Sâkî katınca bâde-i şâdî-i mâye âb
Meyhane sahnesiyle açılıp melâmet yoluna çıkan bir gazel. Aradaki beyitler sevgilinin azarını, cansız güzelliklere tapmanın boşluğunu ve gönlün ceza içmeye alışmasını sıralar; makta bir yol tarifiyle biter.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Sâkî katınca bâde-i şâdî-i mâye âb
Gûyâ ki seddolundu safâ-yı rübâba bâb
1Sâki, neşe mayası olan şaraba su katınca
2sanki rebabın safasına giden kapı örüldü.
- 2
Her elfi nahl-i tûr-ı tecellâya benzedi
Verdikce nûr-ı dîde hurûf-ı kitâba tâb
1Her elifi Tûr'daki tecelli fidanına benzedi,
2göz nuru kitabın harflerine parlaklık verdikçe.
Beyit okuma eylemini bir vahiy sahnesine bağlar: Musa'nın Tûr'da gördüğü yanan ağaç, sayfadaki dimdik elife benzetilir. Asıl buluş yön değişimidir: harfi aydınlatan kitap değil okuyanın gözüdür, tecelli okurun bakışından doğar.
- 3
Gamzeñ nihâni etmese gâhî nüvâzişi
Billâh dil götürmez idi bu itâba tâb
1Yan bakışın ara sıra gizlice okşamasaydı,
2vallahi gönül bu azarın acısına dayanamazdı.
Sevgilinin iki yüzü aynı beyitte bölüşülür: açıkta itâb, yani azar; gizlide nüvâziş, yani okşayış. "Nihâni" kelimesi bu ikinci yüzün başkalarından saklandığını söyler ve âşığa gizli bir imtiyaz tanır. Yemin ("billâh") ifadeyi bir iddiadan tanıklığa yükseltir.
- 4
Arz-ı ser etme hançer-i ser-tîz aşkına
Ey dil bu pehlivanlıgı bâri niyâya yab
1O sivri uçlu hançerin aşkına başını uzatma;
2ey gönül, bu pehlivanlığı bari yakarışa sakla.
"Ser" kelimesi dizenin iki ucunda çalışır: bir yanda uzatılan baş, öbür yanda hançerin "ser-tîz", yani sivri ucu. Gönle verilen öğüt cesareti değil hedefini değiştirmesini ister. Kaynaktaki "niyâya yab" okuyuşu belirsizdir, anlam bu doğrultuda verildi.
- 5
Cevrinle telh-kâmlık eksik degil dile
Tâs-ı derûn mudur bu zakum-ı ıkabe kâb
1Cevrinle gönülden ağız acılığı hiç eksik olmuyor;
2içimdeki tas mıdır bu ceza zakkumuna kap olan?
Ağız tadı mazmunu tersine çevrilir: gönül sürekli acı tadar. İkinci dize bunu bir mutfak sorusuna dönüştürür ve cehennem ağacı olan zakkumu içeriye taşır; şairin iç dünyası, cezanın servis edildiği kabın kendisi olur. Soru biçimi, suçlamayı sitem düzeyinde tutar.
- 6
Bî-hûde kılma nev'-i cemâda perestişî
Bir -ı âfet-i şîrin-hitâba tab
1Cansız cinsten olana boş yere tapınma;
2tatlı sözlü, afet gibi bir işveciye tap.
Beyit bir put kırma çağrısı gibi başlar: "cemâd", taş ve maden gibi cansız varlıkların adıdır. Karşısına konan şey soyut bir hakikat değil, konuşan ve işve eden bir güzelliktir. Son kelime kaynakta şapkasız "tab" yazılmıştır; emir okuyuşu ilk dizedeki yasağa dayanıyor.
- 7
Cûyâ-yı şâh-râh-ı emel olma
Ekrem tarîk-ı aşk-ı -nisâba sab
1Sakın emelin ana yolunu arayan olma;
2Ekrem, melâmet payeli aşkın yoluna sap.
Makta iki yolu karşı karşıya koyar: geniş, işlek "şâh-râh" ile dar "tarîk". Birincisi hırsın, ikincisi kınanmayı göze alan melâmetin yoludur. "Zînhâr" uyarısı öğüt tonunu son kez yükseltir; mahlas, tavsiyenin muhatabını şairin kendisi yapar.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142831 numaralı sürüm esas alındı. Gövdenin ilk satırı "İbtidâ-yı Gazeliyyât" bölüm adıdır, dize sayılmadı; geriye on dört dize yani yedi beyit kaldı. Nüsha kafiye kelimelerini tutarsız yazıyor: aynı gazelde "âb", "bâb", "tâb" şapkalı, buna karşılık "yab", "tab" ve "sab" şapkasızdır; düzeltilmedi. Dördüncü beyitteki "niyâya yab" ile altıncı beyitteki "hitâba tab" okuyuşu kaynakta kesin değildir, günümüz Türkçesinde en savunulabilir anlam verildi ve ilgili yorumlarda belirtildi. Birkaç dize kalıbın bir iki hecesi eksiğiyle duruyor; nüshanın eksiği olarak bırakıldı. Mahlas kaynakta "* Ekrem *" biçiminde yıldızlıdır; yıldızlar atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Şaraba su katmak somut bir meyhane hareketidir; beyit bunu kapının örülmesine benzeterek anlık bir hayal kırıklığını mimari bir engele çevirir. Musiki de zarar görür: rebabın vereceği safa, kadehin sulanmasıyla ulaşılmaz olur. Meclisin üç unsuru tek darbede bağlanır.