Yağmur
Yağmurun cama vuruşuyla açılıp aynı vuruşla kapanan bir manzara şiiri. Aradaki beyitler kararan göğü, boşalan sokağı, yalınayak bir çocuğu ve bir hatırayı sıralar; tasvir gitgide görmeden işitmeye kayar ve son bentte yağmur aynı kalırken ona bakan göz değişir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Küçük, , darbeler
Kafeslerde, camlarda
Olur dembedem , nagme-saz
Kafeslerde, camlarda
Küçük, , darbeler...
1Küçük, tekdüze, ürkek vuruşlar
2kafeslerde, camlarda titreyiş dolu
3durmadan ağıt yakar, ezgi söyler
4kafeslerde, camlarda titreyiş dolu
5küçük, tekdüze, ürkek vuruşlar...
- 2
Sokaklarda seylabeler ağlaşır
Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;
1Sokaklarda sel suları ağlaşır
2ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;
Yatay ve dikey iki hareket birleşiyor: sular sokakta yayılırken ufuk üstten iniyor. “Yaklaşır” üç kez tekrarlanıp dizeyi doldurunca mesafenin kapanışı okurun kulağında da yaşanıyor; sıkışma tasvir edilmiyor, işittiriliyor.
- 3
Bulutlar karardıkça zerrata bir
Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir;
1Bulutlar karardıkça zerrelere bir
2ağır, can çekişen dalgalanma gelir;
Şair yağmuru damla olarak değil “zerrat” olarak, yani havanın en küçük parçacıkları olarak görüyor. Bu parçacıklara yüklenen sıfat ise “muhtazır”: can çekişen. Böylece hava durumu tasviri sessizce bir ölüm sahnesine kayıyor.
- 4
Bürür bir soğuk, gölge etrafı hep,
Numayan olur gündüzün .
1Bir soğuk, bir gölge her yanı sarar,
2gündüz vaktinde gece yarısı görünür olur.
Beytin işi ışığı geri almak: önce soğuk ile gölge geliyor, sonra gündüzün ortasında gece yarısı beliriyor. “Gündüzün” ile “nısf-ı şeb” aynı dizede yan yana durunca bozulan yalnız hava değil, zamanın kendisi oluyor.
- 5
Söner şimdi, manzur olurken demin
Hayulası karşımda bir alemin.
1Şimdi söner, demin görünür olan
2bir âlemin hayaleti karşımda.
Devrik kuruluş görüntüyü de tersine diziyor: önce sönüş bildiriliyor, sönenin ne olduğu bir dize sonra söyleniyor. Zaten görünen de bir âlem değil, bir âlemin “hayulâ”sı; yağmur dış dünyayı bir nesneden bir tasavvura indirmiş.
- 6
Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere;
Bakıldıkça vahşet çöker yerlere.
1Ne bir yüz açılır, ne bir pencere;
2bakıldıkça yerlere bir vahşet çöker.
İki dize de olumsuzlukla çalışıyor: açılmayan yüz, açılmayan pencere. İkinci dizede özne insan değil vahşet oluyor ve bakma eylemi bakanın aleyhine dönüyor; baktıkça manzara aydınlanmıyor, bakılan yer kararıyor.
- 7
Geçer boş sokaktan, hayalet gibi,
İtaban u puşide-ser bir sabi;
1Boş sokaktan hayalet gibi geçer,
2koşarak, başı örtülü bir çocuk;
Boş sokaktaki tek canlı, başı örtülü ve aceleyle geçen bir çocuktur; hayalete benzetilir. Kaynağın ‘İtaban’ biçimi günümüz Türkçesinde bağlamın gerektirdiği koşma hareketiyle açılır, fakat özgün dize değiştirilmez ve tanık sorunu saklanmaz.
- 8
O dem leyl-i yadımda, solgun, tebah,
Surur bir kadın bir rıda-yı siyah
1O an hatıramın gecesinde, solgun, harap,
2bir kadın siyah bir örtü sürükler
Dış manzara hatıranın gecesine geçer: solgun ve harap bir görüntüde siyah örtü sürükleyen kadın belirir. Kaynaktaki ‘Surur’ biçimi özgünde korunur; modern cümlede eylem ‘sürükler’ diye ihtiyatla tamamlanır.
- 9
Saçaklarda kuşlar -hazindir bu pek! -
Susarlar, uzaktan ulur bir köpek.
1Saçaklarda kuşlar — bu pek hazindir! —
2susarlar, uzaktan bir köpek ulur.
Şair kendi tasvirini bölüp yorumluyor; tirelerle ayrılmış bu ünlem şiirdeki tek doğrudan duygu beyanı. Susan kuşlarla uluyan köpek arasındaki karşıtlık da sessizliği bastırmıyor, tersine duyulur hâle getiriyor.
- 10
Öter guş-ı ruhumda boş bir ,
Boğuk bir tezad-ı sukun u tanın;
1Ruhumun kulağında boş bir inilti öter,
2sessizlikle çınlamanın boğuk bir çelişkisi;
Ses artık dışarıda değil, ruhun kulağında. “Tezâd-ı sükûn u tanîn” tamlaması şiirin bütün işitme mantığını özetliyor: sessizlik ile çınlama aynı anda duyuluyor ve bu imkânsız birliktelik “boğuk” sıfatıyla mümkün kılınıyor.
- 11
Küçük, pür heves, gevherin katreler
Sokaklarda, damlarda
Olur muttasıl , nağme-saz
Sokaklarda, damlarda
Küçük, pür heves, gevherin katreler...
1Küçük, hevesli, inci gibi damlalar
2sokaklarda, damlarda titreyiş dolu
3aralıksız ağıt yakar, ezgi söyler
4sokaklarda, damlarda titreyiş dolu
5küçük, hevesli, inci gibi damlalar...
Kapanış açılışın kalıbını olduğu gibi kullanıp kelimelerini değiştiriyor: “muttarid, muhteriz” yerine “pür heves, gevherîn”, “kafeslerde” yerine “sokaklarda”. Ürkeklik hevese, cam arkası sokağa dönüşüyor; yağmur aynı yağmur, değişen ona bakan gözün hâli.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 152994 numaralı sürüm esas alındı; Rübâb-ı Şikeste'nin Yağmur sayfası. Sayfanın başındaki “Çokdilli Vikikaynak 'ta bu metni Osmanlıca olarak okuyabilirsiniz.” yönlendirme satırı alınmadı; geriye yirmi sekiz dize kaldı. Bu dizgide şapkalar bütünüyle atılmış (“numayan”, “guş”, “sabi”) ve iki kelime bozuk: on yedinci dizedeki “İtaban” şitâbân (koşarak), on dokuzuncu dizedeki “Surur” ise sürür (sürükler) olmalı. İkisi de düzeltilmedi. Yirminci dizedeki tireler ve satır sonundaki boşluk da kaynakta olduğu gibi bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
- Bugün açız yine evlatlarım, diyordu pederTevfik Fikret · Manzume→
Beş dizelik açılış bir ayna gibi kurulmuş: birinci ile beşinci, ikinci ile dördüncü dize birebir aynı, ortada tek başına duran dize ise sesin ne yaptığını söylüyor. Yapının kendisi damlanın tekrarını taklit ediyor; şiir daha ilk bentte anlattığı şeye dönüşüyor.