Şu'le-bâr oldı göñülde hançer-i âzâr hayf
Nâmık Kemal'in “hayf” redifli gazeline yazılmış altı bentlik bir tahmîs; her bendin ilk üç dizesi Ekrem'in. Otuz dizenin her bendi aynı yakınma sesiyle kapanır; sevgilinin kirpiği hançer, gözü kurban bağı, kılıcı da yaranın merhemi olur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
oldı göñülde hançer-i âzâr hayf
Cân u dil sûz-ı sitemle oldı hayf
Ye's edip çeşm-i ümîdi nâ-çâr hayf
Görmedi gönlümce hüsnün dîde-i hûn-bâr hayf
İtdi hayretle tecellî tûr-ı dilde yâr hayf
1Yazık, incitme hançeri gönülde alev saçtı;
2yazık, can ve gönül sitemin yangınıyla ateş tarlasına döndü;
3yazık, ümitsizlik çaresizce ümit gözünü karartıp bıraktı;
4yazık, kan döken gözüm güzelliğini gönlümce göremedi;
5yazık, yâr gönül Tûr'unda hayretle tecellî etti.
- 2
Dâmeninden eksik olmaz hûn-ı dil peykânınıñ
Hâne-i dildir mekânı hançer-i müjgânınıñ
Haddi yok pâyânı yoktur gerçi kim ihsânınıñ
Zulm ile bağlar o hûnî çeşmini kurbânınıñ
Can alır bir lâhzavermez fırsat-ı dîdâr hayf
1Kirpik okunun temreninin eteğinden gönül kanı eksik olmaz;
2kirpik hançerinin mekânı gönül evidir;
3gerçi ihsanının haddi yok, sonu yok.
4O kan dökücü, kurbanının gözünü zulümle bağlar;
5yazık, can alır da bir an yüz görme fırsatı vermez.
Bent adım adım bir kurban sahnesi kuruyor: kirpik oku, hançer, akan kan, gözü bağlanan kurban. Ortadaki “ihsân” dizesi bir ironi olarak duruyor — sınırsız olan şey bağış değil, eziyetin kendisi. Kaynakta “lâhzavermez” bitişik dizilmiş; kelime sonlarındaki nazal n'ler de olduğu gibi bırakıldı.
- 3
Cevr ile zindân-ı mihnettir derûnum rûhuma
Eylemem şekvâ yine ben dilber-i memdûha
Bir nigâh etmek de yok mu bu dil-i meşrûha
Sanma bakmaz şefkatinden sîne-i meşrûha
-i lûtfun esirger bizden ol gaddâr hayf
1Eziyet yüzünden içim ruhuma bir mihnet zindanıdır;
2övülmeye değer dilberden yine de şikâyet etmem;
3bu yarılmış gönle bir bakış bile yok mu?
4Şefkatinden yarılmış sineye bakmaz sanma:
5yazık, o gaddar lütuf bakışını bizden esirger.
Bendin kafiyesi -ûha üzerinde yürürken ilk dize “rûhuma” ile örgünün dışına düşüyor; kaynaktaki bu aksaklık düzeltilmedi. “Meşrûh” yarılmış demek ve iki dizede üst üste geliyor: gönül ile sine aynı yarayı paylaşıyor. Bütün bendin istediği şey tek bir bakış; yakınma da o bakışın esirgenmesinden doğuyor.
- 4
Dûr olub evvel göñülden kayd-ı cân hırmân ile
Çâk çâk olsun tenim tîg-ı gam-ı devrân ile
Dil esîr-i mihnet olsun firkat-i cânân ile
Şöyle bî-tâb et ilâhî cismimi hicrân ile
Kim desin gördükçe hâlim yâr hayf agyâr hayf
1Önce can kaydı mahrumiyetle gönülden uzaklaşsın;
2bedenim devran gamının kılıcıyla parça parça olsun;
3gönül, cânandan ayrılıkla mihnetin esiri olsun.
4İlâhî, bedenimi hicranla öyle takatsiz kıl ki
5hâlimi gören yâr da yazık, ağyar da yazık desin.
Bent baştan sona istek kipiyle yürüyor: âşık kendi yıkımını madde madde sıralayarak dua ediyor. Kemal'in kapanışı yakınmayı seyirciye devrediyor — hem sevgili hem rakip aynı kelimeyi söylüyor, böylece redif şiirin ağzından çıkıp başkalarının diline geçiyor ve “hayf” bir tanıklık sözü oluyor.
- 5
Şerh-i hâlim gamze-i ser-mest-i pür-hâbındadır
Merhem-i zahm-ı derûnum tîg-ı pür-tâbındadır
-yı cism-i za'îfim mevc-i zehr-âbındadır
Haste-i aşkım hayâtım çeşm-i bî-tâbındadır
Derd-i dil mühlik tabîb-i derd-i dil bîmâr hayf
1Hâlimin şerhi, uykuya doymuş mest gamzesindedir;
2iç yaramın merhemi, onun parlak kılıcındadır;
3zayıf bedenimin ilacı, zehirli suyunun dalgasındadır.
4Aşk hastasıyım; hayatım onun takatsiz gözündedir.
5Yazık, gönül derdi öldürücü, gönül derdinin hekimi de hasta.
Dört dize de “-ındadır” ile bitip bir yer işaret ediyor: derdin şerhi, merhemi, ilacı ve hayatın kendisi hep sevgilinin bir uzvunda duruyor. Yaranın merhemi kılıçta olunca hekimle hastalık aynı elde toplanıyor; Kemal'in kapanışı bunu iki yarım cümlelik bir teşhise indiriyor: derman ölümcül, hekim de yatalak.
- 6
Eyledi bir zerre Ekrem dâg-ı sînemden bürûz
Kıldı yekser âlemi dûzah gibi pür-tâb u sûz
Âh u zâra vakfolup bî-çâre dil her şâm u rûz
Eyledi îkaz nâlem fitne-i haşrı henûz
Olmadı çeşm-i ümîdim Nâmıkâ hayf
1Ekrem, sinemdeki yaradan bir zerre kadarı belirdi;
2âlemin tamamını cehennem gibi kızgın ve yanık kıldı.
3Çaresiz gönül her gece gündüz âh ile inlemeye adandı;
4iniltim şimdiden kıyamet fitnesini uyandırdı.
5Yazık ey Nâmık, ümit gözüm bir türlü uyanmadı.
Bendin son iki dizesi uyanma fiili üzerinde dönüyor: inilti kıyameti uyandırabiliyor ama ümidin gözünü uyandıramıyor. Zerreden bütün âleme geçen ölçek büyümesi tahmîsin baştan beri yaptığı işin özeti gibi. İki mahlas yine aynı bentte: Ekrem ilk dizede, Nâmık kapanışta.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142811 numaralı sürüm esas alındı; Nağme-i Seher'in Tahmîs-i Gazeller bölümünden. Sayfa adı kitabın fihrist maddesi olduğu için başlık olarak matla dizesi kullanıldı. Metnin başındaki “Tahmîs-i Gazeller” ve “Tahmîs-i gazel” satırları alınmadı; mahlaslar dizenin içinde geçtiği için korundu, “* Ekrem *” ve “* Nâmıkâ *” yazımlarının yıldızları atıldı. Otuz dize beşer dizelik altı bende bölündü; her bendin son iki dizesi tahmîs edilen gazele ait ve son bentteki “Nâmıkâ” hitabı temel metnin Nâmık Kemal'in olduğunu gösteriyor. İmlâsına dokunulmadı: bitişik dizilmiş “lâhzavermez”, nazal n'li “göñülde”, “peykânınıñ”, “müjgânınıñ”, “ihsânınıñ”, “kurbânınıñ” yazımları ile üçüncü bendin ilk dizesinde kafiye örgüsünün dışına düşen “rûhuma” olduğu gibi bırakıldı. Matla dizesi kalıbın bir hece altında.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
“Hayf” redifi beş dizenin beşini de aynı sesle kapatarak bir yakınma zinciri kuruyor: her cümle bittiği yerde aynı iç çekişe düşüyor. Ekrem'in eklediği üç dizede yangın, Kemal'in beytinde bakış var; Tûr ile tecellî sevgiliyi Mûsâ kıssasının ışığına oturtuyor, “hayret” de o kıssanın kelimesi. Kaynakta ilk dize kalıbın bir hece altında.