İrfan şiirleri
74 şiir · 37 şair
İrfan, bu şiirlerde biriktirilen değil tanınan bir şeydir. Seyyid Nesîmî'nin “Bir kişinin sorma aslın, izzetinden bellidir” dizesi ölçüyü soydan davranışa taşır: kimin ne olduğu, irfan meclisinde nasıl durduğundan anlaşılır. Bilgi burada bir kayıt değil, bir görünürlüktür.
Muhyiddin Abdal'ın “Ariflerin sohbeti candan olur” diye açılan şiiri bu bilginin nasıl aktarıldığını söyler: kitapla değil sohbetle. Ama aynı şiir aktarımın sınırını da koyar — hazineyi bulan onu açığa vurmayacaktır, çünkü açığa vurmak kavga getirir. İrfan hem paylaşılması hem saklanması gereken bir şey olarak kurulur.
Nâbî aynı kelimeyi bir arz talep meselesine çevirir: hüneri olan bir şehirde bir arif bulur, yiğit ise her köyde birkaç tane vardır. Ariflik kıtlığı burada bir şikâyet değil, değerin ölçüsüdür.
Sayfadaki sekiz şiirin beşi Recaizade Mahmut Ekrem'in ve hepsi Nağme-i Seher'den. Ekrem kelimeye bir ahlak şartı ekler: “Kimki kavlinde sebât-âver-i peymân olmaz” diye başlayan gazel, sözünde durmayanın akılla da ilimle de irfanla da insan olamayacağını söyler. Dört şairde aynı kelime dört ayrı yere yerleşiyor: yüze, meclise, pazara ve verilmiş bir söze.
74 şiir

