Niçe Feryāda Varā Nālelerüm Āh Saña
Feryadını işitmeyen sevgiliyi taş gönüllülükle suçlayan gazel, güzelliğin geçiciliğini hatırlatır; rakibin yakınlığından yanan Mihrî sonunda Yusuf bakışıyla gençleşen Züleyha imgesine sığınır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Niçe feryāda varā nālelerüm āh saña
Niçe bir ʿarz ideyüm hālümi her gāh saña
1İniltim daha ne kadar feryada dönüşecek, ah sana!
2Hâlimi sana her vakit daha ne kadar anlatacağım?
- 2
İşidüp bülbül'i şeydā meger āh'ı seherüm
Çagırup derd ile dir āh beni vāh saña
1Çılgın bülbül galiba seher âhımı işitti;
2dert içinde bağırıp ‘bana ah, sana vah’ diyor.
Bülbül âşığın seher sesini tekrar eden yankıya dönüşür. Onun ‘âh’ ve ‘vâh’ ünlemleri anlamlı cümleden çok acının sesidir; konuşucunun kişisel yakınması bahçeye yayılır ve başka bir canlının ağzında toplu feryat hâlini alır.
- 3
hüsn'i sermāyesi elden gidicek bir gün ola
Bildüre etdügini sevdügüm Allāh saña
1Güzellik sermayen bir gün elinden gidince
2sevgilim, Allah yaptığını sana bildirsin.
Güzellik ‘sermaye’ diye anılarak tükenen dünyevî bir servet sayılır. Konuşucu bugün kendisine yönelen davranışı açıklayamayan sevgilinin, güzelliği geçince kendi yaptığını görmesini ister; hükmün faili âşık değil Allah'tır ve dize karşılık ya da ceza biçimini ayrıca belirtmez.
- 4
Gün yüzüñ burc'ı şeref üzre tulūʿ etdügiçün
Giceler subha degin ta ki kalur māh saña
1Güneş yüzün şeref burcunda doğduğu için
2ay geceleri sabaha kadar sana kalır.
Yüz güneşe, bulunduğu yer göksel bir şeref burcuna dönüşür. ‘Tulûʿ etdügiçün’ bağlacı geceyi bu doğuşun sonucu sayar; ayın gece boyunca sevgilinin yanında kalışı, gök cisimlerini de onun çevresinde bekleyen varlıklar gibi düşündürür.
- 5
Ḫāk ider bu dil'i miskīni yakub
Bile yanuñda rakīb olalı hem-rāh saña
1Kıskançlık ateşi bu zavallı gönlü yakıp kül eder;
2rakip yanında sana yoldaş olduğundan beri.
Gönül ‘hâk’, yani toprak edilir: yanmanın sonucu acı değil, geriye kalan külün kendisidir. ‘Olalı’ eki yangına başlangıç tarihi verir ve onu rakibin yoldaşlığından beri süren bir hâle çevirir. Yakınlık rakibe hareket alanı açarken âşığın iç dünyasını ortadan kaldırır.
- 6
Nice sengīn dil imişsin ki es̲er itmedi hiç
ʿĀşık'ı şūrīdeler āhı seher gāh saña
1Ne kadar taş gönüllüymüşsün ki
2çılgın âşıkların seher vakti âhı sana hiç etki etmedi.
Seher âhı gelenekte kabul ve tesir umudu taşır, fakat sevgilinin gönlü taşa benzetildiği için bu ses içeri işlemez. ‘Nice’ sözü ilk beyitteki süre sorusundan şaşkınlığa döner; sorun feryadın azlığı değil muhatabın geçirimsizliğidir.
- 7
Nev-cevān etdi Züleyhā gibi Mihrī seni ʿışk
kılalı lutf ile Yūsuf nazarın şāh saña
1Aşk seni Züleyha gibi yeniden gençleştirdi, ey Mihrî;
2şah sana Yusuf gibi lütufla bakalı beri.
Son beyit yakınmayı diriliş imgesiyle kapatır. Yusuf'un bakışıyla gençleşen Züleyha anlatısı, sevgilinin bir nazarını zamanın yıkımını tersine çevirecek güçte gösterir; feryat boyunca esirgenen karşılık burada umut edilen lütfa dönüşür.
Metnin kaynağı
147717 numaralı sabit sürümdeki yedi beyit çeviri yazı işaretleriyle korundu; eser sahibi Mihrî Hatun, kaynak OTAP arşiv kopyasıdır. Üçüncü dizedeki küçük harfle başlayan ‘hüsn'i’, son beyitteki küçük ‘kılalı’ ve kaynak ayırıcıları sessizce düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Tebârekallah eger dilber ise ancak olaMihrî Hatun · Gazel→
İki soru uzun süren cevapsızlığı ölçer: inleme artık feryada varmış, hâl defalarca sunulmuştur. ‘Niçe’ tekrarı yalnız miktarı değil tükenmiş sabrı bildirir; sevgilinin sessizliği karşısında sözün şiddeti artmasına rağmen sonuç değişmez.