı kim -ı
Bayka bir yerde eylemiş ihzâr
Ona mahsûs taze bir gülşen.
1Sandı ki dalları deviren o kasırga
2başka bir yerde hazırlamıştır
3yalnız ona ait taze bir gül bahçesi.
Yaprağın yanılgısı adlandırılıyor: dalları kıran kasırgayı kendisine bahçe hazırlayan bir güç sanıyor. Yıkımın adı (“sarsar”, “gusûn-efken”) ile beklentinin adı (“gülşen”) aynı üçlükte karşı karşıya. Kaynakta “Başka” yerine “Bayka” dizilmiş, dokunulmadı.
- 3
Peyrev-i rûzgâr-ı köhne bahar
Olarak bir zaman hevâlarda
Nâşikîbâne etti
1Eskimiş baharın rüzgârına uyup
2bir süre havalarda
3sabırsızca gezinip dolaştı.
Yolculuk başlıyor ama iradeyle değil: yaprak rüzgârın “peyrev”i, ardından gideni. “Köhne bahar” geçip gitmiş mevsimi imliyor, yani rehber de eskimiş. “Nâşikîbâne” sabırsızlığı, “geşt ü güzâr” amaçsız gezinmeyi veriyor; ikisi birlikte savruluşu tarif ediyor.
- 4
Mütesâdif olurdu her yerde
Başka bir 'âlemi gamefzâya
Başka bir ye'se, başka bir derde
1Her yerde rastlardı
2gam artıran başka bir âleme,
3başka bir umutsuzluğa, başka bir derde.
Üç dize aynı kalıba binerek ilerliyor: “başka bir”. Tekrarın işi, yolculuğun her durağının aynı şeyi verdiğini göstermek — âlem değişiyor, gam değişmiyor. “Gamefzâ” niteliği tek bir yere değil bütün dünyaya yayılıyor; yer değiştirmek bir çözüm olmaktan çıkıyor.
- 5
En sonunda düşünce gabrâya
Dedi: - Eyvah, bu ümmîd ile ben
Düştüm aguş-ı hâk-i sevdâya!
1En sonunda toprağa düşünce
2dedi: — Eyvah, bu umutla ben
3sevda toprağının kucağına düştüm!
Düşüş tamamlanıyor ve yaprak konuşmaya başlıyor. “Gabrâ” yeryüzü demek; “âguş-ı hâk-i sevdâ” ise mezarla sevdayı üst üste bindiriyor. İlk üçlükteki umut, yaprağı bahçeye değil toprağın kucağına götürdü: şiirin çevirdiği ilk düğüm bu ters sonuçta duruyor.
- 6
Kıldın âvâre sevgilim beni sen
Ben de şimdi misâl-i
Geçerim bir hevesle her yerden.
1Sevgilim, beni sen avare kıldın;
2ben de şimdi bir sonbahar yaprağı gibi
3bir hevesle her yerden geçip gidiyorum.
Burada şiir alegoriyi bırakıyor: konuşan artık yaprak değil, sevgilisine sitem eden âşık. “Misâl-i berg-i hazân” benzetmesi geriye dönüp önceki beş üçlüğü açıklıyor ve şiirin adı da bu dizeden geliyor. Yaprağın savruluşu, âşığın avareliğinin tarifiymiş.
- 7
Seni gördüm de ey perî, gönlüm
Düştü bir âşıkâne ümmîde
Ta ebed kaldı serseri gönlüm!
1Ey peri, seni görünce gönlüm
2âşıkâne bir umuda düştü;
3gönlüm sonsuza dek serseri kaldı!
Son üçlük başa dönüyor: ilk üçlükteki “şairane ümmîd” burada “âşıkâne ümmîde” dönüşüyor, kafiye de aynı sese bağlanıyor. “Gönlüm” iki dizede kafiyeye giriyor. Şiir bir çözülmeyle değil, süresi belirtilmiş bir çözümsüzlükle kapanıyor: “ta ebed”.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 162647 numaralı sürüm esas alındı; başlık ve imza satırı metne alınmadı. Kaynakta “Başka” yerine “Bayka”, “şairane” yerine “ş'airane” dizilmiş; dizgi hataları düzeltilmedi. Kafiye terza rima halkalarıyla ilerlediği için yirmi bir dize yedi üçlüğe bölündü.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Senin de belki bu gün hatırındadır hâlâ:Cenab Şahabeddin · Sone→
Şiir yaprağı özne yapıyor: yaprak dalından düşmüyor, bir umuda düşüyor. “Hazandîde” — sonbaharı görmüş — yaprağa bir ömür yüklüyor, “meyvebâr” dal ise ardında bıraktığı bolluğu adlandırıyor. Terza rima zincirinin ilk halkası burada kuruluyor.