Bir verem kızın hasbihâli yahud yâd-ı mâzî
Parlak bir sabah ve gülen gökyüzüyle açılan anlatı, veremli genç kızın geçmiş aşkını hatırlamasıyla giderek karanlıklaşır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bir idi pek hevâ güzeldi
Dünya gülüyor semâ güzeldi
Yer yer oluyordı aşk bârık
Ateşde yüzer idi meşârık
«Ulvî ulvî cihân handan»
Ulviyyet iderdi âlem ilân
Maksadı bugünden istifâde
Dirken giyinüb basid ve sade
Çıktı o zaman ki ben evimden
Çıkmışdı göñül kalem-revimden
Sür'at ile 'azm-i gülşen itdim
Bülbülleri, gülleri şen itdim
Dirken oturub kenâr-ı cûya
Hayran kaldım güzâr-ı cûya
Bir tatlı güzel hayale daldım
Bir 'alem-i bî-me'ale daldım
Pîş ü pesime nigâh itdim
Birdenbire bir de âh itdim
Bir gonca-i nev-bahar oturmuş
Bir dilber-i işvekâr oturmuş
«Karşımda hazin hazin gülümser»
Sân gamla gülüş tecessüm iyler
Bakdı baña 'aşıkâne bakdı
Hâlık sanki cihâna bakdı
Âsaba lerzeler üşürdi
Efkârıma neşveler düşürdi
Didâr-ı beyâz ve behcet-efrûz
Mestâne bakardı asmana
Sân neşve akardı hâk-dâne
Vechinde söner şu'â-ı allah
Tâbiyle söner şu'â-ı allah
Bir nûr medârı-ı temeyyü itmiş?
Bir hande midir tecemmü' itmiş?
Gözler kamaşırdı satvetinden
Aylar dolaşırdı behcetinden
Ârızları mihr ü mâh-ı gül-pûş
Gül lebleri bir hezâr-ı hâmuş
Envâr dogardı çehresinden
Ezhâr düşerdi zühresinden
Ya feyz-i hüdâ cihâna inmiş
Ya -i gülistâna inmiş
o zaman taaşşuk itdim
Bir ahtere ben ta'alluk itdim. ..
Bakdım o da hande, hande giryân
Bildim o da o marazla nâlân
Hayret! Hayret! ne hâlet itdiñ!
Sâfi, sâfi muhabbet itdiñ.
Mâzideki bu sefâlı anda
Sevdaya alıştıgım zamanda
Bir taze çiçek idim rebi'
Bir nazlı melek idim tabi'
Sevda çiçegiydim allah allah
Yerler melegiydim allah allah
Pek sâde libâs 'adetimdi
Ol tevb benim saâdetimdi...
Kalkardım [*] 'ale's-seher yatakdan
Ol demde nişîmenimdi gülşen
Seyreyler idim tulû-ı mihri
Terk eyler idim gumûm-ı dehri
Gezdikce zemîn zemîn hurrem
Bülbüller ile hemîşe hem-dem
Âhengime ibtidâ iderdim
Bülbüllere iktidâ iderdim
Bu hâle güneş de gıbta-keşti
Çünki dil ana hemen bir eşdi
Gittikce füzûn olurdı zevkim
Efzûn oluyordı aşk u şevkim
Pertevler alur idim güneşden
Gitdikce melîh olur idim
Herhâl cihân-ı sefâyı dilken
Dil böyle safâyla müştagilken
Birdenbire 'arz iderdi didâr
Her tavrına cân virdigim yâr
Peygule-güzîn-i bag olurduk
Bir tavr-ı hazin ile kalurdık
Pertevli beyaz kolı elimde
Penbe yumuşak eli elimde
Aguş firaş-ı nâzenim
Bâlîn-i sefâ-yı dil-nişînim
Bir gül koparub baña virirdi
Hüsnümle o nazlı gül erirdi
Bülbül gibi nagmesâz olurduk
Güller gibi handebâz olurduk
Soñ sözleri istimâ' iderdiñ
Birbirimize vedâ' iderdik
Bu bir eser-i sefâ degilmi?
Yâdı- dile değilmi?
Mehtâblı gecelerde irken
Sandalcıgıma biner idim ben
Pertevde yürür yüzer idim âh
Cennetde yürür gezer idim âh
Ol mâh sefânümâ-yı enver
Âfâka döker ziyâlı güller
Âyine olur cihân behişte
Yer yer döner âsman behişte
Gûya ki cihân tebessüm iyler
Yâhud ki sefâ tecessüm iyler
Bir böyle şeb-i sefâda allah!
Bir böyle güzel hevâda allah!
Kevkeblere gıbtares olurdum
Herhalde biñ sefâ billurdum
Mehtâb ile her civâr pür tâb
Gevher gibi ben deñizde şebtâb
Bir hayret ile gezer iken ben
Birden görinüb o nûr u şen
Mutlak aña iyleyüb tesâdüf
Mutlak ana iyleyüb ta'arrüf!
Biñ nükte-i cânla nâz iderdik
Cânlar yakacak niyâz iderdik
Her zevkimizi idince tekmîl
Bir hande idüb vedâ'ı tertîl
Soñra iderdik mekâna 'avdet
Her zevkime dir idim şebâbet
Kim hâbgaha girüb yatardım
Bir şevkime biñ de ben katardım
Rû'yama girdi mutlaka o
Hülyâma irerdi mutlaka o
Rû'yalarımız da aşka dâ'ir
Hayallerimiz de zevk-i tâir
Bir lem' a-i terle leb kızarmış
Bir dem' a-i terle ruh sararmış
Handân uyanurdım irken irken
Dil isteyerek nigârî dirken
Kalkar yine azm-i bag iderdim
Yârimle buluşmaga giderim.
İrken buluşur idi kedersiz
Sevdalı bir er sefâlı bir kız
Rû'yâmızı söyleşir gülerdik
Hulyâmızı söyleşir gülerdik
Esvâtımızı hezâr diñler
Âhengimizi bahar diñler
Heyhât! gelir mi ol zamanlar?
Revnaklı leyâl, o u anlar!
Gitdi o dem-i bahar gitdi
Mâtem dökerek mesâr gitti
Geldi haber-i mezâr geldi
Bir leyle-i gam-nisâr geldi...
Handân olarak ziyâ girîzân
Nalân olarak zalâm rîzân
Bir yanda zalâm dûş-ber-dûş
Üstümde memât cûş-ber-cûş
Bir pisterin olmuşum esîri
Bir şem'acıgıñ da müstenîri
Efsus! O da intifâya meyyâl
Âyâ neden inzivâya meyyâl?
Bîçâreyi iş fedâ mı âyâ Yarim gibi bîvefâ mıdır yâ?
Ay! Söndi. Yazık hayâtı bitdi?
Gitdi 'adem memâta gitdi
Tenhâ kaldım esîr-i zulmet
Sevdalı vü müstenîr-i zulmet
Âfâk-ı cihân semâ siyeh reng
Göñlüm gibide hevâ siyeh reng
'aşkımda sadakatim mü'eyyed
Sıdkımda ise sebât müebbed
Ey 'aşk beni bu hâle koyduñ!
Sevdâzedeyi yidiñ de doyduñ!
Bir anda sefâ-yı bâlim olduñ!
Pertevşiken-i cemâlim olduñ!
Deycûr-u keder fezâ imişsiñ!
Bir mahbes-i pürbelâ imişsiñ{
Bir mâr-ı semûm-u bâr imişsiñ!
Bir ejder-i cân-şikâr imişsiñ!
Bir cism-i garîb garîb yutduñ
Dildârı müebbeden uyutduñ
'Âşıklara iftirâk çokdur
Bîdillere iştiyâk yokdur
Hiç ben anı terk idermiyim ben?
Hiç böyle yola gidermiyim ben?
Başım döniyor tahatturumdan
Fikrim sönüyor tefekküründen
Şiddet buluyor cezâ-yı vicdân
Dehşetleniyor ezâ-yı vicdân
Bu da-ı verem ne müdhiş [**] 'illet
Bir gamla gice kederli devlet...
Ey derd çekil! nedir bu kahrıñ
Eñ ‘azamısın balâyı dehriñ....
Bir nemleye çok değilmi cevriñ?
Sâbitmisin? Âh yokmı devriñ?
Erkek gibi bîvefâ degilsin!
Tâ mevtime dek ezâ-yı dilsiñ!
Şiddet buluyor gidermi? heyhât
Bak hâlime rahm idermi? heyhât!
Allah! baña ‘ iyle
Bir öksüziñi himâyet iyle
Al canımıda nigârı buldır
‘ukbâ boş ise benimle toldır
1Bir sabahtı; hava pek güzeldi.
2Dünya gülümsüyor, gökyüzü güzel görünüyordu.
3Yer yer aşkın şimşekleri çakıyor,
4Doğu ufukları ateş içinde yüzüyordu.
5“Yüce, yüce dünya gülüyor”;
6Bütün âlem yüceliği ilan ediyordu.
7O günden yararlanmak amacıyla
8Sade ve gösterişsiz giyindim.
9Evden çıktığım sırada
10Gönlüm de kendi ülkesinden çıkmıştı.
11Hızla gül bahçesine yöneldim;
12Bülbülleri ve gülleri sevindirdim.
13Derken ırmak kıyısına oturdum;
14Suyun akışına hayran kaldım.
15Tatlı ve güzel bir hayale daldım;
16Anlamsız, bambaşka bir dünyaya daldım.
17Önüme ve arkama baktım;
18Birdenbire derin bir ah çektim.
19Yeni açmış bir bahar goncası oturuyordu;
20İşveli bir güzel oturuyordu.
21“Karşımda üzgün üzgün gülümsüyordu”;
22Sanki kederle gülüş onun yüzünde cisimleşmişti.
23Bana baktı, âşıkça baktı;
24Sanki Yaratıcı dünyaya bakıyordu.
25Sinirlerimi titremeler sardı;
26Düşüncelerime sarhoşluklar düştü.
27Beyaz ve sevinç saçan yüzü
28Gökyüzüne sarhoşça bakıyordu.
29Sanki yeryüzüne neşe akıyordu.
30Yüzünde Tanrı’nın ışını bile sönük kalırdı;
31Onun parlaklığı karşısında ilahî ışık da sönüyordu.
32Bir ışık mı bir araya gelmişti?
33Yoksa bir gülüş mü toplanıp beden bulmuştu?
34Görkeminden gözler kamaşıyor,
35Güzelliğinin çevresinde aylar dönüyordu.
36Yanakları, güllerle örtülü güneş ve ay gibiydi;
37Gül renkli dudakları suskun bir bülbüldü.
38Yüzünden ışıklar doğuyor,
39Parıltısından çiçekler dökülüyordu.
40Ya Tanrı’nın feyzi dünyaya inmişti,
41Ya da gül bahçesinin ışığı yeryüzüne gelmişti.
42Eyvah, işte o zaman âşık oldum;
43Bir yıldıza bağlandım.
44Baktım, o da gülümserken ağlıyordu;
45Onun da aynı hastalıkla inlediğini anladım.
46Hayret! Hayret! Beni ne hâle getirdin!
47Ne duru ve içten bir sevgi yarattın.
48Geçmişteki o sevinçli anda,
49Sevdaya alıştığım zamanda,
50Ben baharın taze bir çiçeğiydim;
51Yaradılışça nazlı bir melektim.
52Sevda çiçeğiydim, Tanrım!
53Yeryüzünün meleğiydim, Tanrım!
54Çok sade giyinmek âdetimdi;
55O tavır benim mutluluğumdu.
56Seher vakti yatağımdan kalkardım;
57O sırada yuvam gül bahçesi olurdu.
58Güneşin doğuşunu seyreder,
59Dünyanın kederlerini geride bırakırdım.
60Yeryüzünde sevinçle dolaştıkça
61Bülbüllerle her zaman arkadaş olurdum.
62Kendi ezgime başlar,
63Bülbüllerin sesini izlerdim.
64Güneş bile bu hâlime imrenirdi;
65Çünkü gönlüm onun tam bir eşiydi.
66Zevkim gittikçe artar,
67Aşkım ve coşkum çoğalırdı.
68Güneşten ışıklar alır,
69Gittikçe daha sevimli olurdum.
70Gönül sevinçli dünyayı dilerken,
71Böyle bir mutlulukla oyalanırken,
72Her tavrına can verdiğim sevgili
73Birdenbire yüzünü gösterirdi.
74Bahçenin tenha bir köşesini seçer,
75Hüzünlü bir tavırla orada kalırdık.
76Işıklı beyaz kolu elimde,
77Pamuk gibi yumuşak eli elimdeydi.
78Kucağım nazlı sevgilinin yatağı,
79Gönül çeken huzurun yastığı olurdu.
80Bir gül koparıp bana verirdi;
81O nazlı gül güzelliğim karşısında erirdi.
82Bülbül gibi ezgiler söyler,
83Güller gibi gülüşürdük.
84Son sözlerimizi dinler,
85Birbirimize veda ederdik.
86Bu, mutluluktan kalan bir iz değil mi?
87Onu anmak gönle eziyet değil mi?
88Mehtaplı geceler geldiğinde
89Küçük sandalıma binerdim.
90Ah, ışığın içinde ilerler ve yüzerdim;
91Ah, cennette yürüyüp dolaşırdım.
92O aydınlık ay sevinci gösterir,
93Ufuklara ışıklı güller dökerdi.
94Dünya cennete ayna olur,
95Gökyüzü yer yer cennete dönüşürdü.
96Sanki bütün dünya gülümsüyor,
97Ya da sevinç cisimleşiyordu.
98Tanrım, böyle huzurlu bir gecede,
99Tanrım, böyle güzel bir havada,
100Yıldızlara imrenir,
101Her durumda bin türlü sevinç bulurdum.
102Mehtapla her yan ışıkla dolardı;
103Ben de denizde cevher gibi gece ışıldardım.
104Şaşkınlık içinde gezerken
105Birden o aydınlık ve neşeli sevgili görünürdü.
106Mutlaka onunla karşılaşır,
107Mutlaka onunla tanışırdım.
108Can alıcı bin nükteli sözle nazlaşır,
109Canlar yakacak yakarışlarda bulunurduk.
110Bütün sevincimizi tamamladıktan sonra
111Bir gülümsemeyle vedayı dile getirirdik.
112Sonra evimize dönerdik;
113Her zevkime “gençlik” derdim.
114Yatağıma girip yatınca
115Bir coşkuma ben de binini katardım.
116O mutlaka rüyama girer,
117Mutlaka hülyama erişirdi.
118Rüyalarımız da aşkla ilgiliydi;
119Hayallerimiz de uçucu bir zevk taşırdı.
120Taze bir parıltıyla dudak kızarır,
121Taze bir damlayla yüz sararırdı.
122Erken uyanınca gülümserdim;
123Gönül sevgiliyi isterken adını söylerdim.
124Yine kalkıp bahçeye yönelir,
125Sevgilimle buluşmaya giderdim.
126Kedersizce buluşurdu iki kişi:
127Sevdalı bir delikanlı ile mutlu bir kız.
128Rüyamızı anlatıp gülüşür,
129Hülyamızı anlatıp gülüşürdük.
130Seslerimizi bülbül dinler,
131Ezgimizi bahar dinlerdi.
132Ne yazık! O zamanlar geri gelir mi?
133O parlak geceler, sabahlar ve anlar!
134O bahar zamanı gitti;
135Sevinç, ardından matem saçarak gitti.
136Mezar haberi geldi;
137Keder yağdıran bir gece geldi.
138Işık, gülümseyerek kaçtı;
139Karanlık, inleyerek her yana yayıldı.
140Bir yanda karanlık omuz omuza yükseldi;
141Üstümde ölüm dalga dalga coştu.
142Bir yatağın tutsağı olmuşum;
143Küçük bir mumun ışığıyla aydınlanıyorum.
144Yazık! O da sönmeye yöneliyor;
145Acaba neden bir köşeye çekilmek istiyor?
146Zavallıyı feda etmek mi gerek; yoksa o da sevgilim gibi vefasız mı?
147Ah, söndü! Yazık, hayatı bitti mi?
148Yokluğa, ölüme gitti.
149Karanlığın tutsağı olarak yalnız kaldım;
150Sevdalı ve ışığa muhtaç bir karanlıktayım.
151Dünyanın ufukları, gökyüzü kara renkte;
152Hava da gönlüm gibi kara renkte.
153Aşkımdaki bağlılığım kanıtlanmıştır;
154Doğruluğumdaki kararlılığım sonsuzdur.
155Ey aşk, beni bu hâle sen koydun!
156Sevdaya düşmüş beni yiyip de doydun!
157Bir anda gönlümün sevinci oldun;
158Sonra güzelliğimi kırıp dağıttın.
159Meğer sen kederin karanlık göğüymüşsün;
160Belalarla dolu bir hapishaneymişsin.
161Zehir taşıyan bir yılanmışsın;
162Can avlayan bir ejderhaymışsın.
163Garip bir varlığı acımasızca yuttun;
164Sevgiliyi sonsuza dek uyuttun.
165Âşıklar için ayrılık çoktur;
166Gönülsüzlerde ise özlem yoktur.
167Ben onu hiç terk eder miyim?
168Hiç böyle bir yola gider miyim?
169Onu hatırladıkça başım dönüyor;
170Onu düşündükçe zihnim sönüyor.
171Vicdan cezası gittikçe ağırlaşıyor;
172Vicdan azabı dehşet veriyor.
173Bu verem derdi ne korkunç bir hastalıktır;
174Kederli geceyi yalnız bir gam bile ağır bir devlete çevirir.
175Ey dert, çekil! Bu eziyetin nedir?
176Dünya belalarının en büyüğü sen misin?
177Bir karıncaya ettiğin eziyet fazla değil mi?
178Hep kalacak mısın; ah, senin de sonun yok mu?
179Bir erkek gibi vefasız değilsin;
180Ölümüme dek gönlüme eziyet edeceksin.
181Şiddeti artıyor; geçip gider mi? Ne yazık!
182Hâlime bakıp acır mı? Ne yazık!
183Tanrım, bana yardım et;
184Bir öksüzünü koru.
185Canımı al da sevgiliyi buldur;
186Öte dünya boşsa benimle doldur.
Metnin kaynağı
Şiir, bağlı kaynakta Cenab Şahabeddin adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.
Atıf kanıtını aç ↗Metin, Türkçe Vikikaynak'taki 11 sabit sayfa revizyonundan birleştirilmiştir (oldid: 89805, 98465, 98466, 98467, 89797, 89798, 89794, 166886, 89876, 89877, 166887). Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bir cedde-i müsinne titrek, zebûn eliyleCenab Şahabeddin · Şiir→
Parlak bir sabah ve gülen gökyüzüyle açılan anlatı, veremli genç kızın geçmiş aşkını hatırlamasıyla giderek karanlıklaşır. Bahçe, akarsu, gonca ve sevgili imgeleri kaybedilmiş canlılığın ölçüsüdür; finalde ölüm, sevgiliye kavuşma ve ahirette korunma isteği iç içe geçer.