Şeyhî kimdir?
Şeyhî, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ne göre asıl adı Yûsuf Sinâneddîn olan, Kütahya'da doğmuş ve hekimlikle şairliği bir arada yürütmüş bir şairdir. Göz hekimliğinde uzmanlaşarak Hakîm Sinân adıyla tanındı.
TDV İslâm Ansiklopedisi onu klasik Türk edebiyatının kurucularından sayar ve özellikle mesnevi alanında, Hüsrev ü Şîrîn ile Har-nâme'de öne çıktığını belirtir. Her iki kaynak, ölüm tarihi üzerinde birbirinden farklı görüşler bulunduğunu kaydeder.
Hayatı ve yaşadığı çevre
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ne göre asıl adı Yûsuf Sinâneddîn'dir ve Şeyhî mahlasını Ankara'da Hâcı Bayram Velî'ye intisap ettikten sonra almıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi bu mahlası, Ankara'da Hacı Bayrâm-ı Velî ve Bursa'da Seyyid Nesîmî ile görüştüğü rivayetine bağlar ve babasının adını Ahmed Mecdüddin olarak verir.
Kütahya'da doğdu. TEİS doğum tarihini 773-778/1371-1376 arasına, Germiyan Beyi Süleymân Şâh dönemine koyar; TDV aynı yıl aralığını I. Murad'ın saltanatına bağlar. TDV maddesine göre İran'da Seyyid Şerif el-Cürcânî'nin yanında okudu.
Hekimlikte, özellikle göz hekimliğinde uzmanlaştı. TEİS, Çelebi Mehmed'in gözünü tedavi ettikten sonra re'is-i etibbâ tayin edildiğini, ayrıca Kütahya'da attarlık ve Dumlupınar Camii'nde hatiplik yaptığını yazar. TDV, 1415'te Sultan Mehmed'in gözünü tedavi etmesiyle Hekim Sinan olarak ün kazandığını, Germiyan Beyi II. Yâkub Bey'in hekimliğini yaptığını ve daha sonra Osmanlı sarayının ilk hekimbaşısı olduğunu belirtir.
Ölüm tarihi kaynaklarda birleşmez. TEİS 834/1431 dolaylarını verir ve farklı kaynaklarda 830/1426-27 ile 887/1482-83 arasında değişen tarihler bulunduğunu söyler. TDV, Fâik Reşad'ın 826/1423, Sicill-i Osmânî'nin 829/1426, Mecelletü'n-nisâb'ın 855/1451 tarihlerini verdiğini aktarır; Köprülü ve Uzunçarşılı ise 832'de ölen Yâkub Bey'e mersiye yazdığını dikkate alarak bu tarihten sonra öldüğünü belirtmiştir. Türbesi Kütahya'dan yedi kilometre uzaktaki Dumlupınar'dadır.
TDV maddesine göre Dîvânı on beş kaside, dört terciibend, iki terkibibend, bir mesnevi, iki müstezad ve 202 gazelden oluşur. 6944 beyitlik Hüsrev ü Şîrîn ile 126 beyitlik Har-nâme öteki iki eseridir; TEİS Hâb-nâme ve Ney-nâme'nin henüz ele geçmediğini yazar. TDV, Har-nâme'nin çalışmaktan yorulmuş zayıf bir eşeğin besili öküzleri görüp onlara imrenmesini işlediğini söyler; eserin yazılış sebebi bu maddede açıklanmaz.
Şiir anlayışı ve dili
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Şeyhî'nin tasavvufu beşerî aşkla harmanladığını ve gazel sahasında Seyyid Nesîmî'den sonra şiirde tasavvufu mecazî aşkın içine adapte etme başarısını gösterdiğini yazar; aruz vezinlerinde yeknesaklıktan uzak tercihler yaptığını da belirtir.
TDV İslâm Ansiklopedisi onun zarif bir dile, zengin bir hayale ve canlı bir tasvir kabiliyetine sahip olduğunu, şiirlerinin Türkçe kelimeler bakımından zengin sayıldığını kaydeder.
Har-nâme'nin konusu TDV maddesinde çalışmaktan yorulmuş zayıf bir eşeğin besili öküzleri görüp onlara imrenmesi olarak verilir; eserin hangi olay üzerine yazıldığı bu maddede söylenmez ve bu kayıtta da bir sebep atfedilmemiştir.
Başlıca eserleri ve şiirleri
- DîvânTDV maddesine göre on beş kaside, dört terciibend, iki terkibibend, bir mesnevi, iki müstezad ve 202 gazel.
- Har-nâme126 beyitlik mesnevi; konusu zayıf bir eşeğin besili öküzleri görüp onlara imrenmesidir.
- Hüsrev ü Şîrîn6944 beyitlik mesnevi; TDV maddesine göre Türk edebiyatında yazılan ikinci Hüsrev ü Şîrîn mesnevisidir.
- Hâb-nâme ve Ney-nâmeTEİS maddesine göre adları bilinen fakat henüz ele geçmemiş eserler.
Edebiyat tarihindeki yeri
TDV İslâm Ansiklopedisi Şeyhî'yi klasik Türk edebiyatının kurucularından sayar ve ona Hüsrev-i şuarâ ile şeyhü'ş-şuarâ denildiğini kaydeder; TEİS ise gazelde tasavvufu mecazî aşkın içine adapte etme başarısını Seyyid Nesîmî'den sonra ona bağlar.
Hayat bilgileri TEİS kaydı temel alınarak özetlendi; kesin olmayan biyografik ayrıntılar kesin hüküm olarak sunulmadı.
TEİS kaydını aç ↗