Hazan şiirleri
7 şiir · 6 şair
Hazan Servet-i Fünûn kuşağının ortak mevsimi, ama bu sayfadaki en eski şiirde henüz bir mevsim bile değil. Recaizade Mahmut Ekrem'in “Ne esti bâd-ı sabâ hod ne nev-bahâr oldu” diye başlayan dört beyitlik gazelinde sonbahar gamın sıfatıdır; bahçeyi boşaltan şeyin gerçek sebebi en sona saklanır ve sevgilinin salınan boyu çıkar.
Cenab Şahabeddin'de hazan doğrudan konu olur, ama manzara her zaman bir itirafın kılıfıdır. “Berg-i Hazân”da dalından kopan yaprak, kendisine başka bir yerde bahçe hazırlandığını sanarak düşer; son üçlüklerde alegori açılır ve konuşanın avare kalmış âşığın kendisi olduğu anlaşılır. “Elhân-ı Hazân” ise ölmekte olan bir mevsimi tarif edip gelecek bahara verilmiş bir sözle kapanır.
Tevfik Fikret güzü mevsim olarak değil, karşısına aldığı bir fail olarak anlatır: “Hazan, hazan... Yine sen, ey remîde fasl-ı hüzal!” Dalları kıran, yaprakları döken bir muhatap vardır ve şiir, kışın her şeyi dondurduğu yerde susmayan bir ağlayışla biter.
Ahmet Hâşim aynı mevsimde bir geleneği kapatır. “Bir gamlı hazanın seherinde” diye başlayan altı dize bülbüle ısrar etmemesini söyler, çünkü söylediği gül ölmüştür. Divan şiirinin en sabit çifti tek hamlede dağıtılır ve yerine başka bir ışık konur.
7 şiir

