DDizegâhDijital şiir arşivi
Manzume · 20. yüzyıl

Yağmur

Yağmurun cama vuruşuyla açılıp aynı vuruşla kapanan bir manzara şiiri. Aradaki beyitler kararan göğü, boşalan sokağı, yalınayak bir çocuğu ve bir hatırayı sıralar; tasvir gitgide görmeden işitmeye kayar ve son bentte yağmur aynı kalırken ona bakan göz değişir.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Küçük, , darbeler

    Kafeslerde, camlarda

    Olur dembedem , nagme-saz

    Kafeslerde, camlarda

    Küçük, , darbeler...

    1Küçük, tekdüze, ürkek vuruşlar

    2kafeslerde, camlarda titreyiş dolu

    3durmadan ağıt yakar, ezgi söyler

    4kafeslerde, camlarda titreyiş dolu

    5küçük, tekdüze, ürkek vuruşlar...

    Beş dizelik açılış bir ayna gibi kurulmuş: birinci ile beşinci, ikinci ile dördüncü dize birebir aynı, ortada tek başına duran dize ise sesin ne yaptığını söylüyor. Yapının kendisi damlanın tekrarını taklit ediyor; şiir daha ilk bentte anlattığı şeye dönüşüyor.

  2. 2

    Sokaklarda seylabeler ağlaşır

    Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;

    1Sokaklarda sel suları ağlaşır

    2ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;

    Yatay ve dikey iki hareket birleşiyor: sular sokakta yayılırken ufuk üstten iniyor. “Yaklaşır” üç kez tekrarlanıp dizeyi doldurunca mesafenin kapanışı okurun kulağında da yaşanıyor; sıkışma tasvir edilmiyor, işittiriliyor.

  3. 3

    Bulutlar karardıkça zerrata bir

    Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir;

    1Bulutlar karardıkça zerrelere bir

    2ağır, can çekişen dalgalanma gelir;

    Şair yağmuru damla olarak değil “zerrat” olarak, yani havanın en küçük parçacıkları olarak görüyor. Bu parçacıklara yüklenen sıfat ise “muhtazır”: can çekişen. Böylece hava durumu tasviri sessizce bir ölüm sahnesine kayıyor.

  4. 4

    Bürür bir soğuk, gölge etrafı hep,

    Numayan olur gündüzün .

    1Bir soğuk, bir gölge her yanı sarar,

    2gündüz vaktinde gece yarısı görünür olur.

    Beytin işi ışığı geri almak: önce soğuk ile gölge geliyor, sonra gündüzün ortasında gece yarısı beliriyor. “Gündüzün” ile “nısf-ı şeb” aynı dizede yan yana durunca bozulan yalnız hava değil, zamanın kendisi oluyor.

  5. 5

    Söner şimdi, manzur olurken demin

    Hayulası karşımda bir alemin.

    1Şimdi söner, demin görünür olan

    2bir âlemin hayaleti karşımda.

    Devrik kuruluş görüntüyü de tersine diziyor: önce sönüş bildiriliyor, sönenin ne olduğu bir dize sonra söyleniyor. Zaten görünen de bir âlem değil, bir âlemin “hayulâ”sı; yağmur dış dünyayı bir nesneden bir tasavvura indirmiş.

  6. 6

    Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere;

    Bakıldıkça vahşet çöker yerlere.

    1Ne bir yüz açılır, ne bir pencere;

    2bakıldıkça yerlere bir vahşet çöker.

    İki dize de olumsuzlukla çalışıyor: açılmayan yüz, açılmayan pencere. İkinci dizede özne insan değil vahşet oluyor ve bakma eylemi bakanın aleyhine dönüyor; baktıkça manzara aydınlanmıyor, bakılan yer kararıyor.

  7. 7

    Geçer boş sokaktan, hayalet gibi,

    İtaban u puşide-ser bir sabi;

    1Boş sokaktan hayalet gibi geçer,

    2koşarak, başı örtülü bir çocuk;

    Boş sokaktaki tek canlı, başı örtülü ve aceleyle geçen bir çocuktur; hayalete benzetilir. Kaynağın ‘İtaban’ biçimi günümüz Türkçesinde bağlamın gerektirdiği koşma hareketiyle açılır, fakat özgün dize değiştirilmez ve tanık sorunu saklanmaz.

  8. 8

    O dem leyl-i yadımda, solgun, tebah,

    Surur bir kadın bir rıda-yı siyah

    1O an hatıramın gecesinde, solgun, harap,

    2bir kadın siyah bir örtü sürükler

    Dış manzara hatıranın gecesine geçer: solgun ve harap bir görüntüde siyah örtü sürükleyen kadın belirir. Kaynaktaki ‘Surur’ biçimi özgünde korunur; modern cümlede eylem ‘sürükler’ diye ihtiyatla tamamlanır.

  9. 9

    Saçaklarda kuşlar -hazindir bu pek! -

    Susarlar, uzaktan ulur bir köpek.

    1Saçaklarda kuşlar — bu pek hazindir! —

    2susarlar, uzaktan bir köpek ulur.

    Şair kendi tasvirini bölüp yorumluyor; tirelerle ayrılmış bu ünlem şiirdeki tek doğrudan duygu beyanı. Susan kuşlarla uluyan köpek arasındaki karşıtlık da sessizliği bastırmıyor, tersine duyulur hâle getiriyor.

  10. 10

    Öter guş-ı ruhumda boş bir ,

    Boğuk bir tezad-ı sukun u tanın;

    1Ruhumun kulağında boş bir inilti öter,

    2sessizlikle çınlamanın boğuk bir çelişkisi;

    Ses artık dışarıda değil, ruhun kulağında. “Tezâd-ı sükûn u tanîn” tamlaması şiirin bütün işitme mantığını özetliyor: sessizlik ile çınlama aynı anda duyuluyor ve bu imkânsız birliktelik “boğuk” sıfatıyla mümkün kılınıyor.

  11. 11

    Küçük, pür heves, gevherin katreler

    Sokaklarda, damlarda

    Olur muttasıl , nağme-saz

    Sokaklarda, damlarda

    Küçük, pür heves, gevherin katreler...

    1Küçük, hevesli, inci gibi damlalar

    2sokaklarda, damlarda titreyiş dolu

    3aralıksız ağıt yakar, ezgi söyler

    4sokaklarda, damlarda titreyiş dolu

    5küçük, hevesli, inci gibi damlalar...

    Kapanış açılışın kalıbını olduğu gibi kullanıp kelimelerini değiştiriyor: “muttarid, muhteriz” yerine “pür heves, gevherîn”, “kafeslerde” yerine “sokaklarda”. Ürkeklik hevese, cam arkası sokağa dönüşüyor; yağmur aynı yağmur, değişen ona bakan gözün hâli.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 152994 numaralı sürüm esas alındı; Rübâb-ı Şikeste'nin Yağmur sayfası. Sayfanın başındaki “Çokdilli Vikikaynak 'ta bu metni Osmanlıca olarak okuyabilirsiniz.” yönlendirme satırı alınmadı; geriye yirmi sekiz dize kaldı. Bu dizgide şapkalar bütünüyle atılmış (“numayan”, “guş”, “sabi”) ve iki kelime bozuk: on yedinci dizedeki “İtaban” şitâbân (koşarak), on dokuzuncu dizedeki “Surur” ise sürür (sürükler) olmalı. İkisi de düzeltilmedi. Yirminci dizedeki tireler ve satır sonundaki boşluk da kaynakta olduğu gibi bırakıldı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirBalıkçılar
- Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder
Tevfik Fikret · Manzume

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

muttarid

tekdüze, hep aynı aralıkla yinelenen

muhteriz

ürkek, çekingen

pür ihtizaz

titreyişle dolu

nevha-ger

ağıt yakan

seylabe

sel suyu

nısf-ı şeb

gece yarısı

hayula

belirsiz gölge, hayalet

enin

inilti