Ol İlm-i Hikmetten Haber Almıyan
Redifi “ne minnet” olan bir öğüt nefesi. Her dörtlük bir uyarı sıralar — bilmeyenin dâra gitmesi, fırsatın elden kaçması, sırrın yada söylenmesi — ve hepsini aynı sözle kapatır: minnet edilecek bir şey yok.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ol ilm-i hikmetten haber almıyan
GÖtürdüler dâra seni ne
Gülün koncanın kadrini bilmeyen
Âhırı karışır kâra ne
1Şu hikmet ilminden haber almayan
2Seni dâra götürdüler, ne minnet
3Gülün goncanın değerini bilmeyen
4Sonunda karaya karışır, ne minnet
- 2
Fırsat elde iken kurtar postunu
Farkedegör düşmanını dostunu
Bir gün bürür kara toprak üstünü
Eziyet çekersin zâra ne
1Fırsat elindeyken postunu kurtar
2Düşmanını dostunu ayırt etmeye bak
3Bir gün kara toprak üstünü bürür
4Eziyet çekersin, inlemeye ne minnet
“Post kurtarmak” bugün bir deyimdir ama nefeste dervişin postu da işin içindedir; kurtarılacak olan hem can hem makamdır. Üçüncü dize acelenin sebebini verir: toprak bir gün üstü bürür. “Farkedegör” kalıbı emirle rica arasında bir kip kurar, öğüdü buyruk olmaktan çıkarır.
- 3
Deli gönül şu ağyardan farırsa
verip ikrarında durursa
Eğer senin meylin Hak'ka varırsa
Çağırınca yetişir çare ne
1Deli gönül şu ağyardan vazgeçerse
2İkrar verip ikrarında durursa
3Eğer senin meylin Hakk'a varırsa
4Çağırınca çare yetişir, ne minnet
Üç dize üst üste şart kipiyle kurulur: farırsa, durursa, varırsa. Ortadaki “ikrar verip ikrarında durmak” Bektaşî yolunun temel şartıdır — söz vermek yetmez, sözde durmak gerekir. Dördüncü dize karşılığı söyler: şartlar tutarsa çare çağrıldığı anda gelir. Kaynakta “farırsa” bozuk dizilmiş.
- 4
Cahil ile meyil katma hoyrata
Gizli sırlarını söyleme yada
Tamunun ateşi oddan ziyade
Başına buz yağar kara ne
1Cahille, hoyratla gönül bağı kurma
2Gizli sırlarını yabancıya söyleme
3Cehennemin ateşi ateşten de beterdir
4Başına kara buz yağar, ne minnet
Dörtlük kimlerden uzak durulacağını sayar: cahil, hoyrat, yad. Sır saklama uyarısı bu şairin başka nefeslerinde de merkezdedir. Üçüncü dize cehennemi kendi malzemesiyle ölçer, ateşini “oddan ziyade” bulur; dördüncüsü ateşin karşısına buzu koyar ve iki uçlu bir azap resmi çıkarır.
- 5
Er Mustafa'm sözün atma yabana
Yatacak yer gerek bu şirin cana
Cehdet meylini ver mâh-i tâbana
Sen âşık olursan yâre ne
1Er Mustafa'yım, sözünü yabana atma
2Bu tatlı cana yatacak bir yer gerek
3Çabala, gönlünü parlayan aya ver
4Sen âşık olursan yâre ne minnet
Mahlas burada “Er Mustafa'm” biçimindedir; “er” Bektaşî dilinde yola girmiş, erginlenmiş kişidir ve şair kendini o sıfatla anar. “Mâh-i tâbân”, parlayan ay, sevgilinin yüzünün klasik karşılığıdır. Son dize redifin anlamını tersine çevirir: âşık olana yâr minnet ettirmez.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 163101 numaralı sürüm esas alındı; metin Bektaşî Şairleri ve Nefesleri derlemesinin 328–329. sayfalarından aktarılmış. Sayfa başındaki “-8-” sıra işareti metne alınmadı. Dizgi hataları korundu: ikinci dizede “GÖtürdüler” büyük harf hatasıyla, üçüncü dörtlükte “farırsa” bozuk dizilmiş. “Çağırınca yetişir çare ne minnet” dizesi on iki hecedir, öbürleri on birer; kaynakta öyle dizili. Mahlas dizesindeki italik işaretleri atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Mürşidlik da’vâsın kılanKul Mustafa · Nefes→
Redif “ne minnet” bütün nefesin tonunu belirler: sıralanan her felaketin ardından bir omuz silkme gelir, çünkü sebebini bilen minnet altında kalmaz. İlk iki dize bilgisizliği doğrudan dâra bağlar; sonraki ikisi aynı şeyi bir çiçekle söyler — goncanın kadrini bilmeyen kendini karada bulur.