Yollar
Akşamda kimsesizleşen yolları, insan ümidinin hayalî tapınaklarına uzanan sessiz çizgiler olarak izleyen uzun bir serbest müstezat. Tek sözcüklük dizelerle uzun dizelerin nöbetleşmesi bakışı manzara içinde durdurup yeniden yürütür; yıldızların suya inişiyle açılan umut, gecenin gelişiyle gölgeye kapanır ve yolculuk tamamlanmadan, erişme arzusu askıda bırakılır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bir lamba hüzniyle
Kısıldı altın ufuklarda akşamın güneşi;
Söndü göllerde aks-i girye-veşi
Gecenin âvdet-i sükuniyle
1Bir lambanın hüznüyle
2akşam güneşi altın ufuklarda kısıldı;
3gözyaşına benzeyen yansıması göllerde söndü
4gecenin sessizliği geri dönerken.
- 2
Yollar
Ki gider kimsesiz, , ebedi,
Yollar
Hep birer oldu
Akşamın sine-i gubârında.
1Yollar,
2kimsesiz, boş ve sonsuza dek giden yollar,
3yollar
4birer suskun çizgi oldu
5akşamın tozlu göğsünde.
Yollar sözcüğü iki kez tek başına dize olur; ilki bir ilgi cümleciğine (Ki gider...), ikincisi doğrudan yükleme bağlanır, yani aynı ad iki ayrı sözdizimsel görevi üstlenir. Yanına dizilen üç sıfat yolu hem sahipsiz hem boş hem sonsuz kılar. Sonunda yol bir hatta indirgenir ve akşamın tozlu göğsüne yazılmış bir işarete dönüşür.
- 3
Onlar
Hangi bir belde-i hayale gider,
Böyle sessiz ve kimsesiz şimdi?
1Onlar
2hangi hayal ülkesine gider
3şimdi böyle sessiz ve kimsesiz?
Ad bırakılıp zamire geçilir: yollar artık Onlardır ve şiir ilk kez soru kipine döner. Varış yeri coğrafi bir yer değil belde-i hayal olduğu için yolculuğun ucu doğrulanamaz hale gelir. Şimdi zarfı soruyu geçmişe değil konuşmanın anına bağlar; sessizlik ve kimsesizlik burada bir gözlem değil, cevapsız kalan bir merak olur.
- 4
Ve yine bir -i hayal esiyor;
Bu dalları bîtab ü bîmecal uyutur.
Sonra eyler giyâhı nâlende,
Sonra âgûş-u ufk içinde ölür...
1Bitkin
2ve ürkek bir hayal soluğu yine esiyor;
3bu soluk dalları güçsüz ve dermansız uyutuyor.
4Sonra otları inletiyor,
5sonra ufkun kucağında ölüyor...
Özne değişir: yürüyen yol değil, esen bir soluktur. İki sıfat, meftûr ile muhterîz, dize başına ayrı ayrı düşürülerek esinti daha başlamadan yorgun ilan edilir. Yinelenen Sonra bu soluğun ömrünü üç aşamada verir: önce dalları uyutur, sonra otları inletir, sonra ufkun kucağında ölür. Rüzgâr aynı geçişte hem susturucu hem konuşturucudur.
- 5
Ey kalb!
Seni öldürmesin bir sâye-i şeb,
İşte bir dest-i sâhir ü mahfî
Sana nûr-ı nücûmu indirdi.
1Ey kalp!
2Bir gece gölgesi seni öldürmesin;
3işte gizli ve büyücü bir el
4yıldızların ışığını sana indirdi.
Söz manzaradan çevrilip doğrudan kalbe seslenir; ünlem ve dilek kipi tabloyu bir yakarışa dönüştürür. Tehdit bir gece gölgesidir, ona karşı çıkarılan güç ise görünmeyen, büyücü bir eldir. Yıldız ışığı bakılan bir şey olmaktan çıkıp yukarıdan aşağı indirilen bir armağan gibi verilir; kurtarıcı hamle böylece dışarıdan ve gizlice gelir.
- 6
Kuruldu işte, mesâfât içinde, lâl-i
Bütün -i hiss ü -i hulyâ
Bütün -i mechule-i ümmîd-i beşer...
1İşte uzaklıklar içinde akşamın lal taşı kuruldu,
2bütün duygu ve hayal tapınakları,
3insan ümidinin bütün bilinmeyen tapınakları...
Meâbid üç dizede üst üste yinelenir, ama her seferinde başka bir tamlayan alır: önce his, sonra hulya, en sonunda insan ümidinin bilinmezliği. Sıralama tapınakları somuttan meçhule doğru taşır. Akşam kızıllığı lâl taşıyla adlandırılınca gökyüzü de uzaklıkta kurulan bu yapının malzemesi sayılır ve manzara bir mimarî sahneye çevrilir.
- 7
Gurûb içinde bir eşkâl-i bîhudud-ı zehep
Zücâc-ı san'at ü fikretle yükselirler hep;
Büyük denizlere benzer eteklerinde sükût,
Sükût-ı namütenâhi, sükût-ı namahdût,
1Gün batımında altından, sınırsız biçimler
2sanat ve düşüncenin camıyla hep yükseliyor;
3eteklerindeki sessizlik büyük denizlere benziyor:
4sonsuz sessizlik, sınırsız sessizlik.
Tapınakların gereci sayılır: altın biçimler ve zücâc-ı san'at ü fikret, yani sanatla düşüncenin camı. Böylece yükselen yapı göksel değil insan elinden çıkma bir üretim olur. Son iki dizede sessizlik önce büyük denizlere benzetilir, ardından iki eşanlamlı sıfatla yinelenir; ölçüsüzlük, sözcüğün kendi tekrarıyla kulağa duyurulur.
- 8
Bir el
Derîçelerde bir altın ziya yakıp indi,
Aktı âb-ı sükûta yıldızlar
Bütün sular zehebî lerzelerle işlendi.
1Bir el
2pencerelerde altın bir ışık yakıp indi;
3yıldızlar sessizliğin suyuna aktı,
4bütün sular altın titreyişlerle işlendi.
Az önce görünmeyen el şimdi tek sözcüklük bir dizeye yerleşir ve somut bir iş yapar: küçük pencerelerde altın bir ışık yakıp iner. Ardından yön tersine döner, yıldızlar suya akar. Suyun aldığı hâl için seçilen işlendi fiili doğaya değil zanaate aittir; gökle su arasındaki geçiş, kakma ya da dokuma işi gibi anlatılır.
- 9
Tâ öteden
Şimdi zer gözleriyle tâ öteden
Gam-ı ervâhı vecde davet eder
Bütün -i mechule-i ümid-i beşer.
1Ta öteden,
2şimdi altın gözleriyle ta öteden,
3ruhların hüznünü coşkuya çağırıyor
4insan ümidinin bütün bilinmeyen tapınakları.
Tâ öteden önce yalnız başına, sonra genişletilmiş bir dize olarak iki kez söylenir; uzaklık yaklaşmadan, yalnız yinelenerek büyütülür. Tapınaklara zer göz verilince bakılan yapı bakan bir varlığa dönüşür. Yüklem ise ortadan kaldırmayı değil çağırmayı bildirir: ruhların gamı silinmez, vecde davet edilir.
- 10
Bütün -i vecdin soluk ilaheleri
Birer birer iniyor, gözlerinde rüyalar;
Dudaklarında ziyâdâr ve muhteriz titrer
Akşamın buse-i huzû-eseri.
1Coşku tapınaklarının bütün solgun tanrıçaları
2gözlerinde rüyalarla birer birer iniyor;
3dudaklarında ışıklı ve ürkekçe titriyor
4akşamın huzur veren öpücüğü.
Tapınaktan bu kez tanrıçalar iner ve birer birer deyişi kalabalığı sayılabilir bir sıraya böler. Bakış yüzün iki ayrıntısında durur: gözde taşınan rüyalar, dudakta titreyen ışık. Akşam burada bir vakit adı olmaktan çıkıp dudağa bırakılmış, huzur bırakan bir öpücük olarak nesneleşir; soyut zaman, dokunulur bir ize indirgenir.
- 11
Soluk ve gölgeli simalarında reng-i
Nakşeder bir teheyyüc-i rüya:
Biri yorgun bakar,
Biri bir gölge meşy ü gâşyile
Miyâh-ı râkideye samt ü hâb içinde akar;
Biri bir erganûn-ı eb'âdı
Dinliyor gölgelerde ser-bezemin,
Biri altın gözüyle, güya ki,
Sana ey kalb-i müphem ü bâkî
´´Gel!´´ diyor.
1Solgun ve gölgeli yüzlerine akşamın rengi
2bir rüya heyecanı çiziyor:
3biri yorgun, “sema-yı lâle”ye bakıyor;
4biri gölge gibi, yürüyüp kendinden geçerek
5durgun sulara sessizlik ve uyku içinde akıyor;
6biri uzaklıkların orgunu
7gölgelerde başı yere eğik dinliyor;
8biri altın gözüyle sanki
9sana, ey belirsiz ve kalıcı kalp,
10“Gel!” diyor.
İki nokta üst üste tek bir sıralamayı açar ve dört kez yinelenen Biri bir tablo kurar: bakan, akan, dinleyen ve çağıran tanrıçalar. İlk üçü duyuları paylaşır — görme, hareket, işitme — ve hepsi manzaranın içinde erir. Dördüncüsü ise yönünü değiştirip doğrudan konuşanın kalbine döner; tırnak içindeki tek sözcüklük Gel! bütün sıralamayı bir davete bağlar ve uzaktaki tapınağı ilk kez seslenen bir muhatap yapar.
- 12
Lakin
İniyor
İşte leylin zalâm-ı bîdâdı...
1Fakat
2iniyor
3işte gecenin acımasız karanlığı...
Üç dizenin üçü de kısadır, ilk ikisi tek sözcüktür; Lakin bağlacı başlı başına bir dize olunca dönüş söylenmeden önce biçimle duyurulur. Az önce tanrıçalara ait olan iniyor fiili bu kez karanlığa devredilir. Aynı hareket, kaynağı değişince armağan olmaktan çıkıp zulme, zalâm-ı bîdâda dönüşür.
- 13
Yollar
Ah ey kimsesiz giden yollar,
Yolların ey sükût-ı hüzn-eseri,
Bugünün inmeden şeb-i kederi,
-i emel ü histe sönmeden bu ziya,
Ölmeden onların ilaheleri,
Ah gitmez mi, kimsesiz, sessiz
Yollar,
Ah gitmez mi hatt-ı sâkitiniz,
Şimdi zer gözleriyle, tâ öteden
Tâ öteden
Gam-ı ervâhı vecde davet eden
Uzak -i pür-nûr-ı vecd ü rüyaya
Ki câbecâ kapıyor bâb-ı va'dini sâye.
1Yollar,
2ah, ey kimsesiz giden yollar;
3ey yolların hüzün bırakan sessizliği,
4bugünün keder gecesi inmeden,
5arzu ve duygu tapınaklarında bu ışık sönmeden,
6onların tanrıçaları ölmeden,
7ah, gitmez mi kimsesiz ve sessiz
8yollar;
9ah, gitmez mi suskun çizginiz,
10şimdi altın gözleriyle ta öteden,
11ta öteden,
12ruhların hüznünü coşkuya çağıran
13uzak, ışık dolu coşku ve rüya tapınaklarına;
14gölge, onların vaat kapısını yer yer kapatırken?
Son bent şiirin başındaki Yollar hitabına döner, ama artık her yinelemede bir Ah taşır. Üç -meden ulacı bir zaman sınırı çizer: gece inmeden, ışık sönmeden, tanrıçalar ölmeden. İki kez sorulan Ah gitmez mi cümlesi cevapsız bırakılır; dilek, gidişin gerçekleşmesi değil gidebilir olmasıdır. Kapanışta gölge vaat kapısını câbecâ, yani yer yer kapatır, böylece istek ne tümüyle reddedilir ne de yerine getirilir.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'ın 140720 numaralı sabit revizyonundaki poem gövdesi bütünüyle esas alındı; eser başlığı şablonu ve kategoriler dışarıda bırakıldı. 67 dolu dizenin sırası ve tarihî yazımı korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
KalbimAhmet Hâşim · manzume→
Bent, gökteki batışı ev içinden bir hareketle ölçer: güneş kısıldı denir, sanki bir lambanın fitili indirilmiştir. Gölde titreyen yansıma girye-veş, yani ağlayışa benzer sayılınca sönüş bir gözyaşı sahnesine çevrilir. Yüklem özneden önce gelir, zaman tümleci ise en sona atılarak akşamın çöküşü cümlenin kendi sırasında yavaşlatılır.