DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Ahmet Hâşim/Nehir Üzerinde
Şiir · 19.–20. yüzyıl

Nehir Üzerinde

Eylül akşamında Dicle üzerindeki yolculuğu sarı ışık, sessizlik ve matem imgeleriyle kuran şiir; nehir manzarasını hüzünlü bir yüz ve sonunda konuşmayan aya yönelen ağıda dönüştürür.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Akşam… Sarı bir hasta semâ… Bir

    Sisler gibi tutmuş yine sahilleri eylûl,

    Bir gibi durgun yine Dicle,

    Sessizliği olmuş yine rü’yâlara hacle.

    1Akşam... Sarı, hasta bir gökyüzü... Sebebi bilinmeyen bir keder...

    2Eylül, sisler gibi kıyıları yine kaplamış;

    3Dicle yine yaldızlı bir hüzün gibi durgun,

    4onun sessizliği rüyalar için bir gelin odası olmuş.

    Kesik cümleler manzarayı tamamlanmış bir tablo yerine parça parça duyulan bir ruh hâli olarak verir. Sarı gökyüzü hastalıkla, Dicle ise yaldızlı hüzünle birleşir. Nehrin sessizliği rüyaların içine kapanacağı bir gelin odasına dönüşerek hem mahrem hem de tekinsizdir.

  2. 2

    Faslın yeni lerzişleri her sâyede mahsûs,

    Gûyâ ki uyur kalb-i tabiatta bir “efsus!”

    Her şey o kadar gamlı, soluk, mübhem ü ,

    Gûyâ ki ölür hüzn-i sevâhilde perîler…

    1Mevsimin yeni ürperişleri her gölgede hissediliyor;

    2sanki tabiatın kalbinde bir ‘yazık’ sözü uyuyor!

    3Her şey öylesine kederli, solgun, belirsiz ve ışıksız ki

    4sanki kıyıların hüznü içinde periler ölüyor...

    Sonbahar doğrudan adlandırılmak yerine gölgelerdeki ürperişle bedensel olarak sezdirilir. Tabiatın kalbinde uyuyan ‘efsus’, bütün manzaraya söylenmemiş bir yakınma verir. Perilerin ölümü, fiziksel mevsim değişimini masalsı güzelliğin sönüşü hâline getirir.

  3. 3

    Çıkmıştık o gün Dicle’ye, sessizce kürekler

    Nehrin zehebî sîne-i emyâhını yırtar,

    Ağlardı o altın suyun üstünde bir âhenk,

    Serperdi o bî-kes sese akşam sarı bir renk,

    Gûyâ ki o gün Dicle’nin üstündeki mâtem,

    Âfâka sürükler sarı güller, kırizantem…

    1O gün Dicle'ye açılmıştık; sessiz kürekler

    2nehrin altın renkli su göğsünü yarıyordu.

    3Altın suyun üzerinde bir ezgi ağlıyor,

    4akşam o kimsesiz sese sarı bir renk serpiyordu.

    5Sanki o gün Dicle'nin üzerindeki yas

    6ufuklara sarı güller ve krizantemler sürüklüyordu...

    Küreklerin suyu yırtması yolculuğa hafif bir şiddet katar; buna karşı nehir altın bir göğüs gibi canlıdır. Sesin ağlaması ve akşamın o sese renk serpmesi duyuları birbirine geçirir. Sarı çiçekler, su üstündeki manzarayı açıkça bir cenaze törenine yaklaştırır.

  4. 4

    Solmuştu onun hüzn ile simâ-yi berîni,

    Bir ince tül altında duran zülf-i zerîni;

    1Onun güzel yüzü hüzünle solmuştu;

    2altın renkli saçı ince bir tülün altında duruyordu.

    Manzaranın ardından aniden beliren kadın yüzü, Dicle üzerindeki hüznü insan bedeninde toplar. Yüzün solgunluğu ile altın saçın ince tül altındaki görüntüsü, önceki sarı ve sisli renk düzenini sürdürür; kişi ile sonbahar birbirinin görüntüsü olur.

  5. 5

    Akşamları enfâsına düşmüş uçuşurken

    Sarmıştı o sâkin yüzü bir gölge semâdan

    Dalmıştı o gözler ebediyetlere… Yorgun,

    Yorgundu o gözlerle bakan rûh-ı melûlün;

    Akşam gibi âsâbı geren reng-i garibi…

    1Akşamlar nefeslerine düşüp uçuşurken

    2gökyüzünden inen bir gölge o sakin yüzü sarmıştı.

    3O gözler sonsuzluklara dalmıştı... Yorgundu;

    4o gözlerden bakan kederli ruh da yorgundu.

    5Akşam gibi sinirleri geren garip bir rengi vardı...

    Yüzü saran gölge dışarıdaki gökyüzünü kişinin içine taşır. Gözlerin sonsuzluğa dalışı dingin değil, iki kez yinelenen ‘yorgun’ sözüyle ağırlaşmış bir uzaklaşmadır. İkinci tanıkla doğrulanan ‘âsâbı geren’ sözü, akşam renginin yalnız göze değil sinirlere de işleyen bedensel gerilimini açık eder.

  6. 6

    Gûyâ ki kamer!.. Sendin onun rûh-ı necîbi,

    Sendin ki eden hüznünü mehtâba müşâbih;

    Her şey o nazarlarda semâlarla müşâfih,

    Her şey sana bir parça yakın, sâf, ebedîdi,

    Sâhilde ezân seslerinin aks-i medîdi,

    Bî-tâb uzanırken dönüyorduk… Yine sâkin

    Mübhem, sarı yıldızları bir leyl-î hazânın,

    Tenhâ sular üstünde açıp titreşiyorken,

    Artık daha vâzıhtın o gözlerde kamer, sen!

    1Sanki ay!.. Onun soylu ruhu sendin;

    2onun hüznünü ay ışığına benzeten sendin.

    3O bakışlarda her şey göklerle sınır komşusuydu;

    4her şey sana biraz yakın, temiz ve sonsuzdu.

    5Kıyıda ezan seslerinin uzayan yankısı

    6güçten düşmüş hâlde yayılırken dönüyorduk... Yine sakin,

    7belirsiz, bir sonbahar gecesinin sarı yıldızları

    8ıssız suların üstünde açılıp titreşirken

    9sen, ay, artık o gözlerde daha belirgindin!

    Ay, kadının soylu ruhunun gökteki karşılığına dönüşür; onun hüznü mehtaba benzetilerek karanlık içinde aydınlık bir görünüm kazanır. Ezan yankısı yolculuğa uzaklık ve zaman duygusu katar. Sarı yıldızlar titrerken ayın gözlerde belirginleşmesi, bütün tabiatın tek bakışta toplanmasıdır.

  7. 7

    Ey sen, ey onun rûhu ve ey mâtem-i seyyâl,

    Ey şimdi bakan hüznüme, âh ey !

    1Ey sen, ey onun ruhu ve ey akıp giden matem;

    2ey şimdi hüznüme bakan, ah, ey dilsiz ay!

    İkinci tanıkla doğrulanan ‘onun rûhu’ tamlaması, son seslenişte ayı hem kaybedilen kişinin ruhu hem akıp giden yasla birleştirir. Konuşmayan ay yalnız bakar; şiir de insan yüzünde toplanan nehir, sonbahar ve matem imgelerini cevapsız kalan bu hitapla kapatır.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'ın 141046 numaralı sabit revizyonundaki şiir gövdesi ana tanıktır. Ana oldid'deki ‘Âfaaka’, ‘a’sab]ı’, ‘üstendi’ ve ‘ru’ dizgileri, Gürbüz'ün Piyâle 2005 s. 58-59 aktarımına dayanan bağımsız tanığıyla ‘Âfâka’, ‘âsâbı’, ‘üstünde’ ve ‘rûhu’ olarak düzeltildi. Bağımsız tanık yalnız araştırma amacıyla künyelendi; yeniden dağıtım hakkı ileri sürülmez. Şablon, kategori, künye ve vezin satırı çıkarıldı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirGece Yarısı
Ve ansızın suya etmekle mâh-ı dûr sukut
Ahmet Hâşim · Şiir

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

gam-ı mechûl

Sebebi bilinmeyen keder

hüzn-i müzehheb

Yaldızlanmış, altın renkli hüzün

lerziş

Titreme, ürperiş

bî-fer

Işıksız, parlaklığını yitirmiş

sîne-i emyâh

Suların göğsü; nehir yüzeyi

rûh-ı melûl

Kederli, mahzun ruh

aks-i medîd

Uzayıp giden yankı

kamer-i lâl

Dilsiz, konuşmayan ay