Tâmât/Güzel Bir Rü'ya
Bahar ve ışıkla kurulan rüya bahçesinde sevgili, gökyüzü ile su arasında parlayan erişilmez bir varlık olarak belirir. Konuşan yaklaştığında görüntü dereye çekilir; uyanış, coşkulu tabiat sahnesinin arzu tarafından kurulmuş geçici bir hayal olduğunu açığa çıkarır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gûyâ ki dem-i bahâr gelmiş
Avân-ı safâ-nisâr gelmiş
1Sanki bahar vakti gelmiş
2Sevinç saçan zaman gelmiş
- 2
Dünyada nişîmenim çemenmiş
Üşkûfelerim de yâsemenmiş
1Dünyadaki yuvam çimenlikmiş
2Çiçeklerim de yaseminmiş
2. beyit: “Dünyada nişîmenim çemenmiş” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Çimenlik yuva ile yasemin çiçekleri özel bir barınma alanı çizer; konuşanın “benim” dediği yer, rüya içindeki huzurun sahiplenilmiş fakat kırılgan merkezidir.
- 3
Bir sâhil-i neşve-zâda durdum
Bir cây-ı safâ-fezâda durdum
1Neşe veren bir kıyıda durdum
2Ferahlık veren bir yerde durdum
3. beyit: “Bir sâhil-i neşve-zâda durdum” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Neşe veren kıyı ile ferahlık veren yer eş anlamlı iki duruş noktasıdır; tekrar, henüz hareket etmeyen konuşanın çevresindeki mutluluğu dikkatle sınamasını sağlar.
- 4
Mahzûn u melûl cihâna baktım
Bir kerre de âsümâna baktım
1Hüzünlü ve kederli dünyaya baktım
2Bir kez de gökyüzüne baktım
4. beyit: “Mahzûn u melûl cihâna baktım” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Hüzünlü dünyaya bakışın ardından gökyüzüne çevrilen göz, aşağı ile yukarıyı karşılaştırır; rüyanın coşkusu, konuşanın taşıdığı kederi bütünüyle silmez.
- 5
Etrafımı sarmış almış
Âgûşuma serpilirdi
1Ağaçlar çevremi sarıp sarmalamış
2Çiçekler kucağıma serpilirdi
5. beyit: “Etrafımı sarmış almış eşcâr” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Ağaçların çevreyi sarması ve çiçeklerin kucağa serpilmesi, manzarayı seyredilen uzaktan görüntü olmaktan çıkarır; tabiat doğrudan bedene yaklaşan bir çevreye dönüşür.
- 6
Şiddetle eserdi bâd-ı tâze
gelirdi ihtizâze
1Taze rüzgâr şiddetle eserdi
2Ağaçlar titreşirdi
6. beyit: “Şiddetle eserdi bâd-ı tâze” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Şiddetli taze rüzgârın ağaçları titreştirmesi, sakin bahçeye ilk hareketi getirir; titreyiş ilerideki ürkme ve uyanma anlarının tabiat içindeki erken yankısıdır.
- 7
Bir yanda kucaklaşırdı
Bir yerde uzaklaşırdı
1Ağaçlar bir yanda kucaklaşırdı
2Ağaçlar başka bir yerde birbirinden uzaklaşırdı
7. beyit: “Bir yanda kucaklaşırdı eşcâr” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Ağaçların bir yerde kucaklaşıp başka yerde uzaklaşması, yakınlık ile ayrılığı aynı sahnede gösterir; sevgiliye yaklaşma ve onu yitirme çizgisi daha görünmeden hazırlanır.
- 8
Gökler gibi yer parıldıyordu
Cûlar taşarak şarıldıyordu
1Yer, gökler gibi parlıyordu
2Dereler taşıp şarıldıyordu
8. beyit: “Gökler gibi yer parıldıyordu” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Gökler gibi parlayan yer ve taşarak şarıldayan dereler ışıkla sesi birleştirir; rüya mekânı hem görülen hem işitilen yoğun bir canlılık kazanır.
- 9
Göklerde şihâb olurdu tâir
Yerlerde feriştelerdi sâir
1Göklerde kayan yıldızlar uçuşurdu
2Yeryüzünde melekler dolaşırdı
9. beyit: “Göklerde şihâb olurdu tâir” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Gökte kayan yıldızlar ile yerde dolaşan melekler yukarı ve aşağı yönleri yer değiştirir; olağan dünyanın sınırları bu dikey hareketle rüya mantığına açılır.
- 10
saçarak gelirdi
Dünyalara serpilirdi
1Güneş ışık saçarak gelirdi
2Güneşin ışığı dünyalara serpilirdi
10. beyit: “Pertev saçarak gelirdi hurşîd” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Işık saçarak gelen güneşin dünyalara serpilmesi tek bir gök cismini çoğalan bir aydınlığa dönüştürür; “gelmek” ve “serpilmek” fiilleri ışığı canlılaştırır.
- 11
Envâr dökerdi hâk-dâne
Elvân saçılırdı âsümâne
1Işıklar toprağa dökülürdü
2Renkler gökyüzüne saçılırdı
11. beyit: “Envâr dökerdi hâk-dâne” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Işıkların toprağa dökülmesi ve renklerin göğe saçılması ters yönlü iki akıştır; yeryüzü ile gökyüzü, birbirine madde ve renk taşıyan ortak bir yüzey hâline gelir.
- 12
Birden ateşe dalardı âlem
yarıldı derdi âdem
1Âlem birden ateşe dalardı
2İnsan, güneş yarıldı sanırdı
12. beyit: “Birden ateşe dalardı âlem” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Âlemin ateşe dalmasıyla güneşin yarıldığı sanısı, güzelliği tehlikeli bir parlaklığa yükseltir; hayranlık, bir an için felaket görüntüsüne yaklaşır.
- 13
Gûyâ ki nüzûl eder melâik
Yâhut ki suûd eder mehâlik
1Sanki melekler iniyordu
2Yahut tehlikeler yükseliyordu
13. beyit: “Gûyâ ki nüzûl eder melâik” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Meleklerin inişi ile tehlikelerin yükselişi birbirine karşıt iki ihtimaldir; konuşan, gördüğü olağanüstü hareketi kutsallık mı yoksa tehdit mi diye ayıramaz.
- 14
Bir velvele-i azâb içinde
Bin nâle-i ıztırâb içinde
1Bir azap uğultusu içinde
2Bin acı iniltisi içinde
14. beyit: “Bir velvele-i azâb içinde” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Azap uğultusu ve bin acı iniltisi, önceki ışık şöleninin işitsel karanlık yüzünü açar; çoğalan sesler rüyanın huzurlu bahçesini sıkıntılı bir eşiğe taşır.
- 15
Bir fikr-i safâ-meâle daldım
Emvâc-ı hayâl içinde kaldım
1Ferahlığa ulaşan bir düşünceye daldım
2Hayal dalgaları içinde kaldım
15. beyit: “Bir fikr-i safâ-meâle daldım” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Ferahlığa ulaşan düşünce ile hayal dalgalarında kalmak aynı iç hareketi iki yönden anlatır; zihin hem rahatlamaya yönelir hem de görüntülerin akışına teslim olur.
- 16
Birdenbire âh yârı gördüm
Ol dilber-i cân-şikârı gördüm
1Birden sevgiliyi gördüm
2O can avlayan dilberi gördüm
16. beyit: “Birdenbire âh yârı gördüm” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Sevgilinin birden görünmesi, uzun tabiat hazırlığının odak noktasını açık eder; “can avlayan” nitelemesi güzelliğin çekiciliğiyle taşıdığı tehlikeyi birlikte verir.
- 17
Sevdâlı bulutlara bürünmüş
Pertevler ile bana görünmüş
1Aşk yüklü bulutlara bürünmüştü
2Işıkların içinde bana görünmüştü
17. beyit: “Sevdâlı bulutlara bürünmüş” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Aşk yüklü bulutlara bürünen sevgili ışıklar içinde seçilir; beden ile hava arasındaki sınır bulanıklaşırken görünüş, maddi kişiden çok parlak bir belirtiye dönüşür.
- 18
Gûyâ ki muhabbet-i mücessem!
Rûyunda safâ-yı dil müressem!
1Sanki sevginin cisimleşmiş hâliydi
2Yüzünde gönül ferahlığı resmedilmişti
18. beyit: “Gûyâ ki muhabbet-i mücessem!” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Sevginin cisimleşmesi ve gönül ferahlığının yüzde resmedilmesi, soyut duyguları görünür bedene taşır; rüya sevgiliyi bir kişinin ötesinde anlam taşıyan şekil olarak kurar.
- 19
Karşımda hafif hafif gülerdi
Gâyetle zarif zarif gülerdi
1Karşımda usulca gülerdi
2Son derece zarif biçimde gülerdi
19. beyit: “Karşımda hafif hafif gülerdi” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Usulca ve son derece zarif gülüş, önceki uğultu ile ateşin karşısına ölçülü bir hareket koyar; iki dizenin dereceli tekrarı bakışın ayrıntıya yaklaşmasını sağlar.
- 20
dökülür dudaklarından
düşer yanaklarından
1Dudaklarından ışık dökülürdü
2Yanaklarına güneş vururdu
20. beyit: “Pertev dökülür dudaklarından” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Dudaktan dökülen ışık ile yanağa vuran güneş, yüzün iki bölümünü ayrı aydınlatır; sözün çıktığı yer ve bakışın toplandığı yüz aynı parlaklık alanında birleşir.
- 21
Âlem kızarır melâhatinden
Eflâk yanardı humretinden
1Dünya onun güzelliğiyle kızarırdı
2Gökler kızıllığıyla yanardı
21. beyit: “Âlem kızarır melâhatinden” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Dünyanın güzellikle kızarması, göklerin kızıllıkla yanmasına büyür; sevgilinin yüzündeki renk, önce çevreyi sonra bütün evreni etkileyen bir ateş gibi yayılır.
- 22
Saçlar dağınıktı bir elinde
Bir ebr-i safâ-bâr belinde
1Saçları bir elinde dağınıktı
2Belinde sevinç yağdıran bir bulut vardı
22. beyit: “Saçlar dağınıktı bir elinde” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Dağınık saç ve beldeki sevinç yağdıran bulut, bedeni gök olaylarıyla süsler; düzensizlik ile bereket aynı figürde toplanarak rüyanın görsel aşırılığını artırır.
- 23
Gûyâ ki ziyâ tecessüm etmiş
Yâhut ki semâ tebessüm etmiş
1Sanki ışık beden kazanmıştı
2Yahut gökyüzü gülümsemişti
23. beyit: “Gûyâ ki ziyâ tecessüm etmiş” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Işığın beden kazanması ve gökyüzünün gülümsemesi iki ayrı açıklama denemesidir; konuşan, gördüğünü ne insan biçimine ne de kozmik harekete tek başına sığdırabilir.
- 24
Bir lahzada titretir cihânı
Bir nazrada oynatır cihânı
1Bir anda dünyayı titretirdi
2Bir bakışta dünyayı oynatırdı
24. beyit: “Bir lahzada titretir cihânı” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Bir anda dünyayı titretmek ile tek bakışta oynatmak zaman ve hareketi sıkıştırır; sevgilinin en küçük jesti evren ölçeğinde sonuç veren bir kuvvet olarak abartılır.
- 25
Bir gamzesi bin şihâbı muhtır
İndimde melek melek bu mehdir
1Bir yan bakışı bin yıldız kaymasını hatıra getirirdi
2Benim gözümde bu ay yüzlü sevgili bir melekti
25. beyit: “Bir gamzesi bin şihâbı muhtır” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Yan bakışın yıldız kaymalarını hatırlatması, ay yüzlü sevgiliyi melek sayan kişisel hükme bağlanır; göksel benzetmeler artık konuşanın açık değerlendirmesine dönüşür.
- 26
Bir nûr mu bu semâdan inmiş!
Hayret! Ne kadar da dil-nişînmiş!
1Bu, gökten inmiş bir nur muydu?
2Hayret, ne kadar gönle işleyenmiş!
26. beyit: “Bir nûr mu bu semâdan inmiş!” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Gökten inmiş nur sorusu ile gönle işleyen güzellik karşısındaki hayret, görüntünün kaynağını belirsiz bırakır; soru ve ünlem, aklın hayranlığa yetişemediğini gösterir.
- 27
Pîşimde bu dil-rübâ tecellî
Ettikçe bulurdu cân tesellî
1Bu gönül alan sevgili önümde göründükçe
2Can teselli bulurdu
27. beyit: “Pîşimde bu dil-rübâ tecellî” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Gönül alan sevgili önünde belirdikçe can teselli bulur; görünüş tekrarlanan bir iyileşme hareketidir, fakat huzur bütünüyle sevgilinin görünür kalmasına bağlıdır.
- 28
Oldukça da rû-nümâ bu hâlet
Kalsın mı dil-i safâda tâkat
1Bu hâl belirginleştikçe
2Ferah gönülde dayanma gücü kalır mıydı?
28. beyit: “Oldukça da rû-nümâ bu hâlet” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Görüntü belirginleştikçe ferah gönülde dayanma gücünün kalmaması paradoks kurar; teselli veren güzellik aynı zamanda duyguyu taşıyamayacak kadar yoğunlaştırır.
- 29
Bin hâl o dem tahayyül ettim
Ol şûha biraz temâyül ettim
1O anda bin bir hâl hayal ettim
2O cilveli güzele biraz yöneldim
29. beyit: “Bin hâl o dem tahayyül ettim” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Bin bir hâli hayal etmekten cilveli güzele yönelmeye geçiş, iç düşünceyi dış harekete çevirir; konuşan artık yalnız seyretmez, arzusunun yönünü bedeniyle izler.
- 30
Tâ yanına dek ettim
Yerden sürüne sürüne gittim
1Yanına kadar yaklaştım
2Yerde sürüne sürüne ilerledim
30. beyit: “Tâ yanına dek takarrüb ettim” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Yanına yaklaşma isteği yerde sürünerek ilerlemeye dönüşür; alçalma ve yavaşlık, sevgilinin üstün konumunu ve konuşanın mesafeyi kapatmak için harcadığı çabayı gösterir.
- 31
Âgûşuna atlamaktı fikrim
Esrârını anlamaktı fikrim
1Kucağına atılmayı düşünüyordum
2Sırlarını anlamayı düşünüyordum
31. beyit: “Âgûşuna atlamaktı fikrim” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Kucağa atılma düşüncesi ile sırları anlama arzusu bedensel yakınlığı bilgi isteğiyle birleştirir; rüya kişisi hem sevgiliye dokunmak hem de görüntünün anlamını çözmek ister.
- 32
Gördü beni de etti
Peygûle-i ihtifâya gitti!
1Beni görünce ürktü
2Saklanacağı bir köşeye çekildi
32. beyit: “Gördü beni de tevahhuş etti” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Sevgilinin konuşanı görünce ürküp saklanacağı köşeye çekilmesi, yaklaşmanın karşılıksız olduğunu açık eder; hareket, hayranlığı karşılıklı bir yakınlık gibi okumayı engeller.
- 33
Birdenbire cûybâra girdi!
Yaldız saçarak amâka erdi
1Birden dereye girdi
2Yaldız saçarak derinlere ulaştı
33. beyit: “Birdenbire cûybâra girdi!” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Birden dereye girip yaldız saçarak derinlere ulaşması, sevgiliyi yeniden tabiatın içine çözer; ışık yüzeyde kalırken beden suyun görünmez katmanına çekilir.
- 34
Heyhât! Gurûb ederce gitti
Etrafta da sürûr bitti!
1Ne yazık, batar gibi uzaklaştı
2Çevredeki bütün sevinç sona erdi
34. beyit: “Heyhât! Gurûb ederce gitti” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Batar gibi uzaklaşma ile çevredeki sevincin bitmesi eş zamanlıdır; sevgilinin kaybı yalnız konuşanın duygusunu değil, rüya bahçesinin bütün canlılığını söndürür.
- 35
Aşk âlihesi ne işve-perver!
Sevdâ meleği ne şanlı dilber!
1Aşk tanrıçası ne cilveliymiş!
2Sevda meleği ne görkemli bir sevgiliymiş!
35. beyit: “Aşk âlihesi ne işve-perver!” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Aşk tanrıçası ve sevda meleği nitelemeleri görüntüyü iki ayrı kutsal figürle büyütür; cilve ile görkem, erişilemeyen sevgilinin son değerlendirmeleri olur.
- 36
Bir lerziş ile olunca bîdâr
Bildim ki hayâl imiş o dildâr
1Bir titremeyle uyanınca
2O sevgilinin bir hayal olduğunu anladım
36. beyit: “Bir lerziş ile olunca bîdâr” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Titremeyle uyanış, baştaki ağaç titreşimini bedende tamamlar; son dize sevgilinin hayal olduğunu bildirirken yaşanan duygunun etkisini ortadan kaldırmaz.
Metnin kaynağı
Şiir, bağlı kaynakta Cenab Şahabeddin adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.
Atıf kanıtını aç ↗Metin, Türkçe Vikikaynak'ın 142956 numaralı sabit revizyonuna bağlıdır. Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Zemîn; zemîn geçiyor feyz-i pür-celâl-i seher?..Cenab Şahabeddin · Beş bentli şiir→
1. beyit: “Gûyâ ki dem-i bahâr gelmiş” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Bahar vaktinin ve sevinç saçan zamanın birlikte gelmesi, rüyayı takvimden çok duygusal bir açılış olarak kurar; iki dize aynı ânın doğa ile ruh üzerindeki etkisini çoğaltır.