Dilberâ İşimi Zâr Etmek Neden
Âşık, bir zamanlar yakın olduğu sevgilinin kendisinden utanmasına, rakibi seçmesine ve onu aşk ateşinde yalnız bırakmasına “ben ne yaptım?” sorusuyla karşı çıkar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Dilberâ işimi zâr etmek neden ben neyledim
Başıma dünyâyı dar etmek neden ben neyledim
1Ey güzel, beni perişan etmek neden; ben ne yaptım?
2Dünyayı başıma dar etmek neden; ben ne yaptım?
- 2
Senin ile geçinirken bir zaman
Şimdi aşnalığa âr etmek neden ben neyledim
1Seninle bir zamanlar içtenlikle geçinirken
2Şimdi tanışlığımızdan utanmak neden; ben ne yaptım?
Geçmişteki rahat yakınlık ile bugünkü utanma yan yana getirilir. Değişen sevgilinin tavrı, ayrılığı yalnız duygusal değil, ortak geçmişi inkâr eden toplumsal bir kırılma yapar.
- 3
Gâhice bu derdimendin ismini yâdeylesen
Bu harâbe gönlümü lûtfunla âbâd eylesen
1Arada bir bu dertlinin adını ansan,
2Bu yıkık gönlümü lütfunla bayındır etsen;
Adın ara sıra anılması ve yıkık gönlün onarılması dileği küçük ama belirgin bir barış teklifi taşır; sevgilinin tek lütfu, viraneyi yeniden yaşanır kılabilecek güçtedir.
- 4
Yalvarır idim benim hâtırcığım şâdeylesen
Tâ bu denlu çevri kâretmek neden ben neyledim
1Yalvarırdım, benim de gönlümü sevindirsen.
2Bunca eziyet edip yıkmak neden; ben ne yaptım?
Gönlü sevindirme yalvarışı hemen ardından “bunca eziyet” hesabına döner. Rica ile sitemin aynı birimde buluşması, âşığın umut ile kırgınlık arasında gidip geldiğini gösterir.
- 5
Ben sanurdum leblerindir hasteye dâr-ü-şifâ
Düşeli aşkına cânâ sürmedim bir dem sefâ
1Ben, dudaklarının hastaya şifa evi olduğunu sanırdım;
2Aşkına düşeli, ey sevgili, bir an rahat yüzü görmedim.
Dudak, hastaya şifa veren bir kurum gibi düşünülür; fakat aşk başladıktan sonra huzur kalmaz. Böylece iyileştirmesi beklenen güzellik, hastalığın doğrudan kaynağına dönüşür.
- 6
Çünki rahmetmeyicektin hey cefâkâr bîvefâ
Yâ benim gönlüm etmek neden ben neyledim
1Madem acımayacaktın, ey zalim vefasız,
2Benim gönlümü avlamak neden; ben ne yaptım?
Sevgilinin baştan merhamet etmeyecek olması, gönlün avlanmasını gereksiz bir zulüm gibi gösterir. “Av” imgesi, âşığın bilerek ele geçirilip sonra sahipsiz bırakıldığı duygusunu keskinleştirir.
- 7
Ey cenânım tâ ezelden sana oldum mübtelâ
Kimsenin başına gelmesin mahabbet bir belâ
1Ey canım, ta ezelden beri sana tutuldum;
2Sevgi bir bela olarak kimsenin başına gelmesin.
Ezelden gelen bağlılık, sevginin geçici bir heves olmadığını bildirir; hemen ardından aşkın kimseye gelmemesi dileği, en köklü sadakatin bile nasıl ağır bir belaya döndüğünü açar.
- 8
Ben senin sâdık kulunken yoluna ey dilrübâ
Rakîbi kendine yâr etmek neden ben neyledim
1Ben senin yolunda sadık bir kulken, ey güzel,
2Rakibi kendine sevgili etmek neden; ben ne yaptım?
Anlatıcı kendisini sadık kul, rakibi ise seçilmiş sevgili konumunda görür. Bu hiyerarşik tersine dönüş, yalnız terk edilmeyi değil, sadakatin değersizleştirilmesini sorgular.
- 9
Bu gönül pervâne veş yanmakta aşkın nârına
Bir gül içün andelîbin bak fiğan ü zârına
1Bu gönül, pervane gibi aşkının ateşinde yanıyor;
2Bir gül uğruna bülbülün feryadına bak.
Pervane ile bülbül aynı aşk yangınında buluşur: biri ateşe yanar, öteki tek gül için inler. İki geleneksel imge, gönlün hem bedenini hem sesini tüketen acıyı birlikte taşır.
- 10
Bu Ömer müştâk olaldan hüsnünün gülzârına
Bî vefâ yerimi hâk etmek neden ben neyledim
1Bu Ömer, güzelliğinin gül bahçesine özlem duyduğundan beri
2Ey vefasız, yerimi toprak etmek neden; ben ne yaptım?
Mahlaslı kapanış, Ömer’in güzellik bahçesine duyduğu özlemi ölüm ve toprağa düşme tehdidiyle sonuçlandırır; şiirin yinelenen sorusu burada en ağır karşılığını bulur.
Metnin kaynağı
Ergun’un Âşık Ömer dizisinde basılı No. 389; gövdede görünür Ömer mahlası doğrulandı.
Atıf kanıtını aç ↗Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri, Sadeddin Nüzhet Ergun, 1936; basılı No. 389; PDF 309–310; 10 birim/20 dize. Görünür Ömer mahlası ve kanıt kaydı korunmuştur; tarama yeniden dağıtılmaz.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
İlk soru, sevgilinin verdiği acıyı açıklanamaz bir cezaya dönüştürür; dünyayı daraltan davranışın karşısında anlatıcı, kendi suçunu boşuna arar ve hesap ister.